← Back to list

Seyyid Kutub: Kendisi mezarda, fikirleri Ak Parti iktidarında bir İslamcı düşünür

Erdoğan’ın da katıldığı ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından Kocaeli’de düzenlenen “21. İmam Hatipliler Kurultayı”nın sonuç…

Murat Yıldırımoğlu · 2024-09-12 12:37 · 1 claps · 5.7 min read
#seyyid-kutub #müslüman-kardeşler #laiklik #ak-parti #cihat
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🧘 · Spirituality

Seyyid Kutub: Kendisi mezarda, fikirleri Ak Parti iktidarında bir İslamcı düşünür

Erdoğan’ın da katıldığı ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından Kocaeli’de düzenlenen “21. İmam Hatipliler Kurultayı”nın sonuç bildirgesinde şöyle deniyor: “imam hatip okullarına ruh veren asli unsur, İslam’dır. Bu okulların en güçlü ve özgün yanı insanlığın sorunlarının yegane çözümü olan İslam’ın nesillerimize öğretilmesidir.”

İslamın yegane çözüm olduğu şeklindeki iddia, bir kurultayın sonuç bildirgesinde yer alan tek bir cümle değil. Bu iddia Erdoğan başta gelmek üzere, Ak Parti ileri gelenleri tarafından sıklıkla dile getiriliyor. Ak Parti’nin ideoloğu Yusuf Kaplan yazılarında sıklıkla bu iddiaya yer verir.

Bu iddianın bir de arka planı vardır. Bu arka plana göre, bütün dünya, özellikle de Batı Dünyası bir bunalımın içindedir. Dünya sorunlar içinde kıvranmaktadır ve kapitalizm-sosyalizm gibi ekonomik ve siyasi sistemler, felsefi akımlar bu sorunlara bir çözüm bulamamaktadır. Bunlar çözüm değildir çünkü bunlar insan icadıdır. Sorunların çözümü insan icadında değil Allah’ın buyurduklarında aranmalıdır. İnsanlık titreyip kendine gelmeli ve herkes Müslüman olup sonsuza kadar sürecek bir barış ve refah ortamına kavuşmalıdır.

Yusuf Kaplan ve onun öncülü Necip Fazıl Kısakürek özgün düşünürler değildir. Özellikle Yusuf Kaplan son derece sığ bir düşün hayatına sahip gibi görünmektedir. Onlar görüşlerini kendileri oluşturmuş da değildir. Görüşler başka bir yerlerden gelir. O başka bir yerlerin en önemlisi de Seyyid Kutub’un düşünceleridir.

Mısır’lı Seyyid Kutub iyi sayılabilecek bir eğitim alıp Avrupa ve Amerika’da da bulunduktan sonra kendi düşüncelerini oluşturmaya girişir. Onun düşünceleri Müslüman Kardeşler örgütünün düşünsel tabanı haline gelir. Seyyid Kutub çok sayıda kitap yazmış olsa da en etkili kitabı “Kilometre Taşları” adındaki kitaptır. (Not: Bu kitabın Türkçe çevirisi “Yoldaki İşaretler” gibi anlamsız bir ifade şeklindedir. Kutub kitabında sürekli olarak İslami mücadelenin aşama aşama gelişmesi gerektiğini vurgular: Tebliğ aşaması, İkna aşaması, Savaş aşaması gibi. Kitaptaki şu kısım bu aşama mantığına iyi bir örnektir: “savaş ilk başta yasaktı; sonra ona izin verildi, arkasından karşı taraf başlayınca, savaş emredildi, daha sonra tüm müşriklere karşı savaşılması emrolundu.” Müslümanlar bu aşamaları geçerken yol ayrımlarına dikkat etmeli, hangi aşamadan hangi aşamaya geçtiklerini, sonraki aşamaya ne kadar yol kaldığını bilmelidir. Yani, kilometre taşlarına bakmalıdırlar. Bu nedenle kitabın adı “Yoldaki İşaretler” değil de “Kilometre Taşları” şeklinde çevrilmeliydi diye düşünüyorum.)

Seyyid Kutub kitabında önce yaşadığımız zamanı özetler:

“Hayata yön veren prensiplerin ve düzenlerin temel kaynağı açısından günümüzün dünyası (Peygamberimizden önceki devirlerde olduğu gibi) bir “cahiliye” dönemi yaşıyor. Öyle bir cahiliye devri ki, şu korkunç maddi refah ve üstün maddi gelişmeler onun kötülüğünü hafifletmeye yetmiyor. Bu cahiliyet devri, Allah’ın yeryüzü üzerindeki hakimiyetine, uluhiyetin en belirgin özelliği olan ilahi otoriteye el koyma esasına dayanır.”

