← Back to list

KİTLE

Yönetilen kitleler, kaybolan bireyler…

Nitel · 2025-02-01 08:21 · 0 claps · 7.6 min read
#kitle #yönetim #toplum #benlik #birey
Open on Medium ↗

KİTLE

The Hay Wain - John Constable

The Hay Wain - John Constable

Her gün akıp giden zamanın içinde hayatımız geçerken kendimizi kimi zaman yalnızlığın tenha sokaklarında kimi zaman ise kalabalıkların yanılsamalarında buluyoruz. Bugün ise sokaklarımızı aşıp göğe yükselerek kalabalıklara bulutlardan bakacağız.

İnsan kendini her daim bilinçli, yaşadığının farkına varan bir varlık olarak tahayyül eder. Zaman, sanki avuçlarının içinde ve hiç geçmeyecekmiş gibi yaşar. Bir nevi insan kendini devamlı olarak zihninde, duygularında yalanlarıyla aldatır. Bir ömür geçer ve dönüp bakma vaktindedir akreple yelkovan. Ne yaşadım, ne düşündüm, neye hizmet ettim? Hangi benim olmayan hayallerin, ideallerin peşinde koştum? Ya cevapsız sorular vardır ya da korkulan cevaplar. Geri gelmeyecek yıllar belki de hiç ait olmadığı bir davanın, topluluğun içinde geçmiş, tükenmiştir. Hiç mi idrak etmemiştir bu beden, nasıl bir rüyada kaybolmuştur?

Bulutlardayız, yeryüzünü seyre dalıyoruz. Milyonlarca küçük bedenin toplanıp haykırdığı nedir bu kalabalıklar? Önce bu manasız gibi görünen kalabalıklara bir isim vermek gerekir. Kitle.

Hemen açıp bakalım sözlüğümüze, ne anlamı varmış bu beş harfli kelimenin. Bir yerde toplanmış, bir araya gelmiş, belirli işleviyle özellik gösteren insan topluluğu. Bu büyüleyici kelime kimi zaman tek bir insanın tüm topluma karşı olan çaresizliğinin ilacıdır kimi zaman ise yalnızlığının başlangıcı özgürlüğünün sonudur. Bir kralı öldürüp demokrasiyi getirebilir ya da demokrasiyi öldürüp kralı yaşatabilir. İşte paradoksun başlangıcı kendisi içerisindeki zıtlıktır. Katiyet yoktur. Bugün iyi yarın da kötüdür. Tüm olay kitlenin nasıl yönetilip hareket ettiği, nasıl düşündüğüdür. Bu noktada insanın sorular sorması gerekir.

Kitleyi kimler oluşturur?

Çok da uzağa bakmaya gerek yok. Kitle biziz. Her birimiz farklı kitlelerin içinde belki de hissetmeden varlığımızı sürdürüyoruz.

Kitle içerisindeki bireyin benliğine ne olur?

Bu soru karşısında Le Bon’un bakış açısının gerçekliğe çoğu zaman daha yakın olduğu kanaatindeyim. Le Bon der ki birey, ilk önce kitlede çoğunluğun içerisinde anonimleşip kendi üstündeki sorumluluklardan kurtulur. Artık sosyal kaygıları azalmış ya da yok olmuştur. Yapılacak eylemler ahlaki ve toplumsal açıdan kendisinin değil kitlenin sorumluluğundadır. Tüm bunlar olurken birey özgür iradesinden de sıyrılmaya başlar. Kitleyi yönetenlerden başlayan telkinlerle beraber kitle düşünme ve sorgulama işini bir kenara bırakmış söylenenleri hissetmeye, yaşamaya ve gerçekleştirmeye odaklanmıştır. Şüpheye düştüğü anda ise devreye ‘’bulaşma’’ girer. Peki, nedir bu bulaşma?

