← Back to list

Fenerbahçe’nin Harcanan Potansiyeli

İnsan 30'lu yaşlara adım atıp da acı verici bir olayla yüzleştiğinde, istemsizce şu refleks gelişir: Durur ve kendine şunu sorar: “Ben ne…

Batu-Wan Kenobi · 2026-05-28 04:15 · 0 claps · 7.6 min read
#fenerbahçe #fenerbahce #sosyoloji #futbol #sports
Open on Medium ↗
Wiki topics: MM · Multimodal & Generative Media 🏆 · Sports · General

Fenerbahçe’nin Harcanan Potansiyeli

İnsan 30'lu yaşlara adım atıp da acı verici bir olayla yüzleştiğinde, istemsizce şu refleks gelişir: Durur ve kendine şunu sorar: “Ben ne yapıyorum?” Bundan sonra dönüp geçmişi irdelemeye başlar. Yaptıklarını, hayatını, işini, etrafındaki insanları, fikirlerini, görüşlerini, ideallerini sorgular. Sonra çocukluğunu hatırlar; ona biçilen hayatı, hayallerini, potansiyelini. Bu çapraz sorgulama sonunda da iki farklı sonuca varır. İlki; ben hayatımı yanlış yaşadım ve bulunduğum noktada direksiyonu kırmak artık mümkün değil. İkinci bir görüş olarak da; evet, ben hayatımı yanlış yaşadım ama her şeyi daha iyi hâle getirmek hâlâ mümkün.

Spor kulüpleri, partiler, gruplar, vakıflar, dernekler… Bunlar aynı zamanda kolektif bir zihindir. Aynı şeye gönül vermiş insanların aynı noktada buluştuğu yerlerdir. Dolayısıyla bu yapıların insandan ayrı düşünülmesi de söz konusu değildir. O yüzdendir ki; Fenerbahçe bize benzer. Yine o yüzdendir ki Fenerbahçe, Türkiye’ye benzer.

Zamansallık konusu bireysel bazda bakışımızdan biraz değişse de Fenerbahçe de potansiyelinin altında kalmıştır. Şanslıdır ki; ilk paragrafta bahsettiğim görüşlerden “Her şeyi daha iyi hâle getirmek hâlâ mümkün” düşüncesi Fenerbahçe için çok daha geçerlidir. Bunu biraz açmak lazım. Maddeler hâlinde sıralamak, okumak ve anlamak açısından daha elverişli olacaktır:

1- Dünyada hiçbir kulübün çevresinde, bu kadar yüksek düzeyde mali katkı verebilecek iş insanları yoktur. 2- Yine maddi katkı yapmaya hazır, bu kadar yüksek sayıda bir taraftar kitlesi az bulunur. 3- Devletin ve siyasilerin bir propaganda aracı olarak futbolu kullanması, aslında kullanılabilir bir avantajdır. Bunu biraz açmak gerekirse; dünyanın her yerinde devletler futbol kulüplerine belli dönemlerde avantaj sağlayan destekler vermiştir fakat hiçbiri Türkiye’deki kadar süregelen ve arsız bir şekilde değildir. Devlet, özellikle Galatasaray’a çok büyük destekler vermiş ve bir terazi yaratmak amacıyla Fenerbahçe’nin de birçok ihtiyacını görmüştür. Bugün birçok Fenerbahçeli, Galatasaray’ın kayrıldığını düşünüyor. Bu doğru, fakat Fenerbahçe de kayrılıyor. Sürekli kendini Galatasaray’la kıyaslamak yerine, doğru projelerle devletten daha çok kaynak alabilecek akılcı bir yönetim inanılmaz düzeyde bir gelir modeli yaratabilir.

