DEPRESYON NEDİR? MÜSLÜMAN DEPRESYONA GİRER Mİ?
Depresyon, içinden hiçbir şey yapma isteği gelmemesidir. Sürekli bir üzüntü ve ilgi kaybına neden olan bir duygu durum bozukluğudur…
DEPRESYON NEDİR? MÜSLÜMAN DEPRESYONA GİRER Mİ?
Depresyon, içinden hiçbir şey yapma isteği gelmemesidir. Sürekli bir üzüntü ve ilgi kaybına neden olan bir duygu durum bozukluğudur. Depresyonu biz kötü bir şey zannediyoruz. Aslında depresyon insanın olgunlaşma evresidir. Ah, vah, zavallı depresyona girmiş canım ya…
Zariyat Suresi 50.ayet: “ O halde hemen Allah’a kaçın, haberiniz olsun ki ben size Ondan gelen açık bir uyarıcıyım.”
Acı geldiğinde, sıkıntı geldiğinde siz maddeye, uyuşturucuya, eğlenceye kaçarsanız depresyon sizi yakar. Ama Allah’a kaçarsanız, Allah’a dayanır, Allah’a sığınırsanız, doğru adımları atar, yapılması gerekenleri yaparsanız depresyon sizi olgunlaştırır.
Diyelim ki depresyondasınız. Depresyon olabilmesi için o ruh halinizin iki hafta devam etmesi gerekiyor. Uyku düzenin bozulmuş, hayattan zevk almıyorsun, içinden hiçbir şey yapasın gelmiyor, iştahın bozulmuş. Eskiden haz aldığın şeylerden haz alamaz hale düşmüşsün. Neredeyse Allah’tan korkmasan, hayatını sonlandıracaksın. Ve bu durum iki hafta devam etti. İşte buna depresyon deniyor. Bilimsel olarak böyle.
Depresyondaysanız bir terapi desteği almanızı tavsiye ederim. Geçici bir durum, ruh halidir. Bu depresyonun geçeceğine bir kere inanın. “Bu da geçer ya HU” diyerek, geçeceğine inanın, panik yapmayın.
Sanki geçmeyecek, sonsuza kadar böyle kalacak, perişan olacağım gibi düşünüyorsunuz. Öyle olmayacak. Temiz hava diyafram nefesi, yürüyüş, güzel giyinme, saç sakal birbirine karışmasına müsaade etmeyin. İçimiz karışık olsa da dışımız düzgün olsun. Vaktimiz varsa tatile, köye gidelim.
SORU: Sürekli abur cubur alıp filan dizi izliyorum ve sadece uyumak istiyorum. Depresyonda mıyım?
CEVAP: Kesinlikle. Depresyondaki kişi hayattan zevk alamıyor, bari yiyerek alayım diyor. Ölçüsüz yer ya da iştahı kesilir.
SORU: Depresyonda olduğumun farkındayım, kafamı oyalamak için bazı etkinlikler yapıyorum ama bunu tek başıma yapamıyorum. Neden? Örnek: Tek başıma gezmek gibi.
CEVAP: Depresyonda olduğun için yapamıyorsun. Zaten yapabilsen depresyonda değilsin ki. Depresyonun tanımı ne idi? İçinden hiçbir şey yapasın yok.
Hiçbir şeyi yapmamak isteği. Gezebiliyorum, yiyebiliyorum, içebiliyorum, iş yapabiliyorum. O zaman depresyonda değilsin. Depresyonda isen zaten tek başına hiçbir şey yapamazsın. Sana bir koltuk değneği lazım. O da arkadaş.
Depresif kişi topluma çok fazla girmek istemez. Zaten kendini de zorlamasın, acele etmesin. Depresyondaki kişinin samimi bir arkadaşı olacak. Zaman zaman dertleşecek ama o arkadaş dikkat etsin o da zamanla depresyona girebilir. O da 3. Bir arkadaşı arayabilir.
SORU: İnsan günlük hayattaki geçici kaygılarından kurtulamaz ise ne yapmalı?
CEVAP: Buna Anksiyete denir. Bakın kaygı duygusu hepimizde var. Bütün duygular gibi. Allah’ın yarattığı hiçbir duygu gereksiz değildir. Ama baharat gibidir. Tadında olacak. Eğer fazla olursa yemeğin tadını bozar. Korku duygusu, nefret duygusu, kaygı duygusu, sevgi duygusu, kıskançlık duygusu, tiksinti duygusu. Bütün bunlar kıvamında olacak. Kaygı dediğimiz şey eğer kıvamı geçtiyse, probleme dönüşmeye başladıysa buna Anksiyete deniyor. Bakın kaygı ayrı, Anksiyete ayrı. Anksiyete kaygı hastalığı demektir. Bu ne demek? Sen bu duyguyu yönetemiyorsun, o seni yönetiyor demek.