Kitlenin devamlılığını, itaat ve eylem kapasitesini sadece önderlerin gücü sağlamaz. Bizlere kraldan çok kralcı olanlar ile söylenen her şeyi mutlak doğru hatta tabu olarak kabul edenler gerekir. Bu bireyler, fikirlerin kitle içerisinde yayılmasına öncülük ederler. Ne zaman telkinler eşliğinde bir fikir ortaya çıksa onun ebedi koruyuculuk görevini üstlenen bulaştırıcılar kendilerine bile ait olmayan telkinleri diğer bireylere devamlı olarak aktarırlar. Bulaşma işte böyle başlar. Eğer karşı çıkan, şüpheye düşen bireyler var ise de en sert şekilde tepki verip kitleye olan bağlılıklarını ve güvenirliliklerini sorgularlar. Birey bir nevi ihanet ile suçlanmıştır, bu durum karşısında tüm kitleyi karşısına alıp ihanet etmek istemeyeceği için kendi gerçeklikleri yerine kitlenin doğrularını kabul etmeye başlar. Artık bireyin, özgür iradesi ve neticesinde de benliği yok olma eşiğindedir. Kitle ne hisseder, ne düşünürse birey için de o geçerlidir. Kitlenin içerisinde ne kadar çok vakit geçirmeye, yaşamaya devam ederse o kadar benliğinden uzaklaşır. Artık birey benliğini kaybetmiş kitlenin küçük, düşünmeden itaat eden bir parçası olmuştur. Bireylerin üzerindeki baskılar ve yaşadıkları duygulanım ne kadar yoğun olursa kitle içerisindeki bulaştırıcıların sayısı da o kadar artmaya başlar. Günü geldiğinde ise artık tüm kitle bulaştırıcılardan ibaret haldedir.

Eğer kitle bireylerden oluşan bir topluluk ise bireylerin toplamı kadar mıdır?

İnsan düz bir şekilde düşündüğünde bu soruya direkt evet cevabını verebilir. Çünkü ne kadar çok nitelikli insana sahipseniz kitle de o kadar nitelikli olacak gibi düşünür. Ancak yaşamın içerisinde her zaman mantıksal yaklaşımlar ile gerçekler uyuşmaz. Sosyal ve psikolojik etkileri göz ardı etmek mümkün değildir. İlk önce 10 kişiden oluşan küçük bir kitle hayal edelim. Bu kişilerin yarısı nitelikli, düşünen, sorgulayan diğer yarısı ise bu özelliklerden mahrum bireyler olsun. Toplamına bakıp düşündüğümüzde nitelikli yarının kitleyi belirli bir oranda üst seviyelerde tutacağını tahmin edebiliriz. Fakat bu kitleyi oluşturan bireylerin sayısını artırmaya başladığımızda nitelikli bireylerin sayısıyla doğru orantılı şekilde artmadığını görürüz. Artık elimizde 1000 kişiden oluşan bir kitle varken nitelikli birey sayısı belki de %5–10'luk bir oranda kalacaktır. Bu oran daha da büyük kitlelerin içerisinde çoğu zaman kaybolup gidecektir. Ki bunlar sadece sayısal verilerin analizidir.

İşin bir de psikolojik ve can alıcı olan tarafı vardır. Bu nitelikli bireyler kitlenin içerisinde zaman geçirip diğer bireylerle iletişimlerini sürdürdükçe kendi oldukları seviyenin altına doğru yavaşça inmeye başlarlar. Çünkü kitle içerisinde yanlış da olsa çoğunluğun doğru kabul ettiği yargılar, aşılmaması gereken sınırlar, sorulmaması gereken sorular vardır. Birey artık neyin gerçek neyin doğru olduğunu anlayamaz hale gelir. Şimdi sorumuza tekrar gelelim. Kitle, onu oluşturan bireylerin toplamı kadar asla değildir ve hiçbir zaman da olamaz. Ulaşabileceği en yüksek seviye belki de kitlenin sadece ortalamasıdır.

