← Back to list

Ayran ve pipet

Bodrum, 9 Haziran 2019

Engin Yücel · 2020-12-07 18:33 · 0 claps · 9.7 min read
#efes #antik #domuz #artemis #gezi
Open on Medium ↗

Ayran ve Pipet

Bodrum, 9 Haziran 2019

Burnuna gelen güzel koku ile irkildi…

Burnuna gelen güzel koku ile irkildi…

Çalıların arasında uyuklarken burnuna gelen güzel koku ile irkildi yaban domuzu. Daha önce hiç böyle güzel bir koku duymamıştı. Birden ne kadar acıktığını hissetti, yavaşça yerinden kalktı ve sahil tarafından gelen bu çekici kokuya doğru hareketlendi. Hedefine yaklaştıkça insan sesleri de duymaya başladı, daha dikkatli olmalıyım diye düşündü. Çalıları sarsmadan, cüssesini küçültmeye çalışarak yavaşça yaklaştı sahile doğru ve kendisini saklamaya çalışarak çalıların arasından seslerin geldiği tarafa baktı. Batmakta olan güneşin kırmızı fonu önünde, kamp ateşi etrafında toplanmış insanları gördü. Seçebildiği kadarı ile balıktı yedikleri. Daha önce de balık yemişti domuz ama, onun yedikleri bu kadar güzel kokmuyordu. Bunlar yesin gitsin artanları da ben yerim diye düşündü önce, ancak koku o kadar güzeldi ki dayanamadı ve bütün cesaretini toplayıp hızla çıktı çalıların arasından, adamlardan birisinin elindeki balığı kaptı ve göz açıp kapayıncaya kadar geri dönüp yine çalıların içine daldı. Arkasından öfkeyle bağıran seslerden iyice uzaklaşıncaya kadar koştu koştu. Sesler kesilince durdu ve bir süre dinledi etrafı, arkasından gelen olmamıştı. İnsanlar çok çabuk pes ettiler diye düşündü. Oturdu afiyetle yedi balığı, hiç bu kadar yumuşak ve lezzetli bir balık yememişti daha önce, nedense biraz sıcaktı ama çok güzeldi. Doymamıştı fakat tekrar geri gidip bir balık daha kapmaya cesaret edemedi, insanlar bu sefer onu mutlaka öldürürdü. En iyisi bu kadarla yetinmek ve oradan uzaklaşmaktı, kalktı biraz ilerdeki ormanın içinde kayboldu. Sahildekilere döndüğümüzde, balığı çalmasına rağmen insanların domuzu takip etmeye hiç niyeti yoktu. Biraz şaşkın, ama epey sevinçliydiler, çünkü kafalarındaki sorunun cevabını bulmuşlardı sonunda.

Efes’in kurucusu Androklos

Efes’in kurucusu Androklos

Atina Kralının oğlu Androklos Ege Denizi’nin karşı sahilini keşfetmek için bir yolculuğa çıkmak istiyordu. Delfi kentinin Apollon tapınağındaki kahinlerini ziyaret edip onlara akıl danışmaya karar verdi. Kahinler ona, karşı sahile geçtiğinde bir balık ve domuz ikilisinin gösterdiği yere bir kent kuracağını söylediler. Androklos bu kehanete bir anlam veremedi ve yol boyunca düşünüp durdu. Karşı sahile vardıklarında, Küçük Menderes Nehri’nin denize ulaştığı koya girip karaya çıktılar. Çok üşümüşlerdi ve karınları da açtı, yolda tuttukları balıkları yemek için bir ateş yakıp etrafına otururdular. Androklos ateşin üstünden balıklardan bir tanesini aldı, tam yemeye başlayacağı sırada, aniden ortaya çıkan bir domuz balığı elinden kapıp kaçtı. Önce çok öfkelendi, ancak kehaneti hatırlayınca da domuzun arkasından koşan adamlarını durdurup onlara hikayesini anlattı. Şimdi ateşin etrafında artık hedefini bilen neşeli bir grup, ormanın bir yerinde de yediği balığın tadı damağında kalmış bir yaban domuzu vardı. İşte efsaneye göre Efes antik kenti böyle kuruldu. O yaban domuzu bir daha böyle lezzetli bir balık yiyebildi mi bilmiyoruz ama onun sayesinde kurulan kent kısa zamanda, kültürel, sanatsal ve ticari anlamda çok gelişti. Yunanlılardan sonra başta Roma olmak üzere bir çok medeniyete asırlarca ev sahipliği yaptı. Bir kaç defa yer değiştirdi bir kaç defa da yeniden kuruldu. Sonunda alüvyonların sahili doldurması nedeniyle liman özelliğini kaybedince önemini de tamamen yitirdi. Şimdi ülkemizin en çok turist alan ören yeri ve Dünya Mirası statüsüne sahip.