Sosyalizm de kapitalizm de Kutub’a göre bu cahiliye devri için çözüm değildir:

“Sosyalist düzenlerde insanın genellikle horlanması, kapitalist düzenlerde sermayenin baskısı ile fertlerin ve emperyalizmin sömürüsü altında o milletlerin zulme maruz kalması, Allah’ın hakimiyetine el koymanın ve O’nun buyruğu olan insan haysiyetinin hiçe sayılmasının sonucundan başka bir şey değildir.”

Kutub’a göre tek çözüm İslam’dır:

“İslamın tutumu, diğer bütün beşeri düzenlerden tamamen ayrılır. Çünkü İslami düzenden başka bütün düzenlerde şu veya bu şekilde insanlar birbirlerine taparlar. Sadece İslam temeline dayanan düzende tek Allah’a kulluk ederek, tek Allah’ın buyruğuna uyarak ve tek Allah’ın huzurunda boyun eğerek bütün insanlar birilerine tapmaktan, başkasının kölesi olmaktan kurtulurlar.”

Kutub’a göre İslam dünyası eski zamanlarda Yunan ve Yahudi görüşleriyle bozulmuştur. Günümüzdeyse Kapitalizm, Sosyalizm, Feminizm gibi kendi bünyesine aykırı “sapık” felsefelerle ve sistemlerle kirlenmektedir. Çözüm bunların hepsinden arınmakta geçer. Batının yarattığı bilim ve teknolojik ilerleme kabul edilebilir: Pozitif bilimleri ve bunun sonucundaki teknolojileri batıdan almakta sakınca yoktur. Bunun ötesi iyi değildir. Türkiye’de muhafazakar çevrelerde yaygın olan “Batının bilim ve teknolojisini alalım, ahlakını almayalım” ifadesi Kutub’un düşüncelerinden kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Kutub ödün vermez: Ya benimsin ya kara toprağın ikiliği içinde düşünür. İnsanlar ve toplumlar ya kendilerini İslam’a koşulsuz bir şekilde teslim edip İslamı egemen kılmak için cahiliye düzenlerine karşı ölümüne mücadele etmeli ya da cahiliye safında olduklarını kabul etmelidir.

Kutub’a göre Müslüman dünyevi her şeyi ikinci plana atıp yalnız ve yalnızca İslam için mücadele etmelidir. Bu mücadele dünyada bir ödül getiren mücadele olmayabilir. Hatta tam tersine, bu mücadelenin militanları dünyada eziyet çekebilir ve öldürülebilir. Ama asıl hayat Ahiret hayatıdır ve asıl ödül de oradadır. Dolayısıyla dünyada çekilen eziyetin bir önemi yoktur.

Kutub’a göre Müslümanlar cihat etmelidir. Cihat bazı “ılımlı” Müslüman düşünürlerin iddia ettiği gibi, insanın kendi nefsine karşı bir savaş değil, savunma amaçlı bir savaş değildir. Bu türlü iddiaları şiddetle reddeder ve şöyle der:

“İslama bağlılıkları sadece isimden ibaret kalmış olan Müslümanlara karşı dikilen umut kırıcı pratiğin baskısı altında hem akılca ve hem de ruhi bakımdan yılgınlığa düşen bu çeşit kimseler, İslam sırf savunma amacı ile cihad eder, derler. Böylece bu dini yeryüzündeki tüm zorbaları ortadan kaldırarak insanları tek Allah’ın kulu yapmak olan metodundan feragat ettirmekle onu şirin gösterdiklerini sanırlar. Oysa ki, insanlara getirdiği inancı zorla benimseterek değil, fakat insanlarla bu inancın arasını açık ve serbest bulundurarak insanları kulların kölesi olmaktan kurtarıp kulları Rabb’ine kul olmağa yüceltmek bu dinin metodu gereğidir. Bu da egemen siyasi düzenleri yıkmakla veya teslim olduğunu ilan edip cizye vermeye mecbur bırakmakla olur.”

“İslam, …tüm yeryüzü üzerinde teşebbüse geçmekten ve insanları Allah’dan başkasına taptıran siyasi mihrakların üzerine vurucu güçler yöneltmekten kaçınamaz…kuvvet kullanmak, ister katıksız siyasi karakterli olsun, ister ırkçılıkla karışık bir mahiyet taşısın, yahut isterse aynı ırk arasında sınıfçı bir karakter taşısın, mevcut hakim’ otoriteyi ortadan kaldırdıktan sonra eyleme dönük kurtuluş hareketini gerçekleştirecek sosyal, iktisadi ve siyasi bir düzen kurmak için de kuvvet kullanmak gereklidir.”

