← Back to list

Kaplumbağa Terbiyecisi

Bodrum 6 Mart 2019

Engin Yücel · 2020-11-25 18:24 · 1 claps · 5.6 min read
#kaplumbağa #osman-hamdi-bey #tablo #terbiye #sanat
Open on Medium ↗

Kaplumbağa Terbiyecisi

Bodrum 6 Mart 2019

Kaplumbağa Terbiyecisi

Kaplumbağa Terbiyecisi

Bizim bahçede iki haylaz kaplumbağa yaşar, çoğu zaman girişin karşısındaki çalıların altındadırlar. Orası onların evi gibidir. Kışın da kendilerini oralarda bir yere gömdüklerini sanıyorum. Her gün çıkar bahçede bir tur atarlar, muhtemelen de yiyecek bir şey ararlar. Ben de Osman Hamdi Bey’in dervişi gibi ellerim arkada onları takip ederim. Bazen de evin içini merak eder ve içeri girmeyi denerler. Bizim evin girişinde bir camekan vardır ve kapıları yazın ardına kadar açıktır. Bu mekana, alçak alüminyum eşiği kolayca aşıp girerler ama evden içeri girmeyi henüz başaramadılar. Eşiği pata küta geçtiklerini duyunca “hah yine geliyor bizimkiler” deriz. Camekana girdikten sonra önlerine gelen mobilyalara çarpa çarpa yürürler ve takır tukur terası dolaşır dururlar, ama bazen de kötü bir şey olur. Kaplumbağalar inanılmayacak kadar çok miktarda çiş yaparlar ve etraf göl olur, kokusu da cabası. Bizim için küçük ama onlar için bahçe kocaman, niye içeri girerler de ihtiyaç giderirler anlamam. Bazen bu bize ceza galiba diye düşündüğüm de olur. Geldik buralara hayvanların yaşadıkları yerleri işgal ettik, onlar da çişerim böyle işin içine diye bizi cezalandırıyor olmalılar. Yazın camekanın kapısını kapatamayız, içerisi fırın gibi olur. Güneşin altında camla kaplı bir mekan içinde biz, dışarıda ise intikamcı kaplumbağalar, bekliyorlar ki kapı açılsın içeri girip bizi protesto etsinler.

Kaplumbağa eşiği kolayca atlayıp camekana girer…

Kaplumbağa eşiği kolayca atlayıp camekana girer…

Kaplumbağaların çişinden kurtulmak için önümde iki yol vardı. Birincisi ve kesin çözüm olanı, kaplumbağa türünün bu iki monşerini ‘persona non grata’ ilan edip, haneye tecavüz ve çevreyi kirletmek gerekçeleri ile sınır dışı etmek. İkincisi ise daha zahmetli bir yoldu, o da bu iki kaplumbağaya yaşadığımız yere çiş yapmanın ne kadar ayıp ve kötü bir şey olduğunu bir şekilde anlatmak, yani onları daha terbiyeli olmak için eğitmek. Bir hayvan sever olarak benim öncelikle ikinci çözümü denemem gerekir diye düşündüm. Zaten insanın başına ne gelirse hep zaaflarından gelir. Sağlık olsun dedim ve araştırmaya giriştim. Eğer bir yerde kaplumbağa ve terbiye kelimeleri bir arada geçiyorsa insanın aklına ilk gelen Osman Hamdi Bey’in tablosu oluyor. Ben de araştırmaya buradan başladım. Ancak ondan önce size tanıdığım terbiyeli bir kaplumbağadan söz etmek isterim.

Rahmetli kayınvalidemin evinin arkasındaki küçücük bahçesinde bir kaplumbağası vardı, Kokoş. Ona hayatının son yıllarında iyi bir arkadaş olmuştu. Bahçe kapısı açıldığı zaman kendisine yiyecek bir şeyler geldiğini düşünür ağır ağır yaklaşırdı. Salatalık ve marul gibi yeşilliklere de bayılırdı. Çişinden, kakasından şikayet edildiğini hatırlamıyorum. Köşede rahmetli kayınpederin akvaryumculuk dönemlerinde, soğuk su balığı yetiştirdiği küçük bir havuzu vardı, akvaryum işi bitince havuz da boşaldı. Kokoş belki de o havuz çukurunda ihtiyaç gideriyordu. İnsana alışkın, kendisine dokunulduğunda kafasını ve ayaklarını içeri çekmez, hatta buruşuk boynunu iyice uzatıp kim bu diye anlamaya çalışırdı. Keyifli bir hayvandı ve bir terbiyesizliğini de görmedik. Kayınvalidem hayatta olsaydı bu konuda ondan bir şeyler öğrenebilirdim. Bizim bahçedeki ikili böyle medeni değil, aslında insanların yeterince medeni olduğuna inanmıyorlar demek belki daha doğru olur. Yanlarına yaklaşınca önce hızlanıp kaçmaya çalışıyor, kaçamayacağını anlayınca da donup kalıyor ve her şeyini içeri çekip yok oluyor. Bir türlü iletişim kuramadım. Kokoş’tan bildiğim salatalık rüşvetini denedim, kafasına doğru uzattım aldırmadı, burnuna dayadım ama nafile, senden bir şey almam havasında ısrar etti ve evden dışarı çıkmadı. Kokoş bir şekilde evcilleşmişti, bizimkileri bu seviyeye getirebilir miydim bilmiyorum.

