Kuru Övgüler Diyarı
Vitrin Kaygısı, Göstermelik Katılım, Bürokratik Filtreler ve Dijital Demokrasi
Kuru Övgüler Diyarı

Başkalarının kurduğu hazır bir vitrine yerleştirilip parlatılanla, kendi emeğiyle ayakta durup kendini kanıtlamaya çalışan asla bir tutulamaz.
Ancak sırf kendi yolunu çizmeye çalışıyor, çabalıyor ve emek veriyor diye atılan her adımın mutlak doğru olduğu da kabul edilemez. Sistemin doğası gereği gözü hep sahnededir; görünür olan her zaman daha kolay ödüllendirilir. Eğer biz yalnızca ışıkların altında parlayanlara odaklanırsak, karanlıkta kalanın derdine düşmeye hakkımız kalır mı?
Gençlik politikalarında en büyük tezat, gençlerin sisteme nasıl dahil edildiğidir.
Mevcut katılım modelleri; istemeden de olsa sosyal sermayesi yüksek gençleri ödüllendiren, bunun sonucu aynı amaca hizmet eden farklı yapılara dönüşmektedir.
Bir öğrencinin sosyal çevresinin bulunması, kulübe katılması, proje yapması veya gönüllülük deneyimi kazanması elbette değerlidir. Bu süreçler iletişim, organizasyon ve liderlik becerilerinin gelişmesine daha iş sektörüne girmeden katkı sağlar. Fakat kamu politikaları bu deneyimleri değerlendirirken kendine bu soruyu sormak zorundadır: Bu imkanlara hiç ulaşamamış genç ileride ne olacak?
Buradaki eleştirim sosyal faaliyetlerin veya gönüllülüğün değerli görülmesi değil. Problem, bu imkanlara baştan erişemeyen gençlerin, daha sonra kamu fırsatları dağıtılırken yine aynı eksiklikleri nedeniyle dezavantajlı hale gelmesidir. Sistem, sosyal ağlara ve imkanlara erişmiş gençleri desteklerken, bu kimlikleri sağlayamayan gençler için de giriş yolları oluşturmak zorundadır.
Ulusal Staj Programı’ndaki değerlendirme kriterlerine bir bakalım; “Kamu Yararına Çalışan Dernek Üyesi Olmak” ya da “Kulüp Yönetim Kurulu Üyesi Olmak” doğrudan puan getiriyor, staj alma imkanınız eleyici olarak artıyor. Uluslararası Değişim Programları’nda da tablo farksız; idari değerlendirme puanının tam %40'ı gençlik merkezlerine üyelik ve gönüllülük geçmişine ayrılmış durumda. Bu sistem, mevcut sosyal sermayesi yüksek olan genci açıkça avantajlı kılarken, bu ağlara erişimi olmayanlar için bir fırsat eşitsizliğı yaratıyor.
Zorunlu staj, mezuniyetin asli şartlarından biridir ve tamamlanmaması durumunda akademik süreç uzar. Devlet kurumlarının Ulusal Staj Programı ile stajyer kabul ettiği bir düzlemde, bu filtreler yüzünden büyük bir kitle daha iş hayatına dahi adım atamadan sistemin dışına itilmektedir.
Oysa devlet içinde, gençlere kapsamlı yaklaşım kuran farklı operasyonlar mevcuttur. Ulusal Gençlik Kampları uygulamasında, adayın eğitim durumu ve sosyo-ekonomik koşulları diğer önceliklerle birlikte değerlendiriliyor. Özellikle ekonomik zorlukların hesaba katılması, dezavantajlı gençler için çok daha kapsayıcı bir hamle. Demek ki sorun kaynakların yetersizliğinden ziyade, kurumların politika tasarlarken yaptıkları tercihlerdedir.
Ulusal çapta gördüğümüz bu filtreleme mantığı, yerel yönetimlere indiğimizde aynen devam ediyor.
Şu an aktif olmayan Çanakkale Kent Konseyi Gençlik Meclisi’nin yönergesine bakarsanız, karar alabilmek için doğrudan Siyasi Parti Gençlik Kolları Yöneticiliği veya Dernek Temsilciliği gibi kimliklerin şart koşulduğunu görürsünüz. İtirazım bu temsil yapılarının veya gençlik örgütlerinin var olmasına değil. Asıl sorun ve sorum şu: Bu sarmalın dışında kalan bağımsız bir genç, karar alma mekanizmalarında gerçekten bir karşılık bulabiliyor mu?
Çanakkale’de 18–29 yaş arası 59 gençle yürüttüğüm saha çalışması bu tekelliğin boyutunu kavramamı destekledi. Ankete katılanların %76.3'ünün hiçbir sivil toplum kuruluşuna veya kulübe üyeliği yok. Bu oran, halihazırdaki katılım kanallarının aslında gençliğin devasa bir kısmını pas geçtiğinin en açık kanıtıdır.
Bu çarpık tablonun sadece teorik bir eleştiri olarak havada kalmasını istemedim. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Çanakkale Belediye Başkanlığı yarışını ikinci tamamlayan İYİ Parti adayı Burak Kunt ile 10 Haziran 2026’da “Zarftaki Sorular” programında bu konuyu yüz yüze görüştüm. Kendisi, kampanya döneminde de vurguladığı bu katılım krizini, göreve gelmesi halinde öncelikli iş olarak çözeceğini belirtti.
