← Back to list

Türkçe, Japonca ve Ural-Altay Dil Ailesi Üzerine

Japonca ve Türkçe dilleri arasında genetik bir ilişki bulunmadığı ve aksini öne süren iddiaların bilimsel temelden yoksun olduğu…

Zetsuji · 2018-07-19 21:34 · 18 claps · 2.4 min read
#türkçe #japonca #ural #altay #diller
Open on Medium ↗

Türkçe, Japonca ve Ural-Altay Dil Ailesi Üzerine

Japonca ve Türkçe dilleri arasında genetik bir ilişki bulunmadığı ve aksini öne süren iddiaların bilimsel temelden yoksun olduğu bilinmektedir. “İki dil arasındaki benzer sözcükler” olarak sıklıkla verilen örneklerin büyük çoğunluğu, Çinceden Japoncaya geçmiş olan ve “kango” (漢語) olarak bilinen ödünç kelimelerdir. Verilen en yaygın örneklerden biri, strabismus isimli göz kusurunu ifade ederken Türkçede “şaşı” kelimesi kullanılırken Japoncada “shashi” kelimesinin kullanılmasıdır. (Yazının sonunda bu spesifik örneğin neden doğru olmadığına değinilecektir.)*

Bu tür kelime ödünç alma süreçleri, dilbilimde yaygın bir fenomendir ve diller arasındaki akrabalığı göstermez. Eğer ödünç kelimelere dayalı benzerlikler dil ilişkileri kurmak için temel alınsaydı, Türkçe ve Çincenin akraba olduğu sonucuna dahi varılabilirdi ki bu, dilbilimsel açıdan geçerli değildir. Diller arası etkileşim ve kelime alışverişi, kültürel ve coğrafi etkileşimler sonucu yaygın olarak görülür. Tarihsel ticaret yolları ve göç hareketleri, farklı diller arasında kelime alışverişini kolaylaştırmıştır. Japonca örneğinde, “yaban” (野蛮) kelimesi gibi Farsçadan Çince yoluyla Japoncaya geçmiş kelimeler bile bulunmaktadır.

Sözdizimi ve morfoloji gibi yapısal özellikler de komşu dil toplulukları arasındaki uzun süreli etkileşimler sonucu etkilenebilir. Örneğin, Japonca ve Türkçe, özne-nesne-yüklem (SOV) sözdizimi kullanır — bu, dünya dillerinin yaklaşık yarısında görülen bir tipolojik özelliktir. Bu sözdizimi yapısına farklı ailelere mensup dillerde, örneğin bazı Tibet-Burma dillerinde ve Korecede de rastlanır, ancak bu genetik bir ilişkiyi işaret etmez.

Ural-Altay dil ailesi teorisini hâlâ savunan bazı kişiler, genellikle ideolojik veya romantik nedenlerle bu görüşü desteklemektedirler. İlk olarak on sekizinci yüzyılda ortaya atılarak Türkçe, Moğolca, Tunguzca, Korece ve Japoncayı bir arada gruplandıran Altay dilleri hipotezi, çağdaş dilbilimde büyük ölçüde terk edilmiştir. Son altmış yıllık modern dilbilimsel araştırmalar, Ural ve sözde Altay dillerinin alakasız olduğunu ortaya koymuştur. Japonca, Ryukyu dillerini de içeren “Japonik Dil Ailesi”ne mensup olarak kabul edilmektedir. Bu sınıflandırma, dünya genelindeki dilbilimciler tarafından yaygın bir biçimde benimsenmiş olsa da, ancak bazı azınlık akademik çevrelerde yanlış anlaşılmalar devam etmektedir.