Efes Antik Kenti

Efes Antik Kenti

Şeker Bayramı’nda bizimle beraber olmak için Bodrum’a gelen Ayşe’nin artık bu tür yerleri görmesi ve yaşadığı toprakları tanıması, en azından bu yolda bir altyapı oluşturması gerektiğini düşündüğümüz için, Bayram kalabalığına rağmen Efes’i ziyaret etmeye karar verdik. Her zaman üç saat süren yol, bayram nedeniyle dört saatten fazla sürdü. Özellikle otobandan Selçuk sapağına girdikten sonra trafik çok sıkıştı ve süreyi uzatan da yolun bu kısmıydı. Ancak böyle özel tarihlerde Efes Antik Kenti otoparkına giriş ise tam bir eziyetmiş. Tam geldik artık dediğimde kısacık bağlantı yolu bir saate yakın sürdü, çünkü otopark ücretini girişte alıyorlar, oysa çıkışta alsalar ve gişe sayısını arttırsalar bu sıkışma olmaz.

Bu tür yerlerin kurumsal yapısının kalitesi ve insana ne kadar değer verdikleri sıkışık sezonlarda ortaya çıkar. Her türlü hesaplama maksimumlara göre yapılmalıdır, ancak bırakın bir planlama veya hesaplamayı, dünyanın en önemli ören yerlerinden birisi olan bu antik kentin ziyaretçi kabul alanlarında da her şey kendi kendine oluşmuş ve yıllardır da öyle devam ediyor. Tarifsiz bir otopark alanı, zemin toprak ve bu da etrafta uçuşan tozun en önemli nedeni. Otopark görevlilerinin giyim kuşamlarına ve davranışlarına baktığınızda değnekçilerden hiç farkı yok. Faytoncular ve taksiciler ise panayır alanındaki çığırtkanlardan farksız. Lokanta ve hediyelik dükkan görevlilerinden kurtulmayı başardıktan sonra ören yerine giriş biletini alacağınız gişe alanına ulaşıyorsunuz. Bu noktaya ulaştığımızda karşımızda büyük bir kalabalık vardı. Daha öce bir kaç kere daha geldiğimizde hep ölü sezondu ve ziyaretçi sayısı çok azdı, ülkemiz adına üzülmüştük, şimdi bu kalabalığı görünce sevindik.

