Kayıp Coğrafyanın İzinde / Doğu Türkistan Seyahatnamesi
Taha Kılınç, 247 sayfa, Ketebe Yayınları, 10/10, 05.01.2026
Kayıp Coğrafyanın İzinde / Doğu Türkistan Seyahatnamesi
Taha Kılınç, 247 sayfa, Ketebe Yayınları, 10/10, 05.01.2026

Başlangıç olarak, bu kitap, içindekiler, ne yazsam az kalacağını belirtmeliyim. Kitabın varlığından, baskısından haberdar olduğumda çok heyecanlandım. Çin’in Doğu Türkistan şehirlerine nasıl olur da Taha ağabey gibi okuyucu kitlesi olan bir gazetecinin girmesine izin verdiğine inanamadım. Üniversite yıllarımda çok fazla Uygurlu ile tanışma, konuşma fırsatım oldu. Uluslararası bölümlerin büyük çoğunluğunu onlar oluşturuyordu ve mescidlerde, kulüp etkinliklerinde bir arada olur, sohbet ederdik. Orada olan bitenin dışarı yansıtılmaması adına devletin ciddi politikalar izlediğini, gazetecilere izin vermediklerini duymuştum. Uygurlardan memleketleriyle ilgili duyduğumuz bildiğimiz şeyler vardı, uzun maziye dayanmayan bazı uluslararası haberleri de görmüştük toplama kamplarıyla ilgili ama bizden bir gazetecinin bölgeyi adımlayıp bize aktarması bambaşka bir kaynak sunacaktı, nitekim öyle de oldu.
Özellikle Müslüman camiada kitap yankı uyandırdı, Ekim ayında ilk basılan kitabın Kasım ayında ancak dördüncü baskısına yetişmek nasip oldu. Rabbim daha nicelerine ulaştırsın inşallah.
Kitap Taha ağabeyin Doğu Türkistan’a giden biriyle tanışması ve bir seyahat planına koyulmasıyla başlıyor ve adım adım her gittikleri yeri sekiz gün boyunca bize aktarması ile devam ediyor. Gulca, Kaşgar, Yarkent, Hoten, Urumçi ve Turfan şehirleri seyahatte yer alıyor. Öncelikle sınır kapısından neredeyse bir sorgu ile ülkeye alınıyorlar ve sürekli takip ediliyorlar. Bölge zaten adım adım devasa güvenlik kameraları ile donatılmış. Bazı büyük şehirler, özellikle sindirme politikaları nihayete erme yolunda olanlar yerli turistlere açılmış. Yabancı turistler oldukça nadir. Hele ki Müslüman yabancı turistler… Camilerin çok büyük çoğunluğu kapalı, Kaşgar’a gelene namaz kılacak bir camii bulamıyorlar. Taha ağabeyin haritadan not aldığı camilerin bir kısmının mahiyeti değiştirilmiş, bir kısmı yıkılmış, bir kısmına ise giriş izni yok. Çin’in “bakın biz camiilere ve namaz kılanlara karışmıyoruz” şeklindeki söylevleri pek gerçeği yansıtmıyor, Urumçi’de bir nebze serbestiyet var da o da Uygur Müslümanlarını kapsamıyor. Namaz kılınan ender camiilerde ise belediyeden namaz izni almak gerekiyor ve izin sadece çok yaşlılara çıkıyor, onlar da girmeden önce ayakta bekletilip Çin’e bağlılık yemini ettiriliyor. Ayakta kalabilmiş camiilerin çoğunun kubbeleri tıraşlanmış, İslam mimarisine dair hiçbir şeyi Çin istemiyor. Öncesinde camii kullanımına bir şekilde izin vermeyen hükümet, sonrasında kullanılmıyor diyerek restorasyon ve yıkıma başlıyor.
Camiilerde yapılan zulüm bir yana, gezi esnasında hiçbir yerde tesettürlü hanıma rastlamamaları, erkeklerin bir tanesinin dahi cübbe, şalvar, takke gibi İslamla bağdaştırılan giyime sahip olmamaları, devletin kendince terörle ve ayrıştırıcılıkla mücadele politikalarına dahil. Bölgede çoğu mezarlık dümdüz edilip üstüne binalar parklar inşa edilmiş.
Turizmin bu beldelerde kültürden ve İslam’dan uzaklaştırıcı bir etken olarak ciddi şekilde kullanılması, ülkemizde ve diğer memleketlerdeki turizm üzerine düşünmeye sevk ediyor.
Toplama kampları, namı diğer Eğitim Kampları gün geçtikçe büyütülmüş ve en başından beri devasa kampüslere sahip. Mezun olabilenlerin çoğu hükümete ait fabrikalarda ucuz, hatta ücretsiz iş gücü olarak çalıştırılıyor. bu yüzden sokaklardaki çoğu müstakil iş yerinde kadınlar çalışıyor. Belki şapkamızı önümüze koyup ucuza ürün almak adına kimlerin ekmeğine yağ sürdüğümüzü, kimlerin zulmüne destek olduğumuzu düşünmeliyiz. Boykot sadece İsrail zulmünü kapsamamalı.
Kitapta dikkatimi çeken diğer bir şey Hui Müslümanları oldu. Açıkçası Çin’de sadece toplu olarak Uygur Müslümanlarının olduğunu, onun dışında Müslüman olanların müstakil hidayet öyküleri olduğunu düşünüyordum. Ama Hui’lerin varlığı, kimliği beni oldukça şaşırttı, Uygurlar hakkında neler düşünüyorlar, merak ediyorum.
Kitapta daha bahsedilebilecek, üzerine konuşulabilecek onlarca şey var. Günlerce tahlilleri edilebilir bir kitap olmuş. Uzun zamandır böyle bir sonraki sayfayı merak ettiğim, tüm fırsatları değerlendirip kısa sürede bitirdiğim bir kitap okumamıştım. Kitabı okurken nefesimi tuttum ve o gergin havayı, yaşananları iliklerime kadar hissettim.
Kitabı tüm dostlarıma, herkese tavsiye edebilirim gönül rahatlığıyla. hem seyahat notları, hem Doğu Türkistan tarihi hakkında dolu dolu bir kitap olmuş. Kitabı bitirdiğinizde özgürlüğünüze şükretmeden edemeyeceğinize inanıyorum.
Selametle.
메타데이터
- post_id
- c91b48fb1bdf
- slug
- kayıp-coğrafyanın-i̇zinde-doğu-türkistan-seyahatnamesi-c91b48fb1bdf
- url
- https://medium.com/@sadecenazli/kay%C4%B1p-co%C4%9Frafyan%C4%B1n-i%CC%87zinde-do%C4%9Fu-t%C3%BCrkistan-seyahatnamesi-c91b48fb1bdf
- canonical_url
- https://medium.com/@sadecenazli/kay%C4%B1p-co%C4%9Frafyan%C4%B1n-i%CC%87zinde-do%C4%9Fu-t%C3%BCrkistan-seyahatnamesi-c91b48fb1bdf
- author_url
- https://medium.com/@sadecenazli
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-23 21:25:25