Bu saydığım 3 büyük avantajı Fenerbahçe yıllardır, on yıllardır kullanamıyor. Fenerbahçe bu avantajlardan maksimum faydayı almak yerine kötü yönetimlerle “Galatasaray’ın kayrıldığı” fikrini ön plana koyarak futbol alanında başarısız değil, akıl almaz derecede rezalet bir süreç geçiriyor. En son elde edilen lig şampiyonluğu 2013–2014 sezonunda geldi. 2025–2026 sezonunu da tamamladığımıza göre 12 yıldır bu takım şampiyon olamıyor ve Avrupa’da başarı olarak nitelendirebileceğimiz herhangi bir done yok. Şimdi gelin bunların sebeplerine derinden bakalım:

“Fenerbahçe neyse Türkiye de odur.” O kadar doğru bir cümle ki konuya nereden gireceğimi aslında net bir şekilde bilmiyorum. Bugün Türkiye; adalet temeli çökmüş, hukuksuzluğun kol gezdiği, doğru ile yanlışın iç içe geçtiği, başarıya giden yolda her şeyin mübah olarak görüldüğü, kazananın haklı sayıldığı, gücün hangi kaynaktan beslenirse beslensin ilahlaştırıldığı bir ülke. Ülke vatandaşlarının, dolayısıyla Fenerbahçelilerin de bu süreçten etkilenmemesi mümkün değil. Bu yüzden bütün Fenerbahçelilerde tek bir beklenti var: Şampiyonluk. Ne şekilde geldiği önemli değil, nelerin kaybedildiği, nelerden vazgeçildiği önemli değil. Fenerbahçe’de kolektif olarak tek bir hedef var, o da şampiyonluk. Bu da zihinleri sürekli olarak kısa vadeli çözümlere, hedefe giden en kısa yollara itiyor. Şaka değil, Fenerbahçe taraftarının çok büyük bir kısmı bugün “gerekirse UEFA’dan ceza alalım, parayı basalım ve şampiyon olalım” fikrinde. Öyle bir arzu ki bu şampiyonluk, geri kalan kısım kimsenin umurunda değil.

Aziz Yıldırım 2018'deki seçimde Ali Koç’a yenildiğinde, taraftarın çok büyük bir kısmı yeni bir dönemin, bir yükseliş devrinin başladığına inanıyordu. Ali Koç’un ilk dönemleri temlikli gelirler, borç ödemeleri, düşük seviye kadrolar ve zor günlerle geçti. Gerek kendi koyduğu sermaye, gerekse yarattığı bazı gelir modelleri ile Fenerbahçe 2022–2023 sezonunda Jorge Jesus’u getirerek ve o zamana kadarki bonservis rekorunu kırarak ilk defa şampiyonluk için gerçekten iddialı bir yapılanmayla yola çıktı. Her şey iyi gidiyordu, Fenerbahçe şampiyonluğa son yıllarda hiç olmadığı kadar yakındı. Ancak devre arasında Jesus, isminin ağırlığının aksine yanlış yollara saptı. Brezilya milli takımı hayalleri, arkası kesilmeyen Arabistan teklifleri… Belli ki konsantrasyonu çok düşmüştü. Takım kalitesi de açıkçası harcanan paraya göre çok yüksek değildi. Takım büyük bir düşüş yaşadı ve şampiyonluğu Galatasaray’a kaptırdı. O güne kadar, çalıştırdığı her takımla genelde 1 yıllık sözleşme imzalayan ve genelde şampiyon yapan Jesus, Fenerbahçe’den adeta kaçarak gitti. Bu sezona biraz detaylı girdim, çünkü Fenerbahçe tarihinin kırılma noktalarından biri olduğunu düşünüyorum.

Bu sezonun arkasına Fenerbahçe iddialı, maliyetli ve şampiyon olabilecek kadrolar kurmaya devam etti. İsmail Kartal önderliğinde Tadic, Dzeko ve Fred’in yükünü çektiği 99 puanlı takım şampiyon olamadı. Sezon sonunda bir seçim vardı. 99 puan alan takımı aşağılayarak Aziz Yıldırım, Fenerbahçe için çarenin Mourinho olduğunu öne sürdü. Taraftar maalesef bu yemi yuttu. Bu seçimi kazanmak için artık Mourinho’yu Fenerbahçe’ye getirmek bir zorunluluktu ve Ali Koç, sadece seçimi kazanmak için elini çabuk tutarak onu Fenerbahçe’ye getirdi.

Mourinho bir felaketti. Mourinho çok büyüktü, onun futbolda bıraktığı iz Fenerbahçe’den bile büyüktü ama Fenerbahçe’ye gelen hâli sadece bir gölgeden ibaretti. Aslında bu, o gelmeden önce bile belliydi. Fakat taraftar buna çanak tuttu. “Mourinho is Mourinho” fikri hâkim oldu.