Efes Antik Harabelerinin alt kapısından girmiştik, otoparkın devamındaki karşılıklı hediyelik eşya dükkanlarının sonunda beş, altı tane bilet gişesi olan bir kulübe var. Bilet aldıktan sonra geçeceğiniz giriş turnikeleri de bu gişe kulübesine dik konumda ve hemen yanında, iki yapı L şeklinde konumlanmış. Kulübenin son gişesi de turnikelerin yanına denk geldiği için iyice sıkışmış, önünde bir sıra oluşturmak olanaksız. Gişelerin her birinin önünde en az 50, 60 kişiden oluşan uzun kuyruklar turnikelerin önünü tamamen kapatıyor. Dolayısıyla turnikelerden geçmek isteyenler, beş, altı sıradan oluşmuş yaklaşık üç yüz kişilik bir insan kalabalığını, delerek içinden geçmesi gerekiyor. Bir başka deyişle gişelerin önündeki kuyruklar turnikelere girişi, turnikelerden geçmek için oluşan kuyruklar da gişelerin kuyruklarını engelliyor. Üstelik beklemekten, tarifsizlikten, sıcaktan, görevlilerin laubaliliğinden rahatsız, sabrı tükenmekte olan, sinirli bir topluluk bu. Kalabalığı oluşturan bir başka faktör de gelenlerin grup halinde kuyruğa girmeleri, hepsinin de yan yana durup sohbet etmeleri kuyrukları iyice düzensiz hale getiriyor. Gişe ve turnike kuyruklarının çakışması, kuyruk oluşumunu disiplinli hale getirecek şeritlerin kullanılmasını da engelliyor. Aslında sorunu oluşturan, gişelerin yanlış yerde konumlanmış olması. Bu durum ilk başta düşünülmediği gibi sahada yaşananlar da yetkililerin umurunda değil ve ziyaretçiler kendi dertleri ile başbaşa bırakılmış.

Kuyrukların nereden başladıkları belli değil, herkes bir acele birbirinin açığını yakalayıp önüne geçmeye çalışıyor, gişelere yaklaştıkça da ciddi bir karambol oluşuyor, bu da bizim ülkemizde bolca bulunan uyanık vatandaşlarımızın işine yarıyor. Araya girip sonra da araya girdi diye başkalarını suçlayacak kadar yüzsüzler hiç de az değil. Bu formasyonda bir kişi Efes gibi bir kültür alanını neden ziyaret ettiğini daha sonra içeri girince anlıyorsunuz, antik alanlarda selfie çekmek içinmiş. Gişeler sadece bilet, sadece müze kart ve hem bilet hem de müze kartı beraber satan gişeler olarak ayrılmış. Sadece bilet satan gişenin üstüne A4 kağıda “sadece bilet satılır” diye yazılmış fakat diğerlerinin ne sattığı belli değil, sormadan anlamak da olanaksız. Ancak kalabalıktan gişeye yaklaşamadığınız için de bu bilgiyi kuyrukta bekleyen ziyaretçi adaylarından öğrenmeniz gerekiyor. Uygun kuyruğu bulup sıraya girdim. Araya sızmaya çalışanlarla mücadele ede ede yarım saat sonra gişenin önüne gelmeyi de başardım. Tam o sırada gişe memuru kızımız beni bırakıp yanındaki arkadaşınla konuşmaya başladı, bir süre bekleyip yüksek sesle istediğim biletlerin cinsini ve sayısını söyleyince, hafifçe bana dönerek, itiraz etti. O kadar bekleyip tam iş bitti derken birisinin size itiraz etmesi, küfür edilmesinden daha berbat bir etki yaratıyor. Harika Türkçesinden anlayabildiğim kadarıyla, on iki yaşından küçükler için başka bir yere gitmem gerekiyormuş, bana orada yardımcı olurlarmış, öğretim görevlileri için de artık ‘bedava’ bilet verilmiyormuş. Sonra döndü yanındaki ile konuşmasına devam etti. Son gücümü de kullanarak kendime hakim oldum ve Füsun’la ikimize 65 yaş üstü, diğerlerine de tam bilet alıp kurtuldum. İstenen tam da buydu, ücretsiz geçiş hoşlarına gitmiyordu, İşletme yabancı uyruklu bir firmaya satılmıştı ve yeni işletmeci de son zamanlarda ihalelerde alışkanlık haline geldiği gibi anamızın hatırını sormasını iyi bilen birisiydi.

