← Back to list

Sabahattin Ali Şiirleri Tahlili

Bu yazıda edebiyatımızın önemli şair ve yazarlarından olan Sabahattin Ali’nin “İstek”, “Öyle Günler Gördüm Ki”, “Kurbağanın Serenadı”…

Miti · 2023-02-26 16:30 · 0 claps · 5.8 min read
#sabahattin-ali #şiir #şiirler #analiz #tahlil
Open on Medium ↗

Sabahattin Ali Şiirleri Tahlili

Bu yazıda edebiyatımızın önemli şair ve yazarlarından olan Sabahattin Ali’nin “İstek”, “Öyle Günler Gördüm Ki”, “Kurbağanın Serenadı”, “Çakır” ve “Sevdasız” isimli şiirlerini tahlil edeceğiz.

İstek

Yanıyor beynimin kanı, Bilmem nerelere gitsem? İçime sığmayan canı Hangi rüzgâra eş etsem?

Akşam sular karardı mı? Bir dağa versem ardımı, İçimi yakan derdimi Sağır göklere anlatsam…

İçiliversem dem gibi, Kırılıversem cam gibi, Şamdanda yanan mum gibi, Sabahı görmeden bitsem…

Bir yüce ormana dalıp Ya bir dağ başına gelip, Beni yaradanı bulup Malını başına atsam…

Görünmez kollar boynumda, Yârin hayali koynumda, Sıcak bir kurşun beynimde, Bir ağaç dibinde yatsam…

Şair hapishane yıllarında yazdığı bu şiirinde içindeki dert, sıkıntı, coşku şeklinde meydana gelen yoğun duygu durumunu, yine yoğun yaşadığı düşüncelerini kimseye anlatamadığından ve yalnızlığından bahsetmiştir. Belirgin şekilde doğa imgelerini görürüz. Çevresinde onu anlayabilecek kimsenin olmadığını düşünüp yine ve yeniden doğaya sığınır. Bununla da kalmaz, bu yoğun duygu durumu onu o kadar yıpratır ki tanrıya isyan eder. Ölümü ister, hatta özler. Ölümü böylesine isteyip böylesine marazi bir ruh halindeyken bile yine doğadan kopmak istemez. Ölümünün bile doğayla bir olmasını ister. keza öyle de olmuştur. Şair ilk dörtlüğü “abab” şeklinde çapraz uyaklarken; şiirin kalan dörtlüklerinde “aaab” şemasını, namı diğer düz uyağı kullanmıştır. Dili anlaşılır ve sadedir.

Öyle Günler Gördüm Ki

Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu, Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp, Hayaller alev alev beynimi yakar oldu. Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı, Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile, Gözümde canlanırdı eşkıya masalları. Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri Kafada çelik gibi fikirler dursa bile Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum, Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar Ben yanına varınca dudağını kıvırdı. Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu. Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı. Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

Öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı Tabancanın namlusu ısındı yanağımda, Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi…

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur, Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam: Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider, Gözyaşları içinde seneler yürür gider.

Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman, Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü. Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı. Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

Sen aklıma gelince her şeyler gülümserdi. Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi: Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum. Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı: İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum. Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı: Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de, Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

1934 yılında yazılan bu şiire baktığımızda, şairin hapis yılları da olduğunu göz önünde bulundurursak; haklı bir bıkkınlık, ümitsizlik ve yalnızlıkla baş başa bırakıyor şair bizi. Yaşanmış, geçmiş gitmiş yahut hiç yaşanmamış ve ufacık da olsa yaşanma ihtimali olan anılara duyduğu özlemi baskın şekilde hissediyoruz. Yine belirgin şekilde doğa ve aşk imgeleri çıkıyor karşımıza. Şair marazi bir ruh halinde fakat bunu dışarıya yansıtamıyor. Yahut kendince yansıtıyor ama öyle yalnız ki duvarlardan başkası görmüyor onun bu halini. Fakat baktığımız pencereyi değiştirince görüyoruz ki onun bu marazi ruh haline sebep olan yine kendisinden başkası değil. Şiirde bahsi geçen ve meylettiği intihardan onu alıkoyan ise sevgilisinin varlığı. Şairin kendi deyimiyle, sevgilisinin tek gülüşüne muhtaç. Şair tüm bunları ifade ederken yine sade ve anlaşılır bir dil ile çapraz kafiye düzeni kullanmış. 6 satırdan oluşan 7 bentin dışında her kıtanın arasında bir kere olmak suretiyle “aa”, “bb” şeklinde düz uyak kullandığı 2'li bentler de eklemiş. Hecenin 14'lü kalıbını kullanmış duygularını en iyi şekilde ifade edebilmek adına. Ve görüyoruz ki gayet başarılı da olmuş.