Bazen bu olur. Hepimizin hayatında olur. Mesela birini uzaktan çok severiz, ona karşı içimizde saplantılı duygular besleriz. Belli sebeplerden yollarımız birleşmez. Aradan yıllar geçer ve bir fırsat çıkar. Aslında çok yanlıştır ama o yola yine de gireriz. Mourinho da tam olarak böyle bir şeydi.

Nitekim Mourinho da şampiyonluğu getiremedi. Ertesi seneye Mourinho ile başlamak da ilginç bir karardı ama dünyanın en kötü karar veren insanı Ali Koç tarafından böyle uygun görüldü. Sonrasında ise hem Mourinho’yu yollayıp dünyada Fenerbahçe’ye en uygun olmayacak hoca olan Tedesco’yu getirdi, hem de seçimi Eylül 2025'e koydu. Seçimi Eylül’e koyması demek, yeni sezon planlamasını gelecek yönetimin yapamayacak olması demekti. Tedesco’yu da seçimden çok kısa bir süre önce getirerek, yeni yönetime Tedesco ile çalışma zorunluluğu getirdi beyimiz…

Galatasaray, önceki yıllara göre daha düşük viteste gidiyordu ve takımda bir doymuşluk vardı. Şampiyonluk için büyük fırsatlar, Fenerbahçe’nin önüne defalarca geldi. Devre arası yapılan yönetimsel yanlışlar, Tedesco’nun saha içi yanlışları ve futbolcuların akıl almaz hataları sonucunda Fenerbahçe şampiyonluğu yine bir şekilde kaybetmeyi başardı.

Yakın Fenerbahçe tarihine şöyle bir bakınca problemin en büyük kaynağının “şampiyonluk baskısı” olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe 12 yıldır şampiyon olamıyor ve her sene, “Bu sene kesinlikle şampiyon olmamız lazım” diyerek tekrar yola çıkıyor. Bu da her sene yeni transferler, yeni hoca, yüksek borç yükü ve istikrarsızlık demek. Zaten bu istikrarsızlık üzerine, takım kültürüne uygun olmayan teknik direktörler ve beceriksiz yönetimler eklenince “dünyanın en ziyan olan pastası” her sene Fenerbahçe pastanesinden dünyaya servis ediliyor.

Şimdi önümüzde yine bir seçim var. 6–7 Haziran tarihlerinde bizim pastaneye yeni bir şef atayacağız. Şefler tanıdık, çok uzaklardan gelmiş gizli hazineler değiller. Bir tanesi 20 yıl bu pastaneye şeflik yaptı, onu çok yakından tanıyoruz. Yeri geldi, iyi pastalar da çıkardı; bir dönem pastanemize az kalsın Michelin yıldızı bile ekliyordu. Fakat bu şefin bazı handikapları vardı. Bunlardan en belirgini egosu ve siniriydi. Yeri gelirdi müşteriyle kavga ederdi, müşterileri kovardı. Bazen çıkıp altındaki şefleri kovar ve “Onlar bir şey yapmadı, her şeyi ben yaptım” derdi. Sonra bir gün, işler fena da gitmezken bir şey oldu. Bu pastanede yapılan pastaların insan sağlığına uygun olmadığı söylendi gıda denetçileri tarafından ve başta şef olmak üzere birkaç kişi hapishanenin yolunu tuttu. Gün geldi, aklandı ve çıktı şef hapisten. Meğer yolun karşısındaki pastane iftira atmış bizimkilere. Bizim şef, çıktığında çok yorgundu. Pastaneye geldi ama eski hevesi yoktu. Zaten kötü olan özellikleri daha da ön plana çıktı. Pastane müşterilerini kaybetmeye başladı, öyle bir hâle geldi ki iş, pastanenin önünde birkaç adam “Bu pastaneye gitmeyin” diye propaganda bile yaptı. Şefin gücü yoktu ama gururu da pastaneden ayrılmasına engel oluyordu. Pastane kararını verdi ve şefle yolları ayırdı. Şef, bunu kendisine yediremedi. Ona göre o pastaneyi kendisi büyütmüştü, kendisi ünlendirmişti. O pastanedeki her bir fayansı bile ezbere bilirdi. O kadar kabullenememişti ki bu durumu, tek niyeti bir gün pastanenin başına şef olarak geri dönmekti. Şef o kadar ayarsızdı ki, onu hapse atanlarla ahbaplık bile yaptı. Yeri geldi pastaneyi denetçilere şikayet etti. Gerçi düşmanıyla ahbaplık yapan, onun davranışını da kopyalar…