Ayran ve Pipet

Ayran ve Pipet

Nasıl olsa biletleri aldık, önce karnımızı doyuralım daha sonra gezeriz ören yerini diye kafelerden birisine girdik. Kızarmış patates takviyeli tostlarımız gayet yakışıklı tabaklar içinde geldi, yuvarlak masamız tabaklardan küçük olmasaydı daha iyi olurdu ama hayat bu işte, hiç bir şey mükemmel olmuyor. Tost makinasında ekmeği hamur yapmak çok zordur ama bu arkadaşlar başarmış… Hamur olmuş ekmekle içinde kaşar olduğunu tahmin ettiğim lastik kıvamındaki peyniri ayranın yardımıyla midemize indirmek de kolay olmadı, çünkü bir türlü pipetle ayran içmeye alışamadım. Ayran bizim kültürümüz ama pipet Coca Cola’nın, bu birliktelikte bir yanlışlık var bence. Nasıl olur da her şeyi, hem de her yerde bu kadar kötü yapmayı becerebiliyoruz ve karşılığında bize bir servet ödetiyorlar anlamıyorum, bu da bambaşka bir yetenek istiyor.

Her neyse, kalktık ve turnikelere doğru yürüdük, az önce gişe kuyruğu içindeyken turnikelere geçmek isteyenlere kızıyorduk, şimdi de turnikelere ulaşmak isteyen kişiler olarak gişe kuyruğunda olanlara kızıp ite kaka turnikelere ulaştık. Bugün bizi gişeciler ve turnikeciler diye ikiye ayırmayı becermişti buranın özelleştirilmiş üst aklı. Tamam bitti bu iş artık içeri giriyoruz derken, turnikeye okuttuğumuz 65 yaş üstü biletler çalışmadı, olabilir dedik iyi niyetle ve oradaki yetkili çocuğa sorunu anlattık. “Aaaa o biletlerin süresi 15 dakikadır” demez mi! 50 sene çalış, 70 yaşına kadar gel, sana 15 dakikalık bilet versinler…

Senin de, sürenin de, özelleştirmenin de diye başlayacaktım ki…

Başlayamadım elbette, bu kadar sıkıntıdan sonra tam da hedefe ulaşırken günü berbat etmemek lazımdı. O sırada arkamdan genç bir ses “Ben size yardımcı olayım” dedi. Döndüm baktım, kafasının üstünde kuş yuvası gibi saçı olan başka bir çocuk, güler yüzle bizi içeri aldı. Sonunda torpille de olsa mücadeleyi kazanıp içeri girmiştik. Bu zaferin sevinciyle bütün öfkem yok oldu. Yine de ören yerinin ölçülemez değeri ile o noktaya gelinceye kadar ziyaretçilere verilen hizmetin değeri arasında çok büyük fark var, her şeyden önce bu fark ören yerinin lehine kapatılmalı. Aksi taktirde Dünya’nın gözünde Anadolu’ya sahip olan bir ulus olarak buraya ait olmadığımız algısını daha uzun yıllar değiştiremeyiz. Ayranı pipetle içerek başaramayız bu işi. Üstelik içecek ayranımız yokken ha bire uçak aldığımız bu dönemde…

