← Back to list

Ölmedim

Ne yazacağımı bilmeden geldim bu defa. Zihnim ve parmaklarım senkronize olmuş da, kendileri benden bağımsız devam ediyorlar sanki yazmaya…

Ece Nur in Türkiye Yayını · 2026-06-21 21:45 · 131 claps · 3.4 min read
#türkçe #türkiye-yayını #cesaret #hayat #ruh
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🛠️ · Crafts & DIY

Ölmedim

Ne yazacağımı bilmeden geldim bu defa. Zihnim ve parmaklarım senkronize olmuş da, kendileri benden bağımsız devam ediyorlar sanki yazmaya. İyi iş çıkardılar bu arada. Bana kalsa, kendimi çeşitli aktivitelerle uyuşturmaya devam ederdim; yazmak, hatta yaşamak yerine. Neyi yaşamak, biliyor musun? Hissetmeyi, görmeyi, duymayı. Bazen kaçmak daha kolay gelir ya; oralardayım. Bunu yapmamam gerektiğini öğreneli çok olmadı aslında. Ama öğrendiğim yere gidemediğimden sanırım işime gelmiyor. Bilmiyorum, bahane arkasına sığınıp kolayı seçmeyi tercih ediyorum, eski alışkanlıklarım gibi. Yine de buna rağmen geldim ama değil mi? Haksızlık etmeyelim; bir yandan kendimi tebrik etmeliyim.

Kendim bile ne dediğimden bir haberim. Bilinç akışımı bıraktım, sanırım bir beyaz sayfaya. Kendi iradeleriyle basıyorlar her bir tuşa, her bir harfle anlatmak istiyorlar acımı. Ne acısı bu? Veda mı, yas mı? Neyin yasını tutuyorum ben? Bilinmezliğin mi?

Bir şeyler yine hatırlıyorum yarım yamalak. Hep kendimi yaktığımı, cezalandırdığımı hatırlamaya başladım yine. Kötü birisi değildim gerçekten, hâlâ değilim bence. Ama o zamanlar çok daha masum ve büyümeyen bir çocuktum sanırım. Kimseden sevgimi, saygımı azaltmadan kendime olabildiğince düşman yetiştirdim. Nefret ettim her bir noktamda tüm benliğimle. Her sabah kapıdan dışarı çıkarken ölmeyi diliyordum ama onu da yapacak kadar cesaretsizdim. Ben de cesaretsizliğimi cezalandırıyorum aklımca. Yakıyordum ellerimi. Parmaklarımda yetenek vardı; beni özel kılan bir şey olmamalıydı; bunu hak edecek birisi değildim ben. Nereden ezberlemiştim bunu, bilmiyorum. Ama en iyi bildiğim tek şeydi bu. O kadar da cimriydim; kimseyle bu bilgimi paylaşmazdım. Onlar beni sevsin diye elimden geleni yapardım, herkese, her yere uyum sağlardım. Herkes beni hızlı öfkelenen, ciddi yanımla da tanırdı; özellikle aile içinde, evde. Kimse göremiyordu tek öfkemin kendime olduğunu. Öfkem benden büyük, vücut bulmuştu. Zamanla göğsüme yerleşmiş, göğsümde koca bir delik oluşturmuştu. O koca delik büyüdükçe daha çok göğsüm acıyor, yırtılıyordu sanki. Hiç dolmadı orası; ne gittiğim yerde ne de gittiğim insanlarda. Hep evsiz, yurtsuz, kimsesiz hissettim kendimi. İnsanın yüreğini sızlatan bir şeydi: göğsünde kocaman bir boşluk. Neyle dolduracağını bilmediğin. Bulmak için saçmaladığın. Bir süre sonra umutsuzluğa kapılıp pes ettiğin… Onunla yaşamayı öğrenmiyorsun da varlığını kabul ediyorsun. Kabul ettiğinde her şey biraz daha normal oluyor. Benim için en azından öyleydi. Birisi çok nadir bile olsa görürse, dokunursa yine acıyor, kanıyor. Belki bilinçli, belki de bilinçsiz. Neyse ki herkesin görmeye ya da göstermeye niyeti olmuyor. Ben de zaten iki defa yaşadım. Birini belki sonra anlatırım. Asıl temasım başka; onu yazmaya geldim.

Gerçek anlamda bildiğim bir sokakta yolumu kaybettiğim bir gün; tesadüf mü, tevafuk mu bilemediğim bir yerden, yıllardır görüşmediğim bir arkadaşımdan aldığım telefon beni ona yönlendirdi. Benim aklımdaki tek şey artık ölmekti. Kurtulurum sanıyordum. Kimse bunu bilmedi. Ona da söylemedim.

