← Back to list

Asya Hunlarının Tarihine İlişkin Düşünceler

Resmî tarih anlatısında Hunları Marvel süper kahramanları gibi anlatıp, Çinlileri de “Bizans oyunlarıyla işini yüzdüren”, korkudan Çin…

Hullanza · 2026-03-24 19:45 · 0 claps · 6.2 min read
#tarih #asya #çin #hunlar
Open on Medium ↗

Asya Hunlarının Tarihine İlişkin Düşünceler

Resmî tarih anlatısında Hunları Marvel süper kahramanları gibi anlatıp, Çinlileri de “Bizans oyunlarıyla işini yüzdüren”, korkudan Çin Seddi yaptıran bir medeniyet tablosu çizilir. Dahası, Çin söz konusu olduğunda hiç bir bilgi verilmez. Mesela hangi hanedan hüküm sürüyordu, o zamanki durumları neydi ne değildi, hiç bir şekilde tanımıyoruz.

Öte yandan, Batı merkezli tarih anlayışında da, “ilkel göçebe barbarlar” ile “gelişmiş yerleşik medeniyet” çatışması şeklinde anlatılır. İlginç olan da, bu kafada düşünen Batılı tarihçilerin malzemesiyle, bizim uyduruk tarih yazımı yapılagelmiştir.

Eğer Hunlarla ilgili en detaylı bilgiler bize Çin kayıtlarından geliyorsa, Çin ve Çince ile ilgili önbilgiye sahip olmamız gerekiyor.

Çinceye Değinmeden Olmaz

Hemen belirteyim, Çincenin latin alfabesiyle yazılan modeline Pin Yin yazımı denir. Her kelime bir Çince Karakteri temsil eder. Bu yazıda Pinyin yazımının yanında Türkçe telaffuzlarını da yazacağım parantez içinde. Hemen bir kaç örnek verelim.

匈奴. Xiōng-nú. İlk karakter 匈, “Xiōng”, ikincisi 奴, “nú”.Tam anlamı “Azılı köle” demek. Türkçe okunuşu da “Şiuñ nu”. Buradaki n’nin üzerinde işaret var, çünkü tam “n” değil. İç. Anadoluda kullanılan genizden gelen bir “n” sesi vardır, “nazal n” denir. O sestir.

Çinlilerin Hunlara verdiği isim Xiōng-nú (Şiuñ-nu)’dur. Amaç sadece küçümsemek değildir, Çince olmayan isimlerin Çince söylenip yazılması için gereklidir bu. En azılı düşmanlarına “Aslan Yürekli” demelerini zaten bekleyemeyiz.

“Peki Hun’la Xiōng-nú (Şiuñ-nu) ne alaka, ses olarak da benzemiyor” diyeceksiniz. Çince 5000 yıllık bir dil olduğu için konuşma ve sesler değişiklik göstermiştir. Eski Çince’de bu karakterlerin okunuşu bugünkünden farklı olarak “Hiuñ-nu”dur.

Bir tane daha güncel örnek verelim ve konuyu kapatalım. 法国, Fa-guo. İlk karakter “kanun”, ikincisi de “ülke” anlamına gelir. Beraber yazılınca bildiğimiz “Fransa” demek oluyor. Özel isimler Çincede bu şekilde yazılıp söylenir.

Bizim Asya Hunları dediğimiz Xiong-nu’lar (Şiuñ-nu)

En güçlü döneminde Bugünkü Moğolistan’ın sınırlarınının çok ötesine kadar yayılmış bir imparatorluk kurmuştur Hunlar. Ancak bu coğrafyada farklı etnisitelerden bir çok göçebe kabile yaşardı. Bu dağınık göçebe kabileler çevredeki yerleşik devletlere yaptıkları akınlardan daha çok, diğer bozkır kabileleriyle savaşmıştır. Gerek dilleri, gerekse de etnik kökenleri söz konusu olduğunda çok karmaşık bir tabloyla karşılaşılır.