İnternette, kaplumbağa nasıl terbiye edilir diye aramaya başladım, hemen hemen bütün sonuçlar Osman Hamdi’nin tablosunu işaret ediyordu. Ben de bir ipucu çıkarabilir miyim diye Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu incelemeye karar verdim. Ülkemizin en pahalı tablosunda Osman Hamdi ne anlatmaya çalışıyordu acaba? Kırmızı elbiseli bir derviş, bir elinde ney, sırtında kudüm benzeri vurmalı bir çalgı, kafasında yemeniler dolanmış bir kalpak ve ayağında deri terlikler. Sivri kemerli bir nişin önünde durmuş yerdeki kaplumbağalara bakıyor. Beş tane kaplumbağa var yerde, dervişin işi benden daha zormuş diye düşündüm. Tablonun ışık kaynağı nişin içinden kısmen gözüken bir pencere. Sivri kemerin üstündeki yazıda da “Kalplerin şifası sevgiliye kavuşmaktır” yazıyormuş. Mekanın da Bursa Yeşil Cami’nin üst kat odası olduğu sanılıyor. Adı kaplumbağa terbiyecisi ama kaplumbağalar pek de terbiye edilmiş gibi durmuyor. Her biri bir tarafa dağılmış kendi havasında.

Kaplumbağa oynatan adam

Kaplumbağa oynatan adam

Osman Hamdi’nin esinlendiği söylenen bir başka kaplumbağalı eser var ve Japon bir sanatçıya ait. Gravürde bizim dervişe benzer bir adam küçük bir davul çalıyor, kaplumbağalar da sıraya girmiş ufak bir sehpanın üzerine çıkıyorlar. Eğer tablo gerçeği yansıtıyorsa Japon işi başarmış, bu hayvanlar eğitimli, bunlar kesin çişini kakasını söyler… Ama gravür gerçeği yansıtıyor mu acaba? Eğer öyleyse bu işi nasıl başarmış? Bunları hiç bir zaman bilemeyiz. Ben kaplumbağaları terbiye etme adına Osman Hamdi’nin tablosundan bir şey çıkaramadım. Ayrıca Osmanlı’da kaplumbağa terbiyecisi diye bir meslek de bulamadım ki onlardan bir şey öğrenelim. Son çare bu tablo için sanat eleştirmenlerinin ne dediğine bakmaktı, belki onlardan bir şeyler öğrenebilirdim.

Bazı sanat eleştirmenlerine göre Osman Hamdi Bey kaplumbağaları bir metafor olarak kullanmış ve müzecilik çalışmaları sırasındaki mesai arkadaşlarını bu ağırkanlı, kalın kabuklu hayvanlarla anlatmaya çalışmıştı. Bazı eleştirmenlere göre de ağır işiten kaplumbağalar, neyin sesini ve davulun ritmini duymakta zorlanıyorlar, durumu fark eden derviş de ne yapsam acaba diye düşünüyordu. Bu yorum sahipleri de Osman Hamdi’nin Sanayi-i Nefise Mekteb-i’ni, yani Osmanlı’nın ilk güzel sanatlar okulunu, kurarken çektiği sıkıntılara bu tablo ile gönderme yaptığına inanıyorlardı. Aslında kaplumbağaların temsil ettiği alana tüm toplumu ve geniş bir zamanı kapsayacak, evrensel boyutta bakıldığında, Osman Hamdi’nin bu eserinin, sanatçıların topluma ulaşmakta işlerinin ne kadar zor olduğu gerçeği ile örtüştüğü de çıkartılabilirdi. Günümüze dönersek bu sorunun günümüz Türkiye’sinin de hala en yakıcı sorunlarından birisi olduğunu görürüz.