The Oath of the Horatii - Jacques Louis David

The Oath of the Horatii - Jacques Louis David

Kitleleri, kitlenin içindeki bireyler mi yönetir yoksa önderler mi?

Kitleyi kendi içerisinde 4’e ayıralım: Önder, yöneticiler, bulaştırıcılar ve bireyler.

Önder, ya doğuştan gelen özellikleriyle ya da sonradan kazandıklarıyla birlikte çeşitli siyasal oyunlar neticesinde mevcut konumuna gelmiş, güç ve söz sahibidir.

Yöneticiler, kitlenin içerisinden sıyrılmış önderin ve kitlenin istekleri doğrultusunda güçlerini paylaştığı yönetme kabiliyetine sahip kısıtlı güç sahipleridir.

Bulaştırıcılar, önderin ve yöneticilerin amaçlarına hizmet ederek güç sahibi olduğuna inanıp menfaatleri peşinde koşan fakat kitle içerisinde belirli bir popülerlik ve korkudan başka güce sahip olmayan kuklalardır.

Bireyler, kitlenin içerisine dahil olmuş kendini ya belirli bir amaç uğruna çalışan ya da çoğunluktan yana olarak gören kimselerdir.

İlk önce şunu kabul ederek başlayalım. Sistem ne kadar hiyerarşik gözükse de kitle içerisindeki konumuna birey olarak başlayan bir insan, sonunda önderlik konumuna kadar ulaşabilir. Ancak bunun için diğer bireylerden farklı özelliklere de sahip olması gerekir. Bunu metnin sonlarına doğru biraz daha açıklığa kavuşturacağız. Şimdi dönelim kimin yönettiğine?

Romantik ve soldan bir bakış açısıyla baktığımızda kitleler sanki kolektif şekilde yönetiliyormuş gibi gelebilir. Belki de, böylesine inanmak istememizden kaynaklıdır. Ütopyalardan uzaklaşıp gün sonunda gerçekliklere, insanın ve toplumun psikolojisine baktığımızda kitlelerin bir önderin ve yöneticilerin ışığında yönetildiğini görüyoruz. Anlattığımız mekanizmalar neticesinde kitledeki bireylerin çoğunluğu uzun vadede benliğinden ve özgür iradesinden vazgeçecek hale gelmişti. İradesi olduğunu düşünenler ise belki de önderlerinin ve yöneticilerinin telkinleriyle birlikte onlara sunulandan başka düşüncelere sahip olamayacak seviyeye gelmişlerdir.

Genel bir bakış açısıyla düşünürsek kitleleri yönetenler kolektif haldeki bireyler değil önderler ve yöneticilerdir. Peki, sadece güç sahibi olmak kitleleri düşünmeye, yönlendirmeye hatta harekete geçirmeye yeterli midir?

Kitle nasıl düşünür, nasıl harekete geçer?

Konuştuklarımız ışığında artık şunu fark ettik. Bir kitle varsa amacı ne olursa olsun onu yönetenler vardır. Bu yönetenlerin ise amaçları doğrultusunda kitleyi hareket etmeye, düşünmeye teşvik edecek yöntemleri olmalıdır. Benliğinden kopmuş, kalabalığın içerisinde kaybolmuş bireylerin belirli bir zaman sonra kendi düşüncelerinden ziyade, telkinler ve bulaşlar neticesinde ortaya çıkan düşünceleri benimsediklerini ortaya koyduk. Özet olarak şunu diyebiliriz: Artık bireylerin değil kitlenin ortak düşüncesi vardır.