Şimdi seçim var ya, işte adaylardan biri bu şef. Diyor ki, “Ben yaptım, yine yaparım.” Bakınca şunu görüyorsun: Artık zor yürüyor, eli ayağı tutmuyor, eskisi kadar sinirli görünmüyor ama egosundan hiçbir şey kaybetmemiş. Kendisini tanrı gibi görüyor olacak ki, altına bir de peygamberler atamış. Eski zamanlarda şef, peygambersiz bir dinin tanrısıydı. Bu peygamberler ise daha önceden tanıdığımız yetersiz adamlar; pastanede çeşitli görevler yapmış kişiler. Bazılarına da pasta işi iki gömlek büyük gelir. Şef o kadar çaresiz ki, bu adamları bize kurtarıcı gibi tanıtıyor.

Seçimdeki diğer adaya dönersek, bu adamın pasta çıkartabileceğine dair inancımız bile çok düşük. Kötüsünü geçtim, çıkacak şey pasta olur mu herkeste derin soru işaretleri var. Eski şeften o kadar bıkmışız ki, bu adamı seçmek istiyoruz ama bize öyle şeyler anlatıyor, öyle bir pasta tarifi veriyor ki ne canımız çekiyor o pastayı, ne de o malzemelere ulaşmamız mümkün. Bu şef adayı biraz saftirik ama bir yandan da çok istekli. Gidip, Michelin yıldızlı restoranların, pastanelerin şeflerinden tarifler alıyor. Bu adamın iyi bir özelliği var aslında. Bugüne kadar herkesle iyi geçinmiş, çevresi geniş. Net fikirleri ve desteksiz bir altyapısı var ama çok inatçıya da benzemiyor. Özetle, bizim istediğimiz pastayı çıkaracağa pek de benzemiyor.

Pastane metaforu biraz sıktı sanki, gerçek hayata dönersek Fenerbahçe yıllardır kötü yönetimler arasında seçim yapıyor. Verilen vaatler yine hep günü kurtarmak adına. 6–7 Haziran’da yapılacak seçim de yine kötü bir seçim. Galiba yazının başında bahsettiğim “potansiyelimin altında kaldım” fikrinde taraftarın mutabık kalabilmesi için kulübün başına kötü bir şey gelmesi gerekli. Ne olması gerektiğini bilmiyorum ama artık uykudan uyanmamız sizce de gerekmiyor mu? Belki de net bir kötü olaya ihtiyaç bile yoktur. Yıllardır yaşadıklarımızın toplamı ve hâlâ seçimlere bu kadar kötü adaylarla giriyor olmamız birçok kişide bahsettiğim farkındalığı yarattı bile.

Şu ses bir yerlerden geliyor sanki: “Wake up Neo”. Gelecek yıl bir seçim daha olacak ve bu ses daha güçlü çıkacaktır. O vakit geldiğinde hangi hapı seçeceğiz? Mavi hapı alıp, yine bir şampiyonluk türküsüyle ehvenişer bir ikincilik mi? Yoksa kırmızı hapı alıp gerçeklerle yüzleşerek, olması gerekenin yoluna düşmek mi?


메타데이터
post_id
bd7fb3fcdd66
slug
fenerbahçenin-harcanan-potansiyeli-bd7fb3fcdd66
url
https://medium.com/@batuwankenobi/fenerbah%C3%A7enin-harcanan-potansiyeli-bd7fb3fcdd66
canonical_url
https://medium.com/@batuwankenobi/fenerbah%C3%A7enin-harcanan-potansiyeli-bd7fb3fcdd66
author_url
https://medium.com/@batuwankenobi
status
ok
fetched_at
2026-07-23 16:52:19