Kurbağanın Serenadı

Bir paçavra yırtıldı kamışlar arasında, Bak sevgilim; haddini bilmeyen bir kurbağa, Başladı yosunlarda serenatlar çalmağa…

Istırap, ses haline gelmiş yaygarasında: Senelerce tozlu bir rafta uyuyan keman, Böyle şikâyet eder reçinesiz bir yaydan.

Fakat senin karşında bu ne kadar küstahlık; Bir kere kendisine bakmıyor mu bu alık? Nasıl açıyor sana gönlünün yarasını?

Acaba ne umuyor böyle gevezelikte? Şimdi, ayaklarımla öpüşen bu eşikte, Bilmiyor mu kaç âşık kırdı gitarasını?

O da bilir bunların neticesizliğini, O da senin karşında duydu acizliğini, O da nâdimdir gönül verdiğine sevgilim!

Madem ayak ucunda bir kurbağa vaklıyor, Karanlık şimdi bütün cürümleri saklıyor; Onu çiğne sevgilim! Onu çiğne sevgilim!

Şairin bu şiirde bariz şekilde aşkını yansıtmasının dışında bu aşta kendini ne kadar değersiz hissettiğini de görüyoruz. Ama kendini değersizleştiren yine şairin ta kendisi. Tekrardan belirgin bir şekilde gördüğümüz doğa imgelerinin dışında teşbih sanatından yararlanıldığını da görebiliriz. Aşkını karşısındakine itiraf etmeye çalışıp bu çabasını yersiz, değersiz, küstahça ve aptalca olduğunu düşünüp bunu yansıtmıştır. Kendisini bir kurbağaya benzetip ilan-ı aşkını da vaklamayla özdeşleştirmiştir. Ve bu denli değersizleştirdiği benliğini ve aşkını ayaklar altında çiğnenmeye layık görmüştür. Şair 3'lü bentlerle ve 6 kıta olarak yazdığı bu şiirinde 14'lü hece ölçüsünü, ahenk unsurlarından redif ve kafiyeyi bariz şekilde kullanmış.

Çakır

Altın saçlarını sıkıca tarar, Sonra iki örgü yana bırakır; Ayağında pembe dallı mor şalvar, Taze gelin gibi süzülür Çakır…

Beyaz ellerine kına yaraşır, Mavi gözleriyle bir içim sudur. Efeler onu el üstünde taşır; Köyün bir tanecik orospusudur.

Çakır’sız olamaz hiç bir eğlence Herkesin gönlünü kaplar çünkü sis… Bazan mal olsa da iki üç gence, Yine Çakır’ını ister her meclis…

Geniş meydanlarda yakılır çıra, Çakır nazlı nazlı dokunur “def”e… Süt gibi rakıyı sunar Çakır’a Gür bıyıklı, ateş gözlü bir efe…

Gitgide açılır sırma cepkenler; Kıllı göğüslerinden süzülür rakı. Bazan birisinin bağrına girer, Elma soymak için alınan çakı…

Çakır yılan gibi döner, kıvrılır -Sırma saçlarında fildişi tarak- Tabanca çekilir, bıçak sıyrılır, O döner elini şıkırdatarak…

Yalnız bazı kere taze gelinler, “Bize kocamızı ver! …” diye inler… O zaman Çakır’ın gözü doludur…

O zaman gözünün önüne gelen Cepheden şehitlik alıp yükselen İncecik bıyıklı bir yavukludur…

Şiirde bahsi geçen “Çakır” aslında sevgilisini cephede kaybetmiş buruk bir kadındır. Kaybettiği sevgilisinin yerini ve sevgisini başka erkeklerle doldurmaya çalışır. Bunlar kimi zaman efeler, kimi zaman köyün genç delikanlıları, kimi zaman da yeni evli beyefendilerdir. Şiirde anlatılanlara göre çoğu zaman el üstünde tutulur, uğruna içkiler içilir hatta adamlar bıçaklanır çakır için. Arzulanan, istenen bir kadındır. Belki de bundandır onca şeye rağmen yine de vazgeçilemez olması. Şair “abab” çarpraz uyak düzenini kullanmış, bolca da rediften faydalanmıştır. Şiir 6 adet 4'lü bentlerle yazılmış kıta ve 2 adet de 3'lü bentlerle yazılmış toplam 8 kıtadan oluşmaktadır.