SORU: Depresyona girmemek için ve hızlıca çıkmak için ne yapmalıyız?
CEVAP: Hızlıca çıkmak. Depresyona giren kişi “Çabuk hemen çıkarın beni” diyor. Çünkü acı çekiyor. Depresyon acıdır. Bende yaşadım bu olayı hem de dibine kadar. Parmağın kangren olsa sana acı verse keser atarsın. Bu öyle değil. Yaşadığın hayat sana acı veriyor. Akü bitmiş., hiçbir şey yapasın yok. Camı açıp aşağı baktığım çok zaman oldu. Ya da şuradan bir araba çıksa da bana kazayla vursa dediğim. Tatsız, tuzsuz bir hayat. Keyif alamıyorsun. O yüzden hızlıca çıkmak istiyorsun.
Depresyona girmemek mümkün mü bilemem ama doğru bir hayatın varsa, yanlışlardan uzaksanız, hayatınıza anlam katan bir meşguliyetiniz varsa, bakın para kazandığınız meşguliyetten bahsetmiyorum. Keyif aldığınız bir meşguliyetten bahsediyorum Başkasının hayatına dokunabiliyorsanız o hayat anlamlı olur. Bir yetimin başını okşamak, maddi ya da manevi yardıma muhtaç insanlara yardım edebilmek.
“Hayatın en büyük hazzı başkalarının hayatına dokunabilmektir.” Demiş. MARTİN SELİGMAN
Diğer hazlar yeme, içme, cinsellik. Bu tür insanlar hayatı yaşamıyor ve bunlar mutlu değiller, diyor. Niye mutlu değiller?_
Mesela ben yemekle hayattan keyif alıyorum. Sabah kahvaltısı yarım saat, öğle yemeği yarım saat, akşam yemeği yarım saat. Eeee 1,5 saat. Geriye kaldı 22,5 saat. Cinselliği kattın içine 1 saat. Ki her gün yaşanacak bir şey değil. Artı ben şimdi çok acıkmışım. Ki maddi hazları alabilmemiz için acıkmamız lazım. Muhtaç olmamız lazım. Yani ihtiyaç olması gerek. İhtiyacınız yok ama yemek yemeniz gerekiyor. Ama haz alamazsınız. Aldım bir tabak yemeği koydum. Yemeye başladım. İlk kaşıktan keyif alırım, ciddi bir haz alırım. 2.de haz azalır, 3.de daha azalır, 4.de daha az, 5.de artık bö gelir. 2. tabağı istemiyorum. Ev sahibi zorluyor. İstemiyorum, hatta tiksiniyorum. Alacağınız haz bu kadar işte. Ama başkasına verirken öyle bir şey olmuyor. “Ya ben insanlara iyilik yaptım, daha yapacak mecalim kalmadı.” Yok böyle bir şey. İnsanlara iyilik yaptığınızda keyif alır, her zaman hatırlarsınız. Maddi hazlar geçici, manevi hazlar kalıcıdır.
SORU: Günahkâr psikolojisi ve ümitsizlikten nasıl kurtulabiliriz?
CEVAP: Günah işlemeyeceksin. 😊 Günaha bulaşmamak, günah işlememek mümkün değil. Bakın çok zor demiyorum. Mümkün değil. Allah bizi hatalı yaratmış. Hataya düşeceğiz ki tövbe kapısına gideceğiz. Büyük günahları işlememek şartıyla çamurlu bir zeminde dolaşıyoruz. Üstümüz bembeyaz. Bu çamur bulaşacak, üstümüze sıçrayacak. Bunlardan dolayı ümitsizliğe kapılmamamız lazım. Allah’tan ümidi kesmemiz lazım.
SORU: Arabesk müzik neden rahatlatır?
CEVAP: Arabesk müziğin psikolojisinde genelde kadere, feleğe çakma var. Adam hayatı darmadağın götürmüş, perperişan bir halde ama suçlu kader olunca… Kader, felek… Suçluyu buldum, yakaladım. Adam öyle bir rahatlıyor ki, suçlu kendi değil ya. Sadece arabesk değil, bazı müzikler de insanı depresif hale getirebilir. “Bu akşam ölürüm beni kimse tutamaz” “Batsın bu dünya” gibi. Adam zaten depresyonda, bi de bunları dinlediğinde intihara kadar yolu var. Ama bir türkü dinler, ahiret aklına gelir, acizliğini, yalnızlığını hatırlar, Allah’ın kudretini fark eder.
