Yudum
Abartılı bir kahkaha attın. Dişlerin o kadar muazzam ki. Bacaklarını hiç bükmeden kalçanı dışarı doğru uzatarak masama eğildin. Yüzümün…
Kahve Tezgahı
Gözlerin üzerimde. Beni rahatsız etmemeye çalışıyorlar ama üzerimde gezindiklerinden emin olmam için öte yandan sakince çırpınıyorlar.
Sol omzuma yakında duran kapının üzerindeki zil ileri geri sallandı. Yeni gelenler tezgaha doğru yaklaştı. Turist olduklarından o kadar eminim ki. Aranızda en ufak bir konuşma geçmeden sadece qr kodunu okutabilecekleri menünün görselini işaret ettin. Bir önceki siparişini hazırlamak için duvara doğru dönerken tabi ki bana gözünün kenarıyla bakacaktın. Siparişi hazırlarken yanındaki barista ile sessizce sohbet ettin. Turistler sipariş vermek için bir iki kere vücut dilleri ile kendilerini hatırlattılar ama elindeki siparişi hazırlamayı bitirmeden onları görmezden gelmeye devam ettin. Tüm ekibin onları görmezden gelmeye devam etti. İçinde bulunduğun alanı yönetebiliyorsun. Kirpiklerin ne kadar dolgun.

Tezgaha doğru geri döndün, birisinin siparişinin hazır olduğunu belirtmek için kasanın yanındaki altın rengi zile bastın, bana baktın. Turistlerle konuşmaya başladın ama hiç gülümsemiyorsun bu sefer. Biraz konservatif görünüyorlar farkındayım. Kızın başörtüsünün altındaki siyah boneyi ve sade bağlama şeklini ben de fark ettim. Batı Asya bağlama stiline benziyor. Ayrımcı mısın?
Menüye dair sorularına cevap verirken saatine baktın, onlarla ilgilenmek istemedğin o kadar belli ki. İkinci sorularını sordular. Sadece net bir ‘-Hayır’ dediğini okuyabildim dudaklarından. Kız gülümsedi, başını hafifçe eğerek sana teşekkür etti. Kafası ile arkadaşına kapıyı işaret etti ve çıktılar. Arkalarından bakmadın. Kibirlisin.

Bahçe tarafındaki masaları kontrol etmek için tezgahın arkasından çıktın, bana baktın. Sence de tezgahla masam arasında yeterince mesafe yok mu? Tegahın arkasından her çıkışında sağ koluma hafifçe sürtünecek kadar yakınımdan geçmen gerekli mi? Sağ omzuma en azından üç kere değdiğine eminim. Bahçe tarafı o kadar kalabalık mı?
Spor salonunu gece geç saatlerde düzenli gidiyor olmalısın. Üst kollarının ve göğsünün çapı bu konuda biraz fikir sahibi olmamı sağlıyor.
Bahçe tarafından geri geldiğini görüyorum, bana doğru yürüyordun ama dudağının kenarıyla hafifçe sırıtıp solundaki tezgahın arkasına geçtin. Bacaklarımın hizasındasın. Tezgahın altında istiflenen kahve paketlerini çıkarmaya çalışıyosun. Gülümsedin. Hareketlerine dikkat ettiğimin farkındasın da o yüzden mi bu kadar sık gülümsüyorsun? Kollarını dolabın arka tarafına yetişecek kadar derine soktun. Bir şey arıyorsun ama dolabın kapağından yüzünü göremiyorum. Geri çekildin, ne almaya çalışıyordun da yarıda bıraktın ya da en başından beri bir şey arıyor muydun? Dolabı kapattın. Bana baktın. Ayağa kalktın. Seni tamamen görmeye devam edebilmem için gözlerimi önümdeki ekrandan ayırıp başımı yukarı doğru birazcık da olsa kaldırmam gerekiyor. Standartlara göre biraz daha uzun boylusun.
Yanındaki baristanın ısıttığı kurabiyenin mikrodalgadaki çın sesini duydum. Kurabiye tabağını tezgahın kenarından hızlıca kaptın. Sağ omzuma değdin. Bahçeye doğru gidiyorsun. Muhteşem bir zafer kazanmışcasına gülümsediğine eminim.
Suratında muzur bir ifade ve elinde aynı kurabiye tabağı ile geri geliyorsun. Yarı yolda durdun, tezgahın ortasından içeri sarkarak baristanın omzuna dokundun. Karşılıklı sessizce kikirdediniz. Tabağı elinden aldı, arkasını dönüp sol eli ile kurabiyeyi tekrar yoklayıp yenmeyeceğinden emin olunca ayağı ile çöp kapağını açıp tabağı boşalttı.
Sen baristaya bakıp gülümsemeye devam ederken, hafif tempoyla koşarak bahçeden içeri doğru kurabiyenin sahibi olduğuna inandığım kız girdi. Sana yaklaştı, gülümsedi. Yüzün kızın yüzünü kapatıyor, ne konuştuğunuzu anlayamayorum. Tatlı standına bakmak için arkasına doğru eğildi. Sen kızın sağına yaklaştın ve eğildin. Eliyle işaret ettiği kek hakkında hiç olumlu bir ifade yoktu suratında. Diğer keki sordu. Omzunu silktin. Kız gülümsedi, omzuna dokundu. Hangi keki yemek istediğine dair tatmin edici bir karar verdiğine eminim. Sana iki elini yüzünün önünde birleştirip abartılı bir reverans yaparak teşekkür edip bahçeye doğru geri döndü.

Tezgaha baktın, baristadan kekten bir dilim hazırlamasını istedin. Tezgaha sol elini yaslarken sağına dönüp bana baktın.
Mikrodalganın çın sesini tekrar duydum. Tezgahın önüne doğru uzatılan kek tabağını aldın, tişörtünü silkeleyip bahçeye doğru döndün. Hımm, Kuki kızı etkilemeye çalışıyorsun.
Dikkatimi üzerinden almam gerek. Kahvemden bir yudum aldım. Suratım ekşidi, buz gibi olmuş. Elimdeki kahve fincanını altlığına yerleştirdim. Gözlerimi ekranıma çevirdim. Sağımdasın, parfümünün kokusunu alıyorum. Baldırlarının ön tarafı masama değiyor. Kafamı sana doğru kaldırdım. Gülümsüyorsun.
- Kahvenin son yudumunun tadını çıkarman için hiçbirimiz sana yaklaşmıyorduk. Beklediğimize değdi mi?
Gülümsedim ve başımı boynumun sağına doğru eğip gözlerimi kıstım. Konuşmaya tatlı bir giriş mi yapmaya çalıştın yoksa küstah mısın?
- Emin değilim, soğumuştu. Bana bir tane daha filtre kahve yapmak ister misin?
Abartılı bir kahkaha attın. Dişlerin o kadar muazzam ki. Bacaklarını hiç bükmeden kalçanı dışarı doğru uzatarak masama eğildin. Yüzümün hemen yanındasın, kokun.
- Her yudum alışını izlemek ayrı zevk. Venti boy kahveni birazdan getiriyorum.
메타데이터
- post_id
- c92e8b2e85be
- slug
- yudum-c92e8b2e85be
- url
- https://medium.com/@nikkas/yudum-c92e8b2e85be
- canonical_url
- https://medium.com/@nikkas/yudum-c92e8b2e85be
- author_url
- https://medium.com/@nikkas
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-26 12:24:21