Sükûtun Görkemli Sesi
Zihindeki o yoğun sis dağıldıkça, sükûtun derin sessizliğini dinlemeye hazır mısınız?
Sükûtun Görkemli Sesi

Görsel yapay zeka tarafından üretilmiştir.
Zihindeki o yoğun sis dağıldıkça, sükûtun derin sessizliğini dinlemeye hazır mısınız?
İnsan, tıpkı tarladaki bir başak gibidir. Boş başak, rüzgârın oyuncağı olmuş bir sersem gibi sallanır durur. Zihni bulanık, ruhu avaredir; malayani sözlerle, oradan buradan topladığı laf kalabalığıyla o en kıymetli hazinesi olan “zamanı” savurur gider. Oysa dolu başak öyle mi ya? Güneşle olgunlaşır, içindeki cevher doldukça tevazuyla başı eğilir. Biz de hayran hayran bakmaz mıyız o mütevazı insana; ‘Onca bilgisine rağmen ne kadar sessiz ne kadar alçakgönüllü’ demez miyiz?
Vakti geldiğinde boş başak tığ savurup saman olurken; dolu başak dane olur, un olur, sofralara ekmek olur. Biri enerjisini gürültüyle harcar, diğeri sabırla ve sessizce içini doldurur.
Sessizliğin de bir sesi vardır; ama sadece duyabilene…
Bir narı düşünün; meyvelerin o nazlı sultanı çatlarken hiç bağırır mı? ‘Ben çatır çatır çatlıyorum, bakınız doluyorum’ dediğini duydunuz mu? Hamlıktan sıyrılıp kemale erdikçe, o en lezzetli haline ulaştıkça sessizce yarılır sinesinden.
Anne karnındaki bir bebeği düşünün… O güvenli limanda, sessizce gelişmeyi ve beslenmeyi bekler. Vakti gelene kadar orada kalacaktır. Hiç anne karnında herkesin duyabileceği şekilde bağıran bir bebek gördünüz mü? Tek bir gereksiz kelime sarf etmez, bas bas bağırmaz. Dilsizdir ama o muhteşem sessizliğiyle bize hayatın en büyük mucizesini dinletir.
Siz hiçbir kuyumcunun, pazar esnafı gibi bağırdığını gördünüz mü? ‘Gelin hanımlar, en güzel altınlar burada!’ diye feryat eden bir sarraf yoktur. Kuyumcu, altınını sessizce tartar, sessizce sunar. Nefesini boş yere tüketmez; çünkü bilir ki kıymetli olanın çığırtkanlığa ihtiyacı yoktur.
Zihnimizdeki sis bulutları dağıldıkça, doğru kaynaklardan süzülen bilgilerle ruhumuz şifa buldukça daha az konuşur, daha çok dinleriz. Atalarımız “Boğaz dokuz boğumdur” derken boşa dememişler; her kelimeyi dokuz boğumdan geçirip, ölçüp biçip, tartıp da söylemeli insan. İşte bu yüzden sükûtun o görkemli sesini seviyorum. Gereksiz laf kalabalığından, ağdalı sözcüklerle caka satmaktan, kibrin o gürültülü yürüyüşünden arınmak… Az ve öz konuşmak kadar güzeli var mı?
Koca evreni dinlemek varken, sessizliğin şahidi olmak varken neden konuşup o tılsımı bozarız? Hal diliyle bir şeyler anlatmaya çalışan canlıları izlemek, onların dilsiz dili olmak varken… Güneş, ay ve yıldızlar hiç konuşuyor mu? Değil mi ki biz onların üzerimizde bıraktığı o derin hislerle sessizce hasbihal ediyoruz.
Diyarbakır’ın o kadim surları, yüzyıllardır üzerinden sessizce göçüp giden nicelerini saklıyor bağrında. Medreselerin duvarlarına sinmiş zikirler, camilerin taşlarına nakşolmuş dualar hâlâ fısıldıyor aslında… Hepsi o sükûtun görkemli sessizliğinde sadece Rabbi ile konuşuyor.
Duyuyor musunuz?
Sükût, aslında en yüksek perdeden verilen bir cevaptır.
** Zihindeki gürültü durduğunda, dilin yükü hafifler. 7. Makamda gördük ki; içi dolu olanın sesi değil, özü konuşur. Sükût, ruhun en berrak aynasıdır.
Uyanış Günlüğü ilk yazı…
- Bu Yazı Uyanış Günlükleri serisinden Bölüm 7
- Uyanış Günlükleri serisindeki diğer yazılara profilimden ulaşabilirsiniz.
메타데이터
- post_id
- cd08d34d18a9
- slug
- sükûtun-görkemli-sesi-cd08d34d18a9
- url
- https://medium.com/@ogrencikoclugu38/s%C3%BCk%C3%BBtun-g%C3%B6rkemli-sesi-cd08d34d18a9
- canonical_url
- https://medium.com/@ogrencikoclugu38/s%C3%BCk%C3%BBtun-g%C3%B6rkemli-sesi-cd08d34d18a9
- author_url
- https://medium.com/@ogrencikoclugu38
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-14 20:56:14