Mesela Neşet Ertaş’tan YOLCU.
Bir anadan dünyaya gelen yolcu
Görünce dünyaya gönül verdin mi Kimi büyük kim böcek kimi kul merak edip hiçbirini sordun mu Bunlar neden nedenini sordun mu
İnsan ölür ama ruhu ölmez Bunca mahlukat var hiç biri gülmez Cehennem azabı zordur çekilmez Azap çeken hayvanları gördün mü
İnsandan doğanlar insan olurlar
Hayvandan doğanlar hayvan olurlar Hepsi de bu dünyaya gelirler Ana haktır sen bu sırra erdin mi
Vade tekmil olup ömrün dolmadan Emanetçi emaneti almadan Ömrünün bağının gülü solmadan Varıp bir canana ikrar verdin mi Varıp bir cananın kulu oldun mu
Garip bülbül gibi feryat ederiz Cehalet(cahiller) elinde küskün kederiz Hep yolcuyuz böyle geldik böyle gideriz Dünya senin vatanın mı yurdun mu
Ya da hareketli bir müzik dinler, halay çeker, iki göbek atar rahatlar, eğlenir. Bunda da bir sakınca yok yani. Bazıları der kapat şu müziği haram. Bu da aşırıya gitmek olur. Dengelemek, ayırt etmek gerekir. Çünkü insanın eğlenmeye de ihtiyacı var.
Depresyona giren kişinin yaptığı en büyük hata ümitsizliğe kapılmaktır. Olmayacak, geçmeyecek, düzelmeyecek. Hiçbir acı sonsuz değildir. Depresyonun da bir görevi var. Bir süre sonra geçecek.
SORU: Sabretmek ile içine atmak aynı şey midir?
CEVAP: Aynı şey değildir. İçine at, içine at, insanı hasta yapar. İçine şu şartla atabilirsin.
Mesela ben yemek yiyorum. Mideme gidiyor ve midem onu sindirip dönüştürüyor. Bir sakınca var mı? Yok. Elma attım., problem var mı? Yok. Armut attım, problem var mı? Yok. Peki, taş attım. Ya da demir? Atamam, sindirim sistemim onu almaz, mideyi mahvedersin. İşte bazı sorunlar vardır, içinize atar, sindirirsiniz, dönüştürürsünüz yok olur gider. Ama bazıları içine atıyor, sabah akşam düşünüyor. Sindirememiş, dönüştürememiş, içinde duruyor. Karın ağrısı yapar, hastalık yapar. Omuz ağrıları, kol ağrıları, ense ağrıları yapar. Bu içine atmakla olmaz, bunu çözmen gerek, konuşman gerek. Sindirebiliyorsan at içine, ama sindiremiyorsan onu gidip konuşacak ve çözeceksin. Başka yolu yok.
Sabır şudur. Tavuk da sabreder. Tavuk taşların üzerinde oturarak sabretmiyor. Tavuk 21 gün sabrederek oturuyor ve civciv çıkıyor. Aktif sabır. Bir şey yapıyor. Bir amacı var. Bir şeyi yapacaksın sonucunu bekleyeceksin. Çünkü sabır olmadan, zaman geçmeden o şey olmayacak. Hani demin sorduk ya depresyondan hızlıca nasıl çıkarız diye, bu arkadaş sabırsız işte. Depresyondan çıkmanın da bir süreci, zamanı vardır.
Sabır, bir şeyi ortaya koyarsın, o şeyin tamamlanması için zamana ihtiyaç vardır. O zamanın olması için de beklemeniz lazım, sabır budur.
Psikolojik rahatsızlıkların % 20 si genetik boyutu varsa % 80 i tamamen sonraki yaşamınla alakalıdır. Yani sağlıklı olmayan bir hayat akışı, travmatik yaşamlar ve olaylar, kaotik aile ortamı, zihninizi zorlar. Fıtratını bozar. Bu fıtratın bozulmasına kimi anksiyete, kimi bipolar, kimi depresyon, kimi deliryum, kimi kişilik bozukluğu, kimi, kimi, kimi…
Ana konu sağlıklı bir anne. Sağlıklı bir annenin olduğu yerde psikolojik rahatsızlıklar tutmaz. Ama anne sağlıksızsa, bakın babadan bahsetmiyorum. Özbeklerin bir sözü var. “Evde baba deli, bir deli, anne deli, hepsi deli.” Bu kadar önemli.