Ama bir şekilde bir araya geldik. Oturdum karşısına. Neden oradayım, o kim, ne yapıyoruz, hiç bilmiyordum bile. Sesini önceden bana duyurduğunda gidesim geldi; sadece onun yüzünü, davranışlarını merak ettim. Ne olabilirdi ki ölmeden birini daha tanısam? O günden sadece onun yüzünü hatırlıyorum. Ciddi, bir yanıyla sınırlı ve mesafeli. Ama ay gibi parlak bakan bir çift göz… Böyle bir bakış görmeyeli uzun zaman olmuştu. Duruşuyla bakışı nasıl bu kadar farklı oluyordu? Hemen tanıdım o bakışı; ben de yoktu çünkü biliyordum. Benim yüreğimden gözüme gelen karanlık karşısında, onun yüreğinden gözüne gelen iki çift ışık. O ışıklar sanki bana bakarken hem çekiyordu hem de yakıyordu. Işıltılı bir çift gözden başka bir şey hatırlamıyorum. O ışıltı bana umut oldu. Ne hissettim, ne istedim, ne yapacağımı hâlâ bilmiyordum. Tek bildiğim şey vardı; o da bir insandı. Sahiden, hiç böyle düşünmemiştim. Ne garipti! O yaşında kim bilir neler yaşamıştı; nasıl gözleri hâlâ yumuşacık bakıyordu, parlıyordu? Onun yaşama sevinci bana umut vermişti alttan alta.

Hiç istemeyen, direnen yanıma inat, diğer yanımla olabildiğince adım atmayı deniyordum. Buna rağmen zorladım onu, uzun bir süre denemeye tabi tuttum kendi aklımca. Kendimi o kadar zeki sanıyordum, onu o kadar küçük görüyordum ki, egom benden büyük, ona karşı hamleler yapıyordum. Beni izleye izleye egomu un ufak etmemi sağladı. Kendi kendime küçüldüm; küçülmeme yol gösterdi. Acımda boğulmadım; ben acırken yanımda yürüdü.

En önemlisi neydi, biliyor musun? Ben bir daha gönlümde o boşluğu hissetmedim. Uzun bir süre bir gün geri geleceğini, bunun geçici olduğunu düşündüm ama bir daha gelmedi. Hayatımda hiçbir şey değişmedi, mükemmel olmadı; hatta bazen daha da kötüleşti. Ama ben yıllarca kaldığım 5 yaşımdan büyümeye karar verdim. Büyümek hiç bu kadar zor olmamıştı. Her hücremin acıdığını hissettim. Her zerremin kanadığını gördüm. Ama bir kez bile beni yalnız bırakmadı. “Beni bir gün o da bırakır, o da sevmekten vazgeçer” endişem kalmadı. Dünya benden vazgeçmez, ben ondan vazgeçmedikçe. Ben vazgeçmedim, vazgeçmemeyi öğrettin bana. Bana çıplaklığımı, güzelliğimi gösterdin. Sana minnettarım. Bana hayatın öğrendiğim gibi siyah ve beyazlardan ibaret olmadığını; maviliklerin arasından grilerin bolca bulunduğunu, güneş çekildiğinde ara ara bulutların da çıkabildiğini sen öğrettin. Bugün senin sesinle, senin izinde kendime şefkat gösteriyorum. Kolay olmasa da, bu da hayatın içinden.

Baki, mutluluk olmadığına ikna oldum bir süre önce. Gönlüm huzurlu her şeye rağmen. Karşıma tesadüfen çıkan ama iyi ki ruhumun en karanlık odalarına fener tutan o güzel insan, yoluma çıkmana minnettarım. Şimdilerde senin de kendi sessizliğinde, kendi şifana ihtiyaç duyduğunu bilmek; belki de bu yüzden seni böyle derinden merak etmek, kurduğumuz o insani bağın en saf kanıtı. Allah’ı birlikte o odada bulduk. Sana sıhhat versin diye tüm dualarım.

Yolumu aydınlattın, yolun aydınlansın.


메타데이터
post_id
bf3bc6aef4ba
slug
ölmedim-bf3bc6aef4ba
url
https://mediumturkiye.com/%C3%B6lmedim-bf3bc6aef4ba
canonical_url
https://mediumturkiye.com/%C3%B6lmedim-bf3bc6aef4ba
author_url
https://medium.com/@eceo.
status
ok
fetched_at
2026-06-24 04:09:36