Celsus Kütüphanesi

Celsus Kütüphanesi

Arkeolojik alanlarda çalışmalar çok yavaş yürür, onun için eğer bir ören yerine sık giderseniz değişimi pek fark edemezsiniz. Buraya son olarak iki sene evvel geldiğimiz için kendi adıma yeni bir şey görmeyi pek beklemiyordum. Daha önce de söylediğim gibi amacımız Ayşe’ye Efes’i tanıtmak, arkeoloji mesleği konusunda fikir sahibi olmasını, tarih bilimi ile zamanın akışı konusunda da kafasında soruların oluşmasını sağlamaktı. Bir de yakın zamanda sahip olduğu telefonu ile fotoğraflar çekmesini bekliyordum ki bu son beklentim fazlasıyla gerçekleşti. Fotoğraf çekmenin bu kadar kolaylaşması ve yaygınlaşması çok güzel. Artık her şey belgeleniyor, bir sürü özel arşiv oluşuyor. Ayrıca insanlar konulara bir çerçeve içine alarak bakmayı öğreniyor. Ayrıntıları fark ediyor kişi, büyük resmi ıskalamadan elbette. Işığın her şey olduğunu öğrenir fotoğraf çeken, kaçırdığı zaman farkına varır ‘anın’ ne kadar değerli olduğu ve o an duyduğu pişmanlık ondan sonra hep uyanık olmasını sağlar, çelişkileri ve benzerlikleri görmeyi, bütün bunlar için de sabırlı olmayı öğrenir insan. Ama toplumun geneli için en önemlisi, daha önce de söylediğim gibi, bir sürü arşivin oluşması ve internet sayesinde bunlara kolayca ulaşılabilmesidir, her şeyin doğru kullanılması şartıyla elbette.

Yamaç Evler

Yamaç Evler

Bence Efes Antik Kentinde bir tane yıldız, bir tane de hayal kırıklığı vardır. Yamaç Evler tartışmasız son yılların yıldızıdır. Günümüze kadar bu kadar iyi durumda gelmesi ise büyük bir şans. Efes kentinin arkeolojik bütünlüğü içinde farklı bir katman izlenimi bırakır insanda. Roma zenginlerinin yaşamını serer gözler önüne. Bu sınıfın ne kadar konforlu bir hayat tarzı olduğu şaşırtır insanı ve bu olanakları nasıl elde ettiklerini merak eder insan. Efesli elitler tarafından belediyeye misafir ağırlaması için bağış olarak yapıldığı söyleniyor bu yapıların, demek ki sermaye belediye ilişkileri antik zamanlarda bile varmış, yani epey köklü bir kültürmüş bu. Evlerde kullanılan malzemelerin kalitesi, rafine işçilik ve tasarım değeri zamanın ötesindedir. İnce kesilmiş mermer kaplamalar, mekana göre boyutlandırılmış zemin mozaikleri, geometrik düzenler dikkat çekici. Yerden ısıtmalı yedi yaşam biriminin hemen hepsinin banyoları var ve konutlar merkezi kanalizasyon sistemine bağlanmış. Depremlere rağmen günümüze bu kadar iyi durumda gelmesi yapıda temel prensibin sürdürülebilirlik ve sağlamlık olduğunu gösteriyor. Tesisin üstü saydam bir örtü ile kapatılarak korunmuş, içeride ise mevcut döşemelerin zarar görmemesi için yapılan cam yürüyüş yolları üzerinden gezilebiliyor. Henüz görmemiş olanlara hararetle tavsiye ederim. Burada itiraz edeceğim tek şey, Yamaç Evler’e ayrıca para ödeyerek girilmesi. Efes’in yılda yaklaşık 2 milyon kişi tarafından ziyaret edilmesine rağmen bu sayının Yamaç Evler’de 200 bin civarında olması da bunu göstermiyor mu?

“Artemis’in bulutlar üzerine kurulmuş evini gördüğümde diğer tüm harikalar parlaklıklarını kaybetti”

“Artemis’in bulutlar üzerine kurulmuş evini gördüğümde diğer tüm harikalar parlaklıklarını kaybetti”