Çocuklar sabah uyandıklarında mutlu olup olmayacaklarına karar vermek için annenin yüzüne bakarlarmış. Anne mutsuzsa çocuk içine kapanıyor. Adam karısına bağırıyor, çağırıyor, işe gidiyor. Küçük çocuklar var. Bağırıyor, aşağılıyor, dövüyor ama küçük çocuklar var. Kadın dönüyor, babası kılıklı deyip çocuklara giriyor. Gücü gücüne yetene.
Herkes sıkıntıda, herkesin göğsünü dağlayan bir derdi var. Mesela çok mutlusun, arkadaşınla pinpon oynuyorsun. Bir anda bir telefon geliyor, bir anda yüzü ekşiyor. Kötü haber geldi, beyine girdi. Çok mutlu olan sen beynine giren bir haberle, bir cümle belki beynine giriyor ve hayatın bazen yıllarca atlatamadığın bir depresyonlar oluyor.
Demek ki bizim beynimizi, algımızı, o cümleyi karşılamamızı geliştirmemiz lazım ki olaylar bizi yıkmasın. Çünkü aynı haber bazısını yıkıyor, bazısına geliyor yıkamıyor. Orada bir direnç göstermek gerekiyor belki.
KABZ HALİ, Daralma, büzülme, durgunluk, sıkılma, tasalanma.
Bazen hiçbir sebep yokken kabz hali gelir, göğsünü dağlar veya başarısızlıklar. Bütün yollar çıkmaz sokaklara çıkıyor. Bu sefer insan kafaya takmaya başlıyor. Veya maddi sıkıntılar oluyor. Hayat standardı düşük. Hayat standardı yüksek insanlara bakıyorsun, üzülüyorsun. Geçinemiyorsun ve bunlar gelip göğsünün ortasına oturuyor. Ve artık yaşanmaz bir hale geliyor.
Birçok maddi hastalıkların sebebi psikolojiktir. Stres, sıkıntı, üzüntü birçok maddi hastalığı tetikliyor. Kanser, reflü gibi. Stres, stres, stres miden yanıyor. Aklıma gelen bir düşünce nasıl fiziksel bir şeye dönüşüp beni perişan edebilir? İşte olayları karşılamamız burada çok önemli.
Bu göğüs daralma olayı, Hicr Suresinde 97.ayette şöyle geçer “Onların söylediklerinden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz.” Peygamber Efendimiz tarafından düşündüğümde şu ayetin Onu ne kadar rahatlattığını tahmin edebiliyorum. Niye? Allah’ın bilmesi insanı rahatlatıyor. Bu insanı neden rahatlatıyor?
Tamam bak, her şey Allah’ın kontrolü altında. Evet, ben şu anda kötü bir haber aldım ama Allah bunu biliyor, haberdar.
Her şey Allah’ın kontrolü altında mı? Evet.
Mesela ben desem ki Ali, Ayşe bundan sonraki başına gelecek olaylar hep annene sorulacak desem. Annene sorsam. Ayşe’nin başına trafik kazası gelsin mi? Ali’nin annesine desem ki Ali bugün ayağını düşüp kırsın mı? Anneler ne der? Tabi ki Hayır der. Kabul edersiniz değil mi böyle bir şeyi. Peki, desem ki annenin kalbindeki şefkat Allah’ın okyanusundan bir damla bile değil. Allah’ın merhamet ve şefkatini hesap et. Peki, seninle ilgili kararların hepsini Allah verecek desem kabul eder misin? Edersin. Şu an çok acı çekiyorsun ya, ya merak etme şöyle kafanı kaldırıp baktığında aslında geçmişte ne kadar hikmetli olduğunu anlayacaksın. Çünkü bizim kafamız daha çok ne zaman çalışıyor? Sıkıştığımız zaman. Ne zaman Allah’a yöneliyoruz daha çok? Musibet yaşadığımız zaman. Sonra diyoruz ki: “Niye benim başıma musibet geliyor?” Çünkü musibetler gelmezse Allah’a yönelmiyorsun. Allah’a yönelmezsen cehenneme doğru depar atar vaziyette gidiyorsun.