İlk olarak Talât Tekin’in, Hattori Shirō’nun teorilerini Türk akademisine tanıtmasıyla birlikte, Japonca ve Türkçe arasında bir ilişki olduğuna dair yanlış yorumlar ülkemizde büyük ölçüde yayılmıştır. Yüzeysel ve tesadüfi benzerliklere rağmen, bu diller aynı dil ailesine mensup değildir. Benzer rastlantısal benzerlikler, dünya çapında akraba olmayan diller arasında da görülebilir. Örneğin, Baskça ile Korece arasında bazı yapısal benzerlikler bulunmaktadır, ancak aralarında herhangi bir dilsel akrabalık yoktur.

Günümüzde Japonca ve Türkçe arasında genetik bir bağ olduğunu iddia eden kimselerin çoğu, genellikle Japonca konusunda yeterli uzmanlığa sahip değildir ve derinlemesine karşılaştırmalı analizler yapmamaktadır. Son yıllarda, özellikle Martine Robbeets gibi bazı araştırmacıların Altay teorisini yeniden canlandırma çabaları geniş kabul görmemiştir. Robbeets, Japonca ve Türkçe arasında genetik bir bağlantı olduğunu öne sürse de, görüşleri kapsamlı dilbilimsel kanıtlarla desteklenmemekte ve daha geniş dilbilim camiası tarafından benimsenmemektedir.

Öte yandan, Japonca daha geniş bir dil grubuna dahil edilecekse, “Transavrasya Dilleri” terimi düşünülebilir. Bu kavram, Japonca, Korece, Tunguzca, Moğolca ve Türkçe gibi diller arasındaki tarihsel bağlantıları yapısal benzerlikler temelinde incelemeyi amaçlar. Ancak bu tür sınıflandırmalar, dillerin genetik bir ilişkisi veya ortak bir kökene sahip olduğu anlamına gelmez. Modern dilbilim çalışmaları, Japonca’nın Türkçe veya sözde Altay dilleriyle genetik bir bağı olmadığını açıkça göstermektedir. Gözlemlenen benzerlikler, dil teması, yakınsama ve tipolojik paralelliklerin bir sonucudur, ortak bir atanın varlığından kaynaklanmaz.

*Türkçedeki “şaşı” ve Japoncadaki “shashi” (“şaşi” şeklinde okunur) kelimeleri aynı anlama gelip, strabismus isimli göz kusurunu ifade etmektedir. Anılan “shashi” kelimesi Japonca yazılırken 斜視 şeklinde yazılır ve Çin karakterleri (kanji) kullanılır. Kelimenin kendisi Çinceden Japoncaya geçmiş olup, öz Japonca bir kelime değildir. Aynı kelime Çince yazılırken 斜视 (xiéshi) şeklinde yazılır ve “şiğeşiğ” olarak okunur. Çin yazı sisteminde karakterler sessel değil anlamsaldır ve şaşı kelimesini oluşturan yukarıda yazmış olduğum iki karakter sırasıyla “çapraz” (斜) ve “bakmak” (视 / 視) anlamına gelmektedir. Buna ek olarak, bu diller arasında, kelimenin Çince (ve/veya Japonca) kaynaklı olup Türkçeye sonradan geçmesi şeklinde bir kelime alışverişi yaşanmadığını da kesin bir şekilde söyleyebiliriz. Zira bizim kullandığımız “şaşı” kelimesinin etimolojik altyapısına bakacak olursak “şaş-” fiilinden türemiş ve “gözlerin şaşırmış olması” gibisinden bir anlam ifade ettiğini rahatlıkla belirtebiliriz.


메타데이터
post_id
ccb2afadef45
slug
türkçe-japonca-ve-ural-altay-dil-ailesi-ccb2afadef45
url
https://medium.com/@yuxelcan/t%C3%BCrk%C3%A7e-japonca-ve-ural-altay-dil-ailesi-ccb2afadef45
canonical_url
https://medium.com/@yuxelcan/t%C3%BCrk%C3%A7e-japonca-ve-ural-altay-dil-ailesi-ccb2afadef45
author_url
https://medium.com/@yuxelcan
status
ok
fetched_at
2026-07-30 02:01:37