Türkçe, Türkçe-Moğolca’nın atası bir dil konuştuklarını ya da bugün sadece 300 kişinin konuştuğu Yenisey dil grubuna ait bir dil konuştuklarını söyleyenler de var. Bizim resmi tarihte anlatıldığının aksine Türkçe konuştuklarına dair kesin bir yargı söz konusu değil. En çok rağbet gören teoriler proto-türkçe ya da bugün konuşulmayan bir Yenisey dili olduğu yönündedir.

Genetik çalışmalar, Hunların hükmü altındaki göçebe kabilelerde etnik çeşitliliğin olduğunu, ama yönetici elitlerin kesin olarak Türko-Mogol, Asyalı fenotipine sahip olduğunu gösteriyor.

Bunun dışında, her ansiklopedik kaynakta bulabileceğiniz kültürel, ekonomik ve askeri yapıları konusuna burada girmeyeceğim. Çünkü daha çok Çin’le ilişkileri bağlamında ele almayı daha faydalı görüyorum.

Qin Shi Huang (Çin Şi Huañ), Çin’in İlk İmparatoru

Zhou (Coğ) Hanedanlığı yıkıldığında bir kaç halef devletçik ortaya çıkar ve bunlar sürekli birbirlerini yer, bu döneme Savaşan Devletler dönemi denir. Bu devletlerin en güçlüsü Qin (Çin) devleti, diğer devletleri ilhak ederek bütün Çin’i Birleştirir. Ve evet, tesadüf değil; Qin (Çin) Hanedanlığı, bugün bir çok dilde “Çin” kelimesinin kökenidir. Bütün ülkeyi birleştiren despot imparator Qin Shi Huang (Çin Şi Huañ), devlet bürokrasisini oturtmuş, Çinceyi ve yazısını standardize edip ticaretin gelişmesini sağlamıştır. Aşağıda gördüğünüz ünlü Terra Cotta Ordusu da onun mezarıdır.

Konumuzla bağlantılı olan asıl önemli nokta da, Qin Shi Huang (Çin Şi Huañ), piyade ve savaş arabalarından müteşekkil ordusunu reformdan geçirmiş ve daha hareketli atlı birliklere yoğunlaşmıştır. Çin tarihinde oldukça ünlü olan generallerinden Meng Tian (Mıñ Tien), süvarilerden oluşan ordusuyla Hunları def edip kuzeye sürmüştür. İmparator da Hunları sürdükten sonra Çin Seddi örülmeye başlandı. Aslında Çin Seddi bu dönemde başlamadı, bir çok muhafız hisarları hâli hazırda vardı. Qin Shi Huang (Çin Şi Huañ) döneminde birleştirilip yüzlerce kilometrelik Set haline getirildi.

Ülkeyi ilk birleştiren imparator olmasına rağmen, ota boka ölüm cezası veren yasaları ve gittikçe yoğunlaşan paranoyak kişiliği yüzünden, zalimliğiyle de anılırdı.Qin Shi Huang (Çin Şi Huañ) öldüğünde ülkenin birçok yerinde isyanlar başlamış ve Çin tekrar bölünmüştür.

Mete Şanyü Sahne Alıyor

Gene Çinceye bir dönüş yapmak zorundayız. Çünkü ne “Mete” ne de “Şanyü” Türkçe değil. Türkçe kelimelerin Çincesinden türetilmiş.

Mo-Du Shanyu (Şanyü). Mo-du karakterleri, Eski Çince de Ba-Du diye okunur. Çincede sona sessiz harf gelmediği için “Du”’nun sonundaki sessiz harf düşmüş. Oysa orada bir “r” harfi olması gerekiyor. Ba-dur, Bahtur. Moğolcada Bagatur, Türkçede Bahadır. Mete ismi, Bahadır’ın Çince yazılışından türemiştir kısacası.

Şanyü ise, Shanyu ya da Chanyu da denir, karakterlerle beraber eski Çince okunuşu, Hunların dilinde Daruha diye bir sese denk gelir. Muhtemelen “Daruhan”, yani Tarkan kelimesinin kökeni. Mete Şanyü diye bildiğimiz, aslında Cengiz Han gibi, Bahadır Tarkan demek olabilir, bu da isimden çok ünvandır. Kafalar karışmasın diye ben Mete Han demeye devam edeceğim.

Mete, babası Teoman tarafından başka kabileye rehin verilir. Favori karısının çocuğunu sonraki Şanyü yapmak ister. Bu yüzden de Mete’yi bahane edip o kabileye savaş açmakla tehdit eder. Ancak Mete bu durumdan kurtulur ve Babasının yanına döner. Babası, öldüremediği oğlunu bir tümenin başına geçirmek zorunda kalır. Mete de daha sonra babasına darbe yapıp, babasıyla beraber kendi kanından olmayan babasının bütün akrabalarını, soyunu sopunu katleder.

Baba oğlunu öldürmeye çalışıyor, sonra oğlu babasını öldürüyor. Pek kahramanca değil. Bizdeki resmi tarihte hepsi Marvel süper kahramanı gibi anlatılır, oysa gerçek çok daha karanlık.

Çin-Hun Savaşları ve Han Hanedanlığı’nın Haraca Bağlanması

Qin (Çin) Hanedanı kısa sürmüş, Çin ilk defa birleştikten sonra gene dağılmış, bütün ülke isyanlarla çalkalanırken. Hunlar üzerinde mutlak otoritesini kuran Mete, Qin Shi Huang (Çin Şi Huañ) zamanında kaybettiği toprakları geri alır fırsattan istifade edip. Ancak Liu Bang (Lio Bañ) adında bir köylü, bir çok maceralar sonunda Çin’i bu sefer Han Hanedanlığı adı altında birleştirir. Bu Liu Bang (Lio Bañ) denen karakter çok renklidir, ayrı bi yazıyı hak ediyor. Kısacası, her durumdan bir şekilde sıyrılabilen, soylu gururu olmayan, utanmaz, halk adamı bir tip.

Han Hanedanlığı, Çin’i birleştirdikten sonra köylüler üzerindeki sert vergileri kaldırır, cezaları hafifletir, böylelikle Han Hanedanlığı Çin tarihinin ilk altın çağı olur. Ancak tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, Han hanedanlığı askeri olarak selefi olan Qin (Çin) hanedanlığının kudretinden çok uzak. Buna rağmen Liu Bang (Lio Bañ, Hunlara meydan okumaya kalkmış, Mete’nin ordusu tarafından kuşatılmış. Tabii onursuz gurursuz imparator, Mete’nin karısına rüşvet vermiş, bu sayede kuşatmanın bir yeri açılmış ve Liu Bang (Lio Bañ) mahiyeti ve bir kaç bin askerle canını kurtarmış. Kalan ordu Hunlar tarafından katledilmiş.

İşte bundan sonra imparator Liu Bang (Lio Bañ) , Mete’yle anlaşmak zorunda kalmış. Her yıl muazzam haraçlar, ipek ve kadınla yüklü ödemeler yapılmaya başlanmış. Mete, Liu Bang (Lio Bañ) ‘ın kızını da istemiş ve Liu Bang (Lio Bañ) kabul etmek zorunda kalmış. Tabii kızı yerine uzak bir akrabasını “kızım” diye yollamış imparator.

Çok daha sonraları, Çin sarayından bir hadım Hunlara sürgüne yollanmış. Bu hadım Han hanedanlığına bilendiği için Hunlara istedikleri her bilgiyi veriyormuş. Han hanedanlığının gönderdiği haraç zenginliklerinin küçük bir kısmı demiş. Ama merak da ediyormuş, Hunlar bu kadar ipek kumaşı ne yapıyor diye. Elbette elitler, ipek kumaş kullanıyor. Ama büyük bir kısmı ipek yolu ile İran’a ve hatta Roma’ya ulaşıyormuş. Yani Hunlar ipeğin çoğunu satıp daha da zenginleşiyormuş aslında.