İşler kötüye gidince Allah’ım, Allah’ım, ağlıyorum, sızlıyorum. Bir deprem olduğunu düşünün ateist bile olsanız Allah diye bağırıyorsunuz o korku anında. İşler iyiye gidince ihtiyacın yok ya Allah’a Haşa! Ne oluyor? El açmıyorsun. Allah verince gaflete düşüp, Allah’ı unutuyorsun. Allah musibet verince Allah, Allah diyorsun. Ne istiyorsun? Allah’a secde edebilmen, yönelebilmen için Allah sana musibetlerini mi yağdırsın? Kolunu mu kırsın? Bacağını mı kırsın? Yakınlarının canını mı alsın? Ne istiyorsun? Allah’ım ben uyanmıyorum, Allah’ım ben günahkârım, Allah’ım ben gafletteyim. Bana musibetlerini yağdır Allah’ım! Gözlerimi al. Şunu yap, bunu yap. Bunu mu istiyoruz. İlla bir musibet mi lazım?
Sahabeler uzun zaman musibete giriftar olmayınca üzülürlermiş, Allah’ım beni bıraktın mı? Allah’ım neden beni imtihan etmiyorsun? Diye bir halete girerlermiş. Bir düşün, başına bir tokat geliyor mu? Bu bir açıdan güzel bir şey. Allah seni uyarıyor. Allah seni bırakmamış. Bir açıdan da kötü. Allah seni uyarıyor, canın yanıyor.
Bir örnek: Birisi geldi ve size şöyle dedi. “Benim işlerim kötü gidiyor, eskiden namaz kılıyordum, oruç tutuyordum gene iyi kötü bir şeyler yapıyordum. Benim hayatım berbat gidiyor, ya tokat yiyorum sürekli. Ama şurada bir adam var, ne namaz var, ne niyaz, ne oruç, ne yardımlaşma. Adamın işleri süper iyi. Bu nasıl oluyor?”
Şimdi şurada biri gelse bana bir tokat vursa. Bu işin mahkemelik bir tarafı olmayabilir, kendi aramızda çözebiliriz. Alttan alırız, özür dileriz falan. Ama birisi gelse bıçağı çıkarsa beni öldürse, bu işin kendi aramızda çözümü var mı? Yok. Bu iş nereye gidecek? Karakol da değil, mahkemeye gidecek. Ağır ceza Mahkemesine gidecek, burada çözemeyiz. İşte kafirlerinde, müşriklerinde , ateistlerinde cinayetleri o kadar büyük ki aramızda çözemeyiz. Bu dünyaya sığabilecek kadar bir ceza değil o. Çünkü 124.000 peygambere yok diyor, Allah’a iftira atıyor, yok diyor. Bunları Allah yaratmamış diyor. Allah’ın sanatlarına iftira ediyor, bir kısmı Allah’a savaş açıyor. Şimdi sen bu adama ne ceza vereceksin? Tırnaklarını mı çekeceksin? Napıcan? Yok. Öyle bir ceza bu dünya içine sığmaz. Çünkü dünyanın ömrü sınırlı yıl yaşayacak. Adamın ömrü sınırlı. Demek ki seninki bu dünyada halledilebilecek bir şey ki Allah tokat vuruyor. Ama ayılın, ayılmazsan bir tokat daha ayılmazsan bir tokat daha. Biraz daha uyanmazsan büyütürsen en kötüsü olur. Hiçbir şey vurmaz. Allah seni bırakır, ellemez. Firavun’un burnu kanamadan başı bile ağrımadan bu dünyadan geçip gitti.
Allah günahlarını ahirete bırakmamak için seni hasta döşeğinde günahlarını döküyor.
Öncelikle 1.kural şu:
Hayatın inişlerle ve çıkışlarla olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Zenginlerde de böyle, fakirlerde de böyle. Bu hayatın kuralı bu. Biz buna imtihan diyoruz. Sabredip, şükredebilirsek ne ala. Bu sorunlar karşısında “Bu da geçer ya Hu” deyip dimdik durabilirsek zaten mükafatını alacağız. Yağmur yağarken diyor musun ki bulutlar neden var? Bu böyle beraber olan, beraber paketlenen şeyler gibi.
Dünya, yanına bantlamışlar. Sıkıntı var, bak burada mutluluk var, biraz da şurada dert var. Dünyanın en zengin adamı olsa bile, bu adam evladının ölüm haberini alsa, ya da kötü bir hastalığa yakalansa di mi? İstediğin kadar zengin ol, mutlu ol. Dünyanın tabiatında, insan olmanın tabiatında bu iniş, çıkışlar var. Beklentimizi buna göre ayarlamamız lazım.