“Bu dinin özelliğini belirtildiği şekilde anlayanlar bildiriye dayalı cihad yanında kılıçla cihad biçiminde bir İslami harekete girişmenin kaçınılmazlığını da anlar.”

Yukarıdaki paragrafların El Kaide, Deaş, Hamas gibi örgütlere ilham kaynağı olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Kutub’un düşünceleri İslamı hakim kılmak için şiddete başvurmayı doğru gören her örgüt için bir kalkış noktası oluşturur.

Kutub’un düşünceleri aşırı olsun olmasın, dinsel duyarlığı fazla olan insanlara çekici gelir. Ama aslında bu düşünceler çok sorunludur. Neden sorunludur? En başta, İslamın nasıl tanımlandığı sorunu vardır. İslam Sünnilerin İslamı mıdır, Şiilerin mi? Türkiye’deki çoğunluk gibi, Sünni İslamı dersek Sünnilik içindeki dört mezhepten (Hanefi, Maliki, Hanbeli, Şafii) hangisi benimsenecektir? Türkiye’deki çoğunluk gibi Hanefilik dersek Hanefilik içindeki hangi cemaat benimsenecektir? İsmailağa mı, Süleymancılar mı, Işıkçılar, Menzilciler mi? Diyelim ki Menzilciler dedik. Menzil şeyhinin ölümüyle birlikte oğulları cemaati parçalara böldü, bu parçalardan hangisi benimsenecek? Şu anda Afganistan’da birbirinden farkı olmayan iki aşırı örgütün (El Kaide ve Deaş) birbiriyle savaştığını da unutmayalım.

Kutub ve benzerleri bu gibi ayrımlarda peygamber dönemine dönülmesini öğütlüyor. Dinin en saf haliyle yaşandığı döneme, peygamberin doğrudan yönetici olduğu döneme. Ama o dönem de sorunlu. Peygamberi yakından tanıyan ilk Müslümanlar bile aralarında savaşa tutuşmuştu: Peygamberin karısı Hz. Ayşe, peygamberin amcasının oğlu Hz. Ali ile savaştı. Peygamber tarafından cennetle müjdelenen on kişi birbirleriyle savaştı. Demek ki o dönemler de çözüm değil.

Kutub’un düşünceleri kendi cephesinde bile tartışılıp eleştirilmiş. Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisi bu konuda şöyle diyor:

“Seyyid Kutub’un bazı fikirleri kendi dava arkadaşları tarafından da eleştirilmiştir. İhvân-ı Müslimîn’in lideri Hasan İsmâil el-Hudeybî, 1969'da hapisteyken Duʿât lâ ḳuḍât: Ebḥâs̱ fi’l-ʿaḳīdeti’l-İslâmiyye ve menheci’d-daʿve ilallāh adıyla yazdığı kitapta (Kahire, ts., 1977) Seyyid Kutub’un ismini zikretmeksizin Meʿâlim fi’ṭ-ṭarîḳ’taki görüşleri eleştirmiştir. Hudaybî burada hâkimiyet, câhiliyet, tekfir, ridde ve yönetim konularına açıklık getirmektedir. Ona göre şehâdet kelimesini hâkimiyetle ilişkilendirmek ve amelsiz imanın olmayacağını ileri sürmek yanlış olduğu gibi günümüzde müslümanları câhiliyetle suçlamak da doğru değildir, onların ancak bilgisiz oldukları söylenebilir. Hudeybî eserinde Seyyid Kutub’u adını söylemeden eleştirirken Mevdûdî’yi ismen zikreder. 1982'de İhvân-ı Müslimîn’in üçüncü lideri Ömer et-Tilimsânî, Kutub’un görüşlerinin sadece kendisini bağlayacağını belirterek onun yazdıklarıyla örgütün resmî görüşleri arasına mesafe koymuştur (Kepel, s. 63). Seyyid Kutub ve Mevdûdî’nin arkadaşı olan Ebü’l-Hasan en-Nedvî de et-Tefsîrü’s-siyâsî li’l-İslâm fî mirʾâti kitâbâti’l-üstâẕ Ebi’l-Aʿlâ el-Mevdûdî ve’ş-şehîd Seyyid Ḳuṭub başlıklı eserinde (Kahire 1980, s. 68 vd.) hem Mevdûdî’yi hem siyasî hâkimiyetle ulûhiyyet arasında irtibat kurduğu için Seyyid Kutub’u eleştirmiştir. Muhammed Tevfîk Berekât, Seyyid Ḳuṭub: Ