Metot Eksikliği
Eskilerin bir sözü var, muhakkak bir yerlerde işitmiş ya da görmüşsünüzdür: “Önce usûl sonra vusûl.” Bu söz bize ne demek ister biraz…
Metot Eksikliği
Eskilerin bir sözü var, muhakkak bir yerlerde işitmiş ya da görmüşsünüzdür: “Önce usûl sonra vusûl.” Bu söz bize ne demek ister biraz bundan konuşalım.
Photo by oxana v on Unsplash
Şu an ülkemizde bulunan eğitim ve öğretim sisteminin neresinden tutsak elimizde kalıyor; bu bir kenara. Ancak benim baktığım noktada, sistemin en büyük eksikliklerinden bir tanesinin de herhangi işe yarar bir metodun olmaması olarak görünüyor. Bunun eksikliği veya bozukluğu hayatımızın sonraki dönemlerini o kadar çok etkiliyor ki; yıllarca bunun sıkıntısını çekmek durumunda kalıyoruz.
Halbuki bizim üzerinde yaşadığımız kültür ve medeniyet bu konuyu o kadar çok önemsiyor ki; bu konuyu eğitim alanında nasıl atlayabiliyoruz anlayabilmiş de değilim. Dinden tasavvufa, mühendislikten hukuka kadar, tüm disiplinler her şeyden önce usûlü, bir metodu önceliklendirirler.
Onun içindir ki dilimizde yukarıda bahsini geçirdiğimiz çok güzel bir söz bulunur: “Önce usûl sonra vusûl.” Bu söz bize şunu anlatır:
Bir işe başladığında, bir yola çıktığında ilk önce usûl sahibi, bir metodun olmalı. Daha sonra vusûle erebilirsin. “Vusûl: Bir yere ulaşmak, varmak.” Yani ne kadar çalışırsan çalış bir usûl, bir metot takip etmeden varacağın yere erişmen imkansıza yakındır.
Usûl dediğimiz şeyin ne kadar önemli olduğunu birkaç örnekle açıklayalım:
Haberlerde çok defa duymuşsunuzdur. Anayasa Mahkemesi’ne bir dosya gider ve bu dosya bazen usûlden reddedilir. Yani daha dosya hazırlanırken, dosya hazırlamanın metotlarına riayet edilmediği için Anayasa Mahkemesi daha esasa yani dosyanın içeriğine geçmeden direkt reddeder. Metot bozuktur çünkü.
Mühendislikten bir örnek verelim bu sefer. Bir proje çizersiniz, tüm hesaplamalarınız doğru ve projenin hayata geçirilmesi uygundur. Ancak o proje dosyasının içerisine koyacağınız proje paftalarını, hesaplama tablolarını, kurumlardan alınan izinleri mesleğin belirlediği düzen ve sıralama metodunu takip etmeden rastgele koyarsanız, projeniz ilgili kurum tarafından direkt reddedilir. Çünkü metot eksikliğiniz vardır.
Hemen hemen her üniversite öğrencisinin, son sınıfına geldiğinde internette sıklıkla arattığı bir soru vardır: “Tez nasıl yazılır?” Burada öğrencinin sormak istediği soru ben iki kelimeyi bir araya nasıl getireceğim sorusu değildir elbet. Sormak istediği soru, tez yazımının metodu nedir? Ne nereye gelecek, kaynakçaların, atıfların veya özetin tez içindeki yerleşimi nasıl olacak onu sormak istemektedir. Niye böyle bir soruya ihtiyaç duyar öğrenci? Çünkü bilir ki; eğer tez yazım metodunu takip etmezse, savunduğu tezin içeriği ne kadar iyi olursa olsun o tezin akadamik dünyada bir çöpten farkı olmayacaktır.
Günlük hayatımızdan daha birçok örnek verilebiliriz. Çünkü hayatımızı ister istemez belli metotlar içerisinde yaşıyoruz. O yüzden diyorum; hayatımızın her alanında karşımıza çıkan bu metot meselesini nasıl olur da eğitim sistemimizin içerisinde eksik ve yarım yamalak bırakabiliyoruz?
Eğitim sistemi içerisinde çocuğa yedi yaşında -hatta artık daha da erken bir yaşta- bir başlanıyor bilgi yüklemesine, çocuk en erken on sekiz yaşında yakasını zor kurtarıyor. O öğrenci ne öğrendi, öğretmen ne öğretti, bu bilgi bu çocuğun ne işine yarayacak veya olmasa da olur muydu, bilen yok. Çünkü metot bozuk.
Bizim eğitim sistemimiz içerisindeki metot şu: 11 senelik bir müfredatı öğrenciye her sene peyderpey verelim. Bunu da tahtaya yazalım, öğrenci bunları defterine geçirsin. Sonra da sınavlarda tahtaya ne yazdığımızı soralım. Tahtayı defterine iyi geçirip, aklında tutmuş öğrenci geçsin. Peki sınavdan sonra tahtada yazılanları unutursa ne olacak bu öğrenci? O artık öğrencinin sorunu. Madem sınavdan sonra unutacak, sınavı yapmamızdaki amaç ne? Tahta…
İşte bizim eğitim sistemimizin metodu üç aşağı beş yukarı bu. Bu metodun çalışmadığı, kurulan dershanelerden, özel yabancı dil kurslarından belli değil mi zaten?
Bu eğitim sisteminden çıkan her öğrenci, hayata başladığında sanki dokuz sene yabancı dil eğitimi almamış gibi dil öğrenmek için kurslara yazılmaya başlıyor. Dört sene üniversite okumamış gibi mesleğinin üç yılını o mesleği öğrenmek için sarf ediyor. Büyük bir kısmı yeni bir beceri elde etmek istiyor; ancak nereden nasıl başlayacağını yani kendine bir metot oluşturmayı bilemediği için o beceriyi elde etmekten vazgeçiyor. Çünkü onun bildiği tek metot, birisi ona bir şey anlatacak ve bunu tahtaya yazacak o da bunları hafızasına alıp öğrendiğini zannedecek. Bunun dışında bir öğrenim şeklini kabul etmekte güçlük çekecek. Araştırmanın, düşünmenin, tartışmanın, yazmanın bir öğrenme biçimi olduğunu bilemeyecek.
Ali Fuat Başgil konuya ne güzel bir tespit getiriyor:
Biz Türkler, Garp milletlerinin hiçbirinden daha az zeki ve çalışkan değiliz. Bilakis, gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki, Türk ferdi dünyanın en zeki, ferasetli (anlayışlı) ve çalışkan insanlarındandır. Bununla beraber, garb milletlerinden daha geriyiz. Çünkü zekamızı metotlu ve rasyonel bir şekilde kullanmıyor, zaman ve kuvvet israf ediyoruz.
Ülkemin gençleri işlemek için mükemmel bir hammadde. Ancak onu işlemeyi beceremiyoruz. Bunu öğrendiğimiz an bambaşka bir şeyle karşı karşıya olacağız. Buna inanıyorum.
İlgilenebileceğiniz diğer yazılarım:
메타데이터
- post_id
- c23644ac4e
- slug
- metot-ekskiliği-c23644ac4e
- url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/metot-ekskili%C4%9Fi-c23644ac4e
- canonical_url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/metot-ekskili%C4%9Fi-c23644ac4e
- author_url
- https://medium.com/@ismailbulut66
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-10 08:43:10