Peki, bu düşünceler nasıl oluşturulur? Önder ve yöneticiler kendi düşüncelerini bu insan topluluğuna kabul ettirmeye ve benimsetmeye çalışacaklardır. Ancak temelinde bu o kadar da kolay bir mesele değildir. Bunu sistematik olarak gerçekleştirmeleri gerekir. Önce bir düşünce ortaya çıkar. Bu düşüncenin gerçeklikle uyuşup uyuşmadığına bakılır. Eğer uyuşuyorsa iş kolaydır. Doğrulardan ve dürüstlükten taraf olunduğunu söyleyerek bunu yaymak yeterlidir. Çünkü bireyler, kaybettikleri üstün vicdanlarını anımsayıp doğrudan yana olmalıyız, gerçekler bunlar diye haykırdıklarında hemencecik tatmin olacaklardır.

Fakat işin gerçeklerle uyuşmayan bir propaganda tarafı da vardır. Hatta bu kimi zaman kitlenin geçmişte söylediklerine karşı düşünceler de olabilir. İşte bu noktada insanın en zayıf noktalarından olan duygularına dokunmak elzemdir. İnsanın toplum içinde unutup bir kenara koyduğu ilkelliğine odaklanılır. Çünkü insana ne kadar yoğun duygular yaşatılırsa düşünmekten sosyal kaygıdan o kadar uzaklaşır. Eğer insan çok büyük bir davanın parçası olduğuna inandırılırsa sınırları da ortadan kalkar. Artık yükselen bir egoyla birlikte davasına hizmet etmektedir. Bu davaya karşı olan her şey cehaletle ve hainlikle suçlanabilir.

Telkinler ve bulaşlar ile birlikte kitlenin içerisine düşüncelerin akışı sağlanır. Bu düşüncelerin geçmişte yanlış bile olsa artık doğru olduğu, davanın devamlılığı ve selameti için savunulması gerektiği söylenir. Ancak bu noktada hâlâ bir yetersizlik vardır. Duygulanım yeterli seviyede değildir. Ya karşıya bir düşman koymak gerekir ya da bu düşüncenin kutsal bir tarafı olduğunu kabul ettirmek. Kutsallık için kitlenin hassasiyetlerine göre din ya da değer verdiği şahsiyetler kullanılabilir. Ancak düşman yaratmak için kutuplaştırmak ya da kitleyi rekabete sokmak gerekir. Bu düşman yaratıldığında ise bireylerin, kitlenin davasını savunmak gibi bir nevi yine kutsal amaçla duygulanımları artırılır. Bu duygu seliyle birlikte artık elimizde yanlış bile olsa bireyin doğru kabul ettiği düşünceler vardır. Yani bireyler etkili bir manipülasyon ile doğru ya da yanlış olması fark etmeksizin önderlerinin düşüncelerini kendi düşünceleriymiş gibi kabul edip düşünebilirler.

Kitlenin düşünceleri oluştuktan sonra saat, hareket vaktini gösterir. Her şey bir kıvılcımla başlar. Önder çıkar ve sihirli birkaç söz söyler. Maharet ise sadece önderde ya da sözlerin büyüsünde değildir. Telkin, bulaşma, manipülasyon, benliği kaybetme, kutsallık, kutuplaştırma, düşmanlar, duygulanım, din… Sayısız yöntemle birlikte zamanla bireye fark ettirilmeden manipüle edilmiş bir kitle oluşturulmuştur. O saatten sonra ise her söz bir sihir gibidir.

Guernica - Pablo Picasso

Guernica - Pablo Picasso

Tüm bu sorulara verdiğimiz cevaplarla birlikte aslında kafamızda kitleye dair bir resim çizdik. Ancak unutmamak gerekir ki her kitle yerine, zamanına ve kendi içerisinde bulunduğu toplumun sosyal yapılarına göre değerlendirilmelidir. Bugün bakıldığında çok başarılı ve coşkulu gözüken bir kitlenin yıllar geçtikçe tüm bu illüzyonun içerisinde nasıl bir gerçekliğe sahip olduğunun farkına varılabilir. Şimdi ise çizdiğimiz bu resimden biraz uzaklaşıp kendimize bakalım.

