← Back to list

Bir İnsan Ölünce Kaç Dünya Kapanır?

eyigitg in Türkiye Yayını · 2026-06-24 10:16 · 150 claps · 2.8 min read
#culture #literature #medium-turkish #philosophy #writing
Open on Medium ↗
Wiki topics: PHI · Philosophy LIT · Literature & Writing CUL · Culture & Media

Bir İnsan Ölünce Kaç Dünya Kapanır?

Yakın zamanda babam öldü, olabildiğince memleketimizdeki kabrine gittim, gidiyorum. İlk başlardaki kabullenememe, isyan, şaşkınlık, yasın fiziksel acısı ve derin keder hâli zamanla yerini “Bu kadar dolu bir hayat nasıl yok olabilir?” sorusuna bırakmaya başladı. Babam bilgili, görgülü, cömert, hâli vakti yerinde olmasına karşın maddeye tamah etmeyen, mânâ ile hemhâl biriydi. Ne oldu şimdi, bu kadar insanı insan yapan iyi hasletler? Ne yani toprağın altında çürüyecek mi şimdi bunların hepsi diye düşünür oldum. İlber Ortaylı’yı çok severdim, onun ölüm haberini alınca da aynı şeyi düşündüm. Çünkü o insanın kafasında koca bir târih, bilgi, hafıza vardı. Bir insanın bütün bilgisi, birikimi, karakteri.. Bunlar gerçekten yok mu oluyordu? Nereye gidiyordu, peki o boşluk nasıl dolacaktı, ya da dolar mıydı? O insanın dünyâsı şimdi neredeydi?

Zihnim bir süre bunu anlamaya çalıştı. Hâlâ anlamış da değilim!

Çünkü ölüm gerçekten insan aklı için radikal bir kopuş, çıldırmamak elde değil.. Yas böyle bir şeymiş zaten, sürekli değişen, her virajda bambaşka bir manzaranın açıldığı, bitimsiz, genelde dağınık, çirkin, tekrarlı ve aptalca bir hâl.

Bu soru neredeyse bütün büyük yazarların yas metinlerinde de çıktı karşıma. C.S. Lewis A Grief Observed’da karısının ölümünü hiç unutamam, Tanrı’nın kapıyı suratına çarpması ve onun yokluğunun gökyüzü gibi, her şeyi kapladığını, bedenini şimdi bomboş bir ev gibi târiflemişti.

Ama tabii ki göz ardı edemem burada önemli bir şey de var; insanların bilgi ve etkisi bedenleriyle sınırlı kalmıyor. Yazdıkları, yetiştirdikleri insanlar, öğrettikleri, bıraktıkları düşünceler..

Bence bunlar dünyâda kalıyor.

Ama en çok Ömer Hayyam’ın ya da ona atfedilen o rubâîsi bu sorunun en çıplak, en vurucu ifadesiydi sanki.. Diyordu ya;

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.

Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.

Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.

Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.”

Bu dörtlük, bin yıldır aynı boşluğu, aynı kaygıyı dillendirmiyor mu? Bilinç yoksa dünya da yok en azından benim için var olan hâliyle yok. Gidenin gözünden, kokusundan, tadından, acısından, sevincinden arınmış bir dünya, sanki hiç var olmamış gibi. Babamın gidişiyle birlikte o güller, serviler de benim dünyâmdan bir parça silinmiş gibi oldu. Oysaki bu bakış, felsefede idealist veya fenomenolojik bir damara çok yakın. Dünya, nesnel ve dışarıda duran bir şeyden çok, bilinçte ortaya çıkan bir deneyim gibi. Bu düşünceyi en açık biçimde dile getirenlerden biri de Schopenhauer’dır meselâ. Onun ünlü ifâdesiyle “Dünya benim tasavvurumdur.” Yani dünya, ancak onu deneyimleyen bilinçle birlikte anlam kazanır. Ama Ömer Hayyam bunu filozoflar gibi teorik bir dille değil, daha acımasız, daha şarap kokulu ve daha şiirsel bir biçimde söylüyor. Benim algım, düşüncem, hissim yoksa o güzellikler de, acılar da, her şey de yok oluyor.

Hissedilen boşluk da tam buradan besleniyor. Gidenin insan yapan şeyleri, o nezâket, o bilgi, o bakış benim bilincimde anlam kazanıyordu. O bilinç parçası gidince, sanki o nitelikler de yok oluyor. Çünkü bir insan ölünce yalnızca o kişi gitmiyor.

Onunla kurduğun dünya gidiyor, onun seni gördüğü dünya gidiyor, onun anlattığı hikâyeler gidiyor. Benim için asla böyle değil desem de, ne çare ki çok acımasız da olsa bu feryâda gerçekte en dürüst, modern bir şerh düşecek olsam evet bir dünya kapanıyor. Acıyı çeken, o devâsâ kütüphânenin kapandığını dışarıdan izleyen, bunu sağaltmaya, anlamlandırmaya çalışan benim.

Bu düşünce Hayyam’ın rubâîsiyle neredeyse aynı noktaya dokunuyor. Ben yokum, bilinçle kâim olan benim dünyâm yok. Çok ilginç çünkü arada 900 yıl var. Arada tesadüf yok, insan aklı ölüm karşısında hep aynı duvara çarpıyor ve dünya dediğimiz şey, aslında bir deneyim ufku. Ve bir bilinç kapanınca o ufuk da kapanıyor.

Fakat Hayyam’ın rubâîsindeki teselli şu;

O yok oluş, evrensel bir gerçek. Herkesin dünyâsı kendi beniyle sınırlı. Dolayısıyla o boşluk, aslında herkesin paylaştığı bir boşluk yalnız değilsin, ben de böyle çıldırdım diyor sanki..

Çünkü Hayyam bile bunu söylerken bir yandan şarap içiyor, sevgiliye bakıyor, ânı yaşıyor yani yokluğu kabul etse de, varken var olmanın tadını çıkarıyor. Belki bizim de yapabileceğimiz en sâhici şey bu hiç bilemiyorum ki. O boşluğu inkâr etmeden, onunla birlikte yaşamak. Gidenin izlerini taşımak, onları başkalarına aktarmak, belki yeni güller yetiştirmek ama hepsini, bir gün ben olmayınca hepsinin yok olacağını bilerek.

İnsan ne tuhaf gerçekten. Bir yandan ‘ben’i korumak için her şeyi yapıyor, öte yandan ben yok olunca her şeyin yok olacağını biliyor ve yine de seviyor, ağlıyor, özlüyor işte.. Tek yapabileceğimiz giden dünyâdan kalan parçaları kendi bilincimizde yeniden kurmak oluyor sadece..


메타데이터
post_id
be0e185262eb
slug
bir-i̇nsan-ölünce-kaç-dünya-kapanır-be0e185262eb
url
https://mediumturkiye.com/bir-i%CC%87nsan-%C3%B6l%C3%BCnce-ka%C3%A7-d%C3%BCnya-kapan%C4%B1r-be0e185262eb
canonical_url
https://mediumturkiye.com/bir-i%CC%87nsan-%C3%B6l%C3%BCnce-ka%C3%A7-d%C3%BCnya-kapan%C4%B1r-be0e185262eb
author_url
https://medium.com/@eyigitg
status
ok
fetched_at
2026-06-25 16:53:31