Depresyona giren İmansız mıdır?
Kişinin ruhsal sıkıntı yaşaması. Toplumda şöyle bir algı var. Müslüman adam depresyona girmez. İşte depresyonda isen o zaman senin imanında problem var, sen Allah’a tam inanmıyorsun, güvenmiyorsun gibi bir şey ortaya çıkıyor. Hayır. Asıl Müslümanlar depresyona girer. Depresif haller insanı kendi iç dünyasına yönelttiği için dünyadan sıyrılıp Rabbine yönelmesi daha kolay oluyor aslında. Musibetlere imtihan gözü ile baktığında sebepler adamın dünyasından çıkmaya başlıyor.
Depresif haller, insanın bunalım yaşaması dünyadan kendini soyutlaması, yalnız kalma isteği… Kendi tarafına, hayır tarafına çevirirse aslında çok büyük bir nimet. Depresyon bir ibadet vesilesi oluyor insana.
Ama toplumdaki yanlış baskıdan dolayı öyle bir şey oluyor ki kişi o depresyonu kendini Allah’a yaklaştıracak değil, uzaklaştıracak vesile olarak görüyor. Gaflete dalmak ve o halden kurtulmak istiyor O halden kurtulmak için, içkiye başlayabiliyor, günahların içine ve zihnini oyalayacak oyunların içine dalabiliyor. Yasak, zevk v eğlencelerin bir yönlendiricisi oluyor.
Halbuki anlasa, bu dünyada kimsenin eli benim kalbime yetişmiyor. O zaman ne yapacağım ben? Her şeyin sahibi olan, her şeye gücü yeten, benim kalbimi bilen, beni benden daha iyi tanıyan, kalbimi bilen, o iniltiyi duyan birisine yönelmem lazım.
Müslüman tabi ki depresyona girer. Çünkü depresyona girmek ruhsal boyuttaki değişimlerle alakalı. Bugün ya da 10dakika önceki halim ile yarım saat sonraki halim bile aynı olmayabilir. Evden mutlu bir şekilde çıktın. Evden işe gidene kadar bile değişik bir hale girebiliyorsun. Ya da işte patrondan fırça yedin, akşama kadar bütün tadın kaçtı.
Cenab-ı Hakkın insanın kendisini, özünü bulması için giriftar ettiği haller.
İnsan kâinat gibidir. Kâinat nasıl ki durmuyor, değişiyor. Sabah güneş var iken, öğleden sonra yağmur yağabiliyor. Birden hava kararıp kasvetli bir hal alabiliyor. Yağmur yağarken, ardından bir güneş ve bir gökkuşağı beliriverebiliyor. İnsanın bedeni dahi değişiyor. Saniyede 50 milyon hücren ölüyor, tekrar yenileniyor. Dört mevsimin olması gibi.
İnsan bu hallere düştüğünde Allah’ı bulması lazım. Yani bu depresif hallerin seni Allah’a yönlendiriyorsa bu bir ibadet vesilesi ama Allah’tan uzaklaştırıyorsa bir azap vesilesi oluyor.
Peki, herkes neden böyle düşünemiyor?
Doktora gidiyoruz, psikologlara gidiyoruz, bir sürü hap, kendimizi ilaçlara gömüyoruz. Kalp ve ruhun vazifesizliğinden ve gıdasızlığından bu hallere düşüyoruz. O depresif hale gelene kadar ruhunu gıdasız bıraktıysan, kalbi vazifesiz bıraktıysan, ibadetlerden, Allah’tan, Allah’ı tanımaktan, Allah’a olan muhabbetten mahrum bıraktıysan ilerisinde o sıkıntı tedavi edilemeyecek boyuta gelebiliyor.
메타데이터
- post_id
- cbc964e9f362
- slug
- depresyon-nedi̇r-müslüman-depresyona-gi̇rer-mi̇-cbc964e9f362
- url
- https://medium.com/@n.knbrk/depresyon-nedi%CC%87r-m%C3%BCsl%C3%BCman-depresyona-gi%CC%87rer-mi%CC%87-cbc964e9f362
- canonical_url
- https://medium.com/@n.knbrk/depresyon-nedi%CC%87r-m%C3%BCsl%C3%BCman-depresyona-gi%CC%87rer-mi%CC%87-cbc964e9f362
- author_url
- https://medium.com/@n.knbrk
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-18 05:34:24