Ancak kurumsal krizler şahısların iyi niyetine veya seçim vaatlerine terk edilemez. Kalıcı ve rasyonel çözüm, kişilerden bağımsız işleyen, herkesin erişebileceği kapsayıcı sistemler inşa etmektir.
Gençleri sisteme katmak demek, onları toplantı salonlarına doldurmak veya sosyal sorumluluk nutukları atmak değildir. Temel mesele, gencin karar süreçlerinde idari ve mali bir ağırlığının olup olmadığıdır.
Sahada karşılaştığım en çok dikkatimi çeken veri bu durumu özetliyor: Gençlerin %88.1'i yönetime katılmak için mutlak bir şart koşuyor ve “Kimliğimin gizli kalması şarttır” diyerek anonimlik talep ediyor. Bu kadar yüksek bir oran, gençlerin katılım kanallarına olan mesafesinin basit bir “ilgisizlik” olmadığını; arkada çok ciddi bir güven ve görünür olma kaygısı yattığını kanıtlıyor.
Üstelik aynı kitlenin %81.4'ünün mobil uygulama üzerinden katılımı tercih etmesi, yönetişim sürecinin etkin olmadığı 2026 Çanakkale’sinde toplantı/toplanma yöntemlerinin gerçekçiliğini sorgulatıyor.
Çözüm, gençleri ısrarla eski yapılara davet etmek olamaz. Çözüm, gençleri belirli alanlarda doğrudan karar süreçlerine dahil edecek dijital mekanizmaları devreye sokmaktır.
E-Katılımcı Bütçeleme modeli tam olarak bu kilidi açacak anahtar. Hedef, belediye kasasının anahtarını devretmek değil; kültür, sosyal projeler veya gençlik yatırımları gibi alanlarda genci rasyonel, otonom bir karar alıcıya dönüştürmektir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “Bütçe Senin” uygulamasında, 21.475 vatandaş sadece dijital ortamda oy kullanarak tam 187 milyon TL’lik bir kaynağın nereye harcanacağını belirledi ve 27 proje hayata geçti. Mekanizmayı doğru kurgularsanız, teorik bir öneri olmaktan çıkıp işleyen bir aygıta dönüşür.
Gençlik politikalarının başarısı zaten aktif olan, sosyal sermayesi yüksek gençlere ulaşmakla ölçülemez. Asıl başarı, mevcut yapılara hiç dahil olamamış gençlerin de karar alma süreçlerine erişebileceği mekanizmalar kurabilmektir.
Bürokrasinin gençlere ulaşıp politika etkinlikleri, çalıştaylar veya zirveler düzenlemesi, günün sonunda eşit şartlarda aynı masaya ortak oturulduğu anlamına gelmiyor. Sadece “biz gençliğin yanındayız” süsü veriliyor ve işleri bitince onlara da yol veriliyor. Çünkü idare, gençleri gerçek anlamda muhatap almıyor; yalnızca işine yaradığı ve o vitrinini süslediği kadar var olmalarına izin veriyor.
Aynı durum siyasi partilerin, özellikle de yeni kurulan muhalif partilerin gençlik kollarında da yaşanıyor. “Gelecek sizindir”, “Yönetimde söz sahibisiniz” sloganlarıyla teşkilatlandırılıyorlar. Ancak iş pratiğe döküldüğünde, o gençler miting alanındaki kalabalıktan, kontenjan dolduracak rakamlardan veya sokakta broşür dağıtacak işgücünden ibaret kalıyor. Ortada genç nesle karşı sergilenen devasa bir samimiyetsizlik var. Yetki devri minimize edilirken, içi boş unvanlarla gençlerin gözü boyanıyor. Fikir üretmeye, itirazlar yükseltmeye meyilli zihinler, parti kimliğinin altında eziliyor. Bu gençlere çok büyük bir siyasi mücadele veriyormuş gibi hissettiriliyor; oysa genel merkezin hırs hesaplarında, teşkilat tablosuna eklenmiş “artı bir” sayıdan başka hiçbir şey ifade etmiyorlar.
Kamu yönetiminin ve siyaset kurumunun görevi öncelikle kendi yarattığı bu ayrıştırıcı görünür/görünmez gençlik tanımını silmesidir. Her genç kendi ideali olan bir bireydir ve OECD oranından, rapordaki yüzdelik bir istatistikten veya sistemin vitrinini süsleyen göz boyayıcı bir aksesuardan çok daha üstündür.


İlgili Anketin İnfografikleri


Ulusal Staj Programı Kriterleri

Değişim Programı Kriterleri

Çanakkale Kent Konseyi Gençlik Meclisi Yönergesi

Gençliği Birleştiren Ulusal Kamp Kriterleri

İBB Bütçe Senin 2022 Raporu
메타데이터
- post_id
- cc2b7b76b856
- slug
- kuru-övgüler-diyarı-cc2b7b76b856
- url
- https://medium.com/@ozbeyefekocak/kuru-%C3%B6vg%C3%BCler-diyar%C4%B1-cc2b7b76b856
- canonical_url
- https://medium.com/@ozbeyefekocak/kuru-%C3%B6vg%C3%BCler-diyar%C4%B1-cc2b7b76b856
- author_url
- https://medium.com/@ozbeyefekocak
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-20 17:54:32