Hunların Sonu (mu acaba?)

Mete, o dönemde Dünya’daki en geniş sınırlara yayılan Hun imparatorluğunun tek hakimiydi. Çin gibi köklü ve güçlü bir medeniyeti haraca bağlamıştı. Üstelik Han hanedanlığı haraç yollamasına rağmen, Hunların yağma akınları küçük ölçeklerde devam ediyormuş. Sorulunca da Mete “onlar benim altımdaki diğer kağanların kontrolünde, ben karışamam hepsine” demiş, ki yalan, Çin’in güçsüz olduğunu biliyor çünkü. Hatta o kadar cüretkâr olmuş ki, Liu Bang (Lio Bañ) öldüğünde, dul karısına metup yazıp “gel güzelim, ben senin yalnızlığını gideriririm” demiş. Dul İmparator karısı bu hakarete karşılık zehir zenberek bir şey yazmak istese de, saray ileri gelenleri “yapmayın, bütün hanedanlığı yıkar bunlar” diye ikna etmişler. Zavallı kadın “onur duysam da artık yaşlı bir kadınım, işinize yaramam, lütfen bu yüzden ülkemin anasını ağlatmayın” gibisinden küçük düşürücü bir mektupla cevap vermek zorunda kalmış.

Mete Han öldükten sonra da haraçlar devam etmiş. Ama Liu Bang’dan (Lio Bañ) sonra bir asır geçmeden iktidara gelen 7. imparator Han Wu Di (aynı okunuyor işte), 54 yıllık hükümdarlığı sırasında Han hanedanlığının ordusunu güçlendirmiş, ekonomiyi güçlendirmiş, bilim, saant her şeyde geliştirmiş ülkeyi. Zamanı geldiğinde de Hunları tuzağa çekmeye çalışmış. Ancak Hunlar uyanınca savaş başlamış. Bir kaç yıl içinde Han ordusu, Hunların içlerine kadar girip tarumar edip, bu Hun sorununu bitirmiş.

Sonrası…

Hunlar, bir film senaryosu olsa böyle bir sonu olurdu. Film çok tutarsa, devam filminin çekilmesine karar verilse ve fragmanda “Avrupa’da boy gösterecekler” diye ucundan gösterseler “bunlar da iyice azıttılar ha, ilki güzeldi işte iyice saçmaladılar, yok Avrupa’ymış” tepkileriyle karşılaşabilirlerdi. Ama tarihin gerçekleri bazen öyle şaşırtıyor ki, olağanüstü bir tablo çizebiliyor. Belki ilerleyen günlerde filmin ikincisini çekerim.


메타데이터
post_id
c526d71ceea0
slug
resmî-tarih-anlatısında-hunları-marvel-süper-kahramanları-gibi-anlatıp-çinlileri-de-bizans-c526d71ceea0
url
https://medium.com/@mushkenu/resm%C3%AE-tarih-anlat%C4%B1s%C4%B1nda-hunlar%C4%B1-marvel-s%C3%BCper-kahramanlar%C4%B1-gibi-anlat%C4%B1p-%C3%A7inlileri-de-bizans-c526d71ceea0
canonical_url
https://medium.com/@mushkenu/resm%C3%AE-tarih-anlat%C4%B1s%C4%B1nda-hunlar%C4%B1-marvel-s%C3%BCper-kahramanlar%C4%B1-gibi-anlat%C4%B1p-%C3%A7inlileri-de-bizans-c526d71ceea0
author_url
https://medium.com/@mushkenu
status
ok
fetched_at
2026-06-22 05:41:33