Sondaj’a Başlıyoruz
Yazmak yürek işidir. Cesareti olmayan insan yazı yazamaz. Belki de bu yüzden yazar sayısı okur sayısından az.
Sondaj’a Başlıyoruz
Yazmak yürek işidir. Cesareti olmayan insan yazı yazamaz. Belki de bu yüzden yazar sayısı okur sayısından az.
Uzun bir zamandır yazmaya teşebbüs etmeme rağmen cesaretimi toplayıp da kalemimi raks ettiremedim. Bir vesileyle yollarımızın kesiştiği sevgili “Ufuk Keküllüoğlu” olmasa belki de yazmak yalnızca zihnimin köhne bir köşesine sıkışmış sönmeye mahkum yıldız misali kayıp gidecekti ilelebet. Bizi cem eyleyen Rabbime şükürler olsun. “Sondaj Dergisi Ekibi” olarak bu sevgiyi, muhabbeti ve uhuvveti siz değerli karilerimizle (okuyucularımızla) paylaşmanın heyecanı ve sevinci içerisindeyiz.
Mukaddime (Başlangıç)
“Ah, bu vatanda her yiğide bir taş dikilseydi memleketimiz baştan sona bir kabristan olurdu”
Ahmet Hikmet Müftüoğlu
- Kullanacağım kelimeler, kurduğum cümleler edebi estetikten uzak, zevk vermeyen, soğuk ve kalbe tesirden uzak olabilir. Fakat cümlelerin tesirinden çok ihtiva ettiği mana ve yazılarımdan çıkan netice elzemdir. Zira memleketimizde edebiyat; Yahya Kemal Beyatlı, A.Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, N.Fazıl Kısakürek gibi dehaların irtihaliyle sığ bir çocuk havuzu mesâbesine düşmüştür. Bundan mütevellit kusurlarımı bağışlayacağınızı ümid eder, affınıza sığınırım.
- Aziz ve pek kıymetli efendim, bizdeki basiret Rum mebusu Yorgiyadis Efendi gibi mecliste herkesin karşı olduğunu bile bile inandığı hakikati haykıran yahutta İsmet Özel gibi karîlerine en iyisini yazmak için derdinden bıyıklarını yedirtecek seviyede değil. Fakat hâlâ talebe olmamız hasebiyle ve bu memleketin derdiyle nispeten de olsa dertlenmeye çalışmamız, inanıyorum ki bize az çok istidat kazandırmıştır.
“Kişinin kelâmı, aklının beyânı, faziletinin tercümanıdır.”
Hz.Ebubekir (r.a)

- Necib milletim, aziz hemşehrilerim, abilerim, kardeşlerim; pirüpak yurdumuz Türkiyemizin can damarına neredeyse yüzyıldır hançer saplı. Damardan oluk oluk kanlar akıp, sel olurken biz bu kan deryasına her gün biraz daha batıyor biraz daha boğuluyoruz. Anlayışımız ve idrâkimiz soluyor, garbın mekanik, cansız, ölü rengine; kendilerinin tasavvur ettiği şekilde adeta vampir gibi ruhsuz bir hal alıyoruz. Düşüncelerimizi günlük 400 kelimeyle sınırlıyoruz. Eğitim seviyesi yükseldikçe kullandığımız kelimelerde artıyor. Fakat eğitim dilimiz Türkçe ‘mi? Elbetteki ne kadar çok kelime öğrenip hayatımızda konuşarak tatbik edersek düşüncelerimizde de hayli tekâmüle ereriz. Bu hakikattir. Lakin kullandığımız kelimeler ya ecnebice yahut uydurukça. Kelimeleri kurum ya da kurumlar uyduramaz, onların vazifesi yalnızca morfolojik olarak tanzim etmek, kayıt altına almaktır. 1928'den bu yana Türkçemiz birçok cinayetlere maruz kaldı. Kimi devlet eliyle, kimi sözde aydınların teşebbüsüyle. Şüphesiz bu durumun farkına varan münevverlerimiz de oldu. Lafı fazla uzatıp da sizleri beyhude yormak istemiyorum. O yüzden bir hadiseye değinip sözlerimi nihayete erdirme niyetindeyim. Bizzat şahid olduğum bir hadisedir ki, bir gün pek kıymetli büyüklerimle ilim meclisine dahil olmuşken mevzu Arabî harflerden açıldı. Kendilerine pek değer atfettiğim ve çevresincede ayaklı kütüphane olarak bilinen Ali Bey’in femi saadetlerinden dökülen her sözle birlikte irkilir, tâzim ve hürmette kusur etmeden, sükut ederek kendisini pür dikkat dinlerim. Elindeki eskimiş, yaprakları solmuş kitabı göstererek bana şunları söyledi: Kardeşcağızım Halid Efendi, bu eser 100 sene evvel İstanbul’da falanca matbaada basılmıştır ve keyifle okuyor, anlıyorum. Arabî harflerle yazıldığına bakma özmü öz bizimdir. Osmanlıcadır. Türkçedir. Fakat sadece bu kelam-ı latif eseri değil bundan 100 sene evvel bütün Türk coğrafyasında Arabî harflerle her eseri rahatlıkla okuyor, anlıyorum. Anlayamadığım kelimeler haliyle oluyor fakat yanımda her daim başucu kitabım, lügatim bulunur. Senin anlayacağın Türk dünyasında harf birliği varken Türkçe neşredilen her eseri, gazeteyi, makaleyi okuyor, oradaki bir kardeşime mektup gönderiyor, duygularını anlıyor ve hissediyordum. Ama şimdiki halimize bak! Ne harf birliği, ne gönül. Yalnızca kanımız kaldı. Onu da, bu asil kanı da bozmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Halid Efendi kardeşim, sen de elinden geleni yap. Yıldırımları havada tutman gerekiyorsa tut, dilim dilim doğranman gerekiyorsa durma, doğran! Ama töreni unutma. Özünü, kökünü unutma!
Kuvvetinle gevşemiş damarları gerecek, ateşinle soğumuş kanları ısıtacaksın.
메타데이터
- post_id
- bee555bbf958
- slug
- sondaja-başlıyoruz-bee555bbf958
- url
- https://medium.com/@KemalVefa/sondaja-ba%C5%9Fl%C4%B1yoruz-bee555bbf958
- canonical_url
- https://medium.com/@KemalVefa/sondaja-ba%C5%9Fl%C4%B1yoruz-bee555bbf958
- author_url
- https://medium.com/@KemalVefa
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-25 00:59:21