Araştırmaya devam ederken amacım için konunun iyice dağıldığını fark ettim, ben kaplumbağaları eğitmek istiyordum, onları metafor olarak kullanmak değildi niyetim, ama tablo hakkında öğrendiklerim ilgimi çekmişti, şimdi de tabloya neden Kaplumbağa Terbiyecisi ismi verildiğini merak ediyordum. Bahçedeki kaplumbağalar biraz daha bekleyebilirdi, ben araştırmaya devam etmeye karar verdim. Tablonun yapıldığı günden sonra ismindeki evrilmeye bakarsak; Paris’teki bir sergide ressamın tabloya “Kaplumbağalı Adam” ismini verdiğini görüyoruz. Daha sonra 1912 yılında Ressamlar Cemiyeti Gazetesi’nde tablodan “Kaplumbağa Mürebbisi” olarak söz edilmiş. Birkaç sene sonra ise halk bilimcisi ve seyyah Lucy Garnett bir kitabında aynı tabloyu “Kaplumbağa Terbiyecisi” diye isimlendirmiş ve bu isim günümüze kadar gelmiş. Osman Hamdi Bey bu tabloda eğitilmesi zor kişi ve grupları temsil etmek üzere kaplumbağaları kullandıysa, dervişin memnuniyetsiz hali ile de bu amacını pekiştirmeye çalışmış. Oysa Japon gravüründe başarı belgelenmiş. Öbür yandan Osman Hamdi kendi tablosunu yaparken Japon gravüründen etkilendiyse, demek ki onun da aklında eğitim konusu vardı. Ancak siz bir eğitmen olarak ne kadar yetenekli ve bilgili olursanız olun başarınız toplumun yapısı ve sizin engel olanlara karşı kuvvetli olmanızla ilgilidir. Sizi rahat bırakmayabilirler, işte o zaman işiniz zordur. Özgün ve özgür davranabilirseniz toplumunuzu eğitebilirsiniz. Konuyu bu noktaya getirince, ben Japon gravüründeki olası başarıya ve her iki eserdeki kaplumbağalara bu açıdan bakmayı tercih ederim.

Osman Hamdi’nin tablosu hakkında biraz bilgim vardı gerisini de bu yazıyı yazmadan önce internette dolaşarak öğrendim. Bunları öğrendikten sonra bana bu tablodan kaplumbağaları eğitmek için bir fayda olmadığına karar verdim. Benim için en doğru yol başta belirttiğim birinci yol, yani bu iki haylazla yolları ayırıp şu çiş işinden kurtulmaktı. Kararlı bir şekilde ayağa kalktım ve “Eyy kaplumbağalar tamam artık, burama kadar geldi, üzgünüm ama gidiyorsunuz bahçeden,” dedim ve “sizi uzaktan sevmek aşkların en güzeli” şarkısını mırıldanarak başladım kaplumbağaları aramaya, birincisini bulmak kolay oldu. Acem borusuna doğru aheste aheste gidiyordu, arkadan yaklaştım, beni hissedince durdu ve her şeyini içeri çekti, yok oldu. İki elimle kavrayıp havaya kaldırınca bu sefer de ayaklar, kafa, kuyruk ne varsa her şey dışarı çıktı, debelenmeye ve bir yandan da tıslamaya başladı, havada olmak hiç hoşuna gitmemişti. Ters çevirip avucumda tutunca daha rahat kontrol ettiğimi fark ettim. Bahçe yoldan yüksektir ve merdivenle çıkılır, yani aşağı inip yola bıraksam artık geri gelemez. İndim ama hemen kapının önüne bırakmadım, yoldan geçen sürücülerin dikkatine güvenemedim. Gittim yanımızdaki inekli arsanın kapısına bıraktım, altından geçip ormana doğru giderse alıştığı doğal çevreye kavuşurdu. Poposundan ileri doğru şöyle bir ittim ama bizimki yere konulunca her şeyini yine içeri çekmiş, bu evde kimse yok durumundaydı. Ben uzaklaşayım o nasıl olsa gider ormanı bulur dedim ve geri döndüm. Şimdi sıra ikincisindeydi.


메타데이터
post_id
ca5c89522241
slug
kaplumbağa-terbiyecisi-ca5c89522241
url
https://medium.com/@enginyucel48/kaplumba%C4%9Fa-terbiyecisi-ca5c89522241
canonical_url
https://medium.com/@enginyucel48/kaplumba%C4%9Fa-terbiyecisi-ca5c89522241
author_url
https://medium.com/@enginyucel48
status
ok
fetched_at
2026-07-10 23:47:57