Peki, bizler kendini önderin büyüsüne kaptırıp kitlenin içerisinde kaybolan değil söz sahibi olan bireyler nasıl olabiliriz?

Ne olursa olsun kendimizi içinde bulunduğumuz kitleye fazlasıyla kaptırmamalı, önderin insan olduğunu unutmadan yanlışlar yapabileceğini ve günü geldiğinde mevcut konumundan gitmesi gerektiğini kabul etmeliyiz. Bu nedenle yapılan her işi eleştirel açıdan düşünmek ve sorgulamak gerekir. Çoğu zaman ihanetle, fazla konuşup sorgulamakla ve bağlılıkla ilgili suçlanabiliriz. Fakat bu noktada bizi farklı kılacak olan, irademizdir. Doğrularımızdan ve benliğimizden vazgeçmemeliyiz. Bu haksız ithamlara karşı sessiz kalıp pusmamalıyız. Hatta sesimizi yükseltip dilimizi sertleştirmemiz de gerekebilir. Bu iradeyi ortaya koymak bizi sadece öndere ve davaya itaat eden birey olmaktan büyük ölçüde kurtaracaktır. Unutulmamalıdır ki bizi hayatta tutacak olan yegâne amaç da kitleler ya da davalar değildir. Zaten bir insanın hayattaki varlığı bunlara bağlıysa yaşamı sorgulanmalıdır. Vakti zamanı geldiğinde bu insanlar belki de her gün geçmişin pişmanlığında yanıp kavrulacaklardır. İşte insan kaybolmamak için önce tüm bu farkındalıklara sahip olmalıdır. Sonrasında ise kitle içerisindeki ‘’bireyden’’ daha fazlası olabilir. Kim bilir belki de geleceğin önderidir.

The Third of May 1808 — Francisco Goya

The Third of May 1808 — Francisco Goya

Bu anlatılar sadece okumaların, düşünmelerin sonucu değildir. Bir yaşantının özetidir. İçinde yıllarımın geçtiği toplumun geldiği haldir. Her saat başı gündemin değiştiği, kutuplaşmanın had safhada olduğu, algılarla yönetilen kutsal kitlelerin yaşadığı ülkemin savaşıdır. Üzülmemek elde midir? Musa’sını bekleyen bir topluma sahip oldukça da içimizde her daim Firavun’lar yaşayacaktır. Görmeyen gözlere sahip kitlelere karşı aydınlanma tek bir önderle gerçekleşmez, gerçekleşemez. İnsanlar önce Musa’sını, Atatürk’ünü beklemek yerine kendileri harekete geçmeyi, düşünmeyi öğrenmelidir. Herkesin başka birilerinden beklediği ivmeyle yol alınmaz. Önce, yola çıkmak gerekir. Ne yazık ki toplumsal olarak bizler o yolda değiliz. Şunu da belirtmek isterim, birçok farklı kitle çeşidi varken bizim anlatımız bir kısmı üzerindendir. Ancak ‘’sessizliğin önder olduğu’’ kitleler de vardır. Susmak, harekete geçmemek de boyun eğmek ve benliğini kaybetmek demektir. O yüzden insan önce kendi korkularıyla çizdiği sınırlarından kurtulmalıdır. Yaşadığı özgürleşmeyle beraber mücadele vermelidir. Tek bir insandan değil toplumun içinden çıkan kısık sesli mücadeleler, yankılarını bulacak ve sonunda aydınlanmayı başlatıp yaşatacaktır.


메타데이터
post_id
caa085e99d3e
slug
ki̇tle-caa085e99d3e
url
https://medium.com/@nitel/ki%CC%87tle-caa085e99d3e
canonical_url
https://medium.com/@nitel/ki%CC%87tle-caa085e99d3e
author_url
https://medium.com/@nitel
status
ok
fetched_at
2026-07-21 03:40:02