Sevdasız

Derler ki: “Dünyada sevdasız yaşanmamış “Bir kalp gösterir misin bu ateşte yanmamış?” “Aşk öyle bir şeydir ki kimini sevindirir,” “Okşar, bahtiyar eder, gözyaşını dindirir…” “Tabiatı tıpkı talih gibidir, yâr olmaz kimine de” “En samimi ateşle çırpınan bir sinede”

“Kıyametler koparır, fırtınalar yaratır,” “Bazan bir demet güldür, bazan kanlı bir satır.” “Lâkin sevişmiyerek geçen ömür hederdir;” “Dünyada âşık olmak herkese mukadderdir…”

Ben kulağımdaki bu sözlerin tesiriyle, Ateşli gençliğimin en derin tesiriyle Yuvamı bir kuş gibi süsledim, çiçekledim. Haftalarca kendime bir sevgili bekledim…

Bu haftalar ay oldu, bu aylar sene oldu, Fakat bilmiyorum bu kadınlara ne oldu?.. Kimsesiz günlerimde hiçbirisi gelmedi, Bir bülbülün şen sesi odamda yükselmedi…

Ben de kendi kendime: “Bekleme gönül!” dedim… “Bir kadının yoluna bakmak tenezzül! …” dedim… Zaten nazlanıyordu hangi kadına baksam, “Aşka yuf olsun dedim eğer yalvaracaksam.”

Atmayı göze aldım hayatımı bir yasa. Kırmadım gururumu önlerinde… Hülâsa Ne onlar bana geldi, ne ben onlara gittim Sahipsiz bir mum gibi gençliğimi erittim…

Şimdi aşka bir heves duymuyorum kendimde… En ateşli demimi böyle boş geçirdim de Yine bir kadın için gururum baş eğmedi, Dudaklarım bir kadın dudağına değmedi...

Karşılıksız bir bekleyiş, umutsuz bir aşk isteği görmekteyiz şiirde. Aşkın yüce, herkesin en az bir kere başına gelen bir şey olduğunu vurgulamakla kalmıyor gerekli olduğunu da savunuyor şair. Bahsi geçen yüce aşkın iki boyutunu da gözler önüne sermiş. Kimisinin başını okşayıp bahtiyar eden aşk şaire uğramamış, yar olmamış. Oysa şair kendisi dememiş mi şiirde aşkın herkesin alın yazısında olduğunu? Demiş, demiş ama dediklerine kendi dahi inanmamış belli ki. Çünkü haftalar, aylar hatta yıllar boyunca böyle bir aşkı beklemiş, hatta aramış ama hiç bulamamış. Öyle ki hayatına almak istediği kadınlardan karşılık görememiş, sonucunda da gururunu daha fazla kırmayıp bu nafile çabayı sonlandırmış. Ne kimse ona gelmiş, ne şair onlara gitmiş. Kendi tabiriyle “Sahipsiz bir mum gibi gençliğini eritmiş”. Hayatının en ateşli dönemini yine yapayalnız geçiren şair, yalnızlığını gururuna bağlamış şiirini bitirirken. Dudaklarına bir kadın dudağı değmemiş, yine kendi sözleriyle; ömrünü sevişmeden geçirerek heder etmiş. İlk iki kıtayı bir başkasının sözleriymiş gibi yazmış fakat araştırdığımızda yine karşımıza kendisinden başkası çıkmıyor. Belki gerçekten bir başkasının, belki de şair öyle düşünmemizi istedi, bilemiyoruz. Belli bir hece ölçüsü kullanmadan serbest müstezat ile yazılmış. Ahenk unsurlarından kafiye için ise gerek cinaslı, gerek zengin, gerek de tam uyak kullanmış şair. Biçimsel olarak belli bir kalıpta yahut kusursuz diyemeyiz belki ama edebi açıdan bakınca hepimiz az ya da çok kendimizden bir parça bulabiliriz şiirde. Şairin anlatmak istediklerinin tesirini yüreğimizin en derininde hissedebiliriz.


메타데이터
post_id
c5e4f57bd1a5
slug
sabahattin-ali-şiirleri-tahlili-c5e4f57bd1a5
url
https://medium.com/@dilademircii/sabahattin-ali-%C5%9Fiirleri-tahlili-c5e4f57bd1a5
canonical_url
https://medium.com/@dilademircii/sabahattin-ali-%C5%9Fiirleri-tahlili-c5e4f57bd1a5
author_url
https://medium.com/@dilademircii
status
ok
fetched_at
2026-07-26 02:20:04