Mağrur Babil’in üstünde savaş arabaları için yol olan duvarını ve Alpheus’daki Zeus heykelini ve asma bahçeleri gördüm ve Güneşin kolosusunu ve yüksek piramitlerin devasa işçiliğini ve Mausolos’un engin mezarını; ama Artemis’in bulutlar üzerine kurulmuş evini gördüğümde diğer tüm harikalar parlaklıklarını kaybetti ve dedim ki İşte! Olimpus’un dışında, Güneş hiç bu kadar büyük bir şeye bakmadı”. Dünyanın yedi harikasını derleyen Sidon’lu Antipader, Artemis Tapınağı’nı böyle anlatmış. Yani antik zamanların 7 harikasından biri olan Efes’in Artemis Tapınağı’nı. İşte Efes’in hayal kırıklığı da budur, çünkü şimdi bu görkemli yapıdan eser yok, Artemis Tapınağı’nın yerinde yeller esiyor. En son iki sene evvel gördüğümde arazi sular altındaydı. Ondan yıllar evvel gittiğimde de bir tane kolon ve bir kaç mermer parçasından başka bir şey yoktu tapınağın yerinde. Yaşar Yımaz ‘Anadolu’nun Gözyaşları’ isimli kitabında tapınağın öyküsünü şöyle özetlemiş;

Dünya’nın 7 Harikası’ndan birisi olan Artemis tapınağından geriye kalan

Dünya’nın 7 Harikası’ndan birisi olan Artemis tapınağından geriye kalan

Birkaç kez yıkılıp yeniden yapılan Efes’teki Artemis Tapınağı, ilk kez MÖ 7. Yüzyılda Anadolu’nun yerli ana tanrıçasına bir sunak olarak yapılmıştı. MÖ 356’da yanan tapınağın yerine, Dünya’nın yedi harikasından birisi, olarak anılacak görkemli bir yapı inşa edildi. Bu tapınak yaklaşık 500 yıl sonra Gotlar’ın Efes’i ele geçirmesine kadar ayakta kaldı. Tapınaktan geriye kalanlar yavaş yavaş yok oldu. Malzemeleri deniz yolu ile Roma’ya, bir kısmı da İstanbul’un, başta Ayasofya olmak üzere, çeşitli yapılarında kullanılmak üzere taşındı. Tapınaktan geriye kalanlar ise İngilizler tarafından 1863–1879 tarihleri arasındaki kazılarda çıkarılarak, Londra’ya taşındı. Kazılar, bugün eserlerin de sergilendiği, British Museum’un desteği ile Mimar Joh Turtle Wood tarafından yürütülmüştü”…

Artemis Tapınağı Efes Antik Şehrinin en ünlü ve en değerli yapısı. 2500 yıllık dev gibi bir tapınak. Uzman tarihçiler 7 harikayı önem sırasına göre sınıflarken Artemis tapınağını birinci sıraya koyarlar, Giza Piramitleri ondan sonra gelir. Buna rağmen tek Tanrı inancının bu bölgede yaygınlaşmasıyla daha o dönemde halk arasında önemini kaybeder yapı. Bugün de Efes şehir sınırları dışında kalması nedeniyle pek ziyaret edilmiyormuş. Zaten ziyaret etseniz de ortada pek bir şey kalmamış.

Günün sonunda yorgun da olsak eve döndüğümüzde hepimizin yüzü gülüyordu. Doğan Hasol’un dediği gibi; sadece 1071 den sonrasını değil, bu topraklarda yer alan bütün eserlerin bize ait olduğunu kavrama konusunda bir adım daha atmıştık. Bu bilinçlenme Cumhuriyet döneminin başlattığı uyanışın eseridir. Ülkemizde ayaklarımızı yere daha sağlam basmak için yaşadığımız yerin tarihini öğrenmeli, çocuklarımıza bunu aşılamalı ve imkanımız oldukça yerinde yaşamaya çalışmalıyız. Herkesin geçmiş Şeker Bayramını kutlar, esenlikler dilerim.


메타데이터
post_id
bea12cbc21ce
slug
ayran-ve-pipet-bea12cbc21ce
url
https://medium.com/@enginyucel48/ayran-ve-pipet-bea12cbc21ce
canonical_url
https://medium.com/@enginyucel48/ayran-ve-pipet-bea12cbc21ce
author_url
https://medium.com/@enginyucel48
status
ok
fetched_at
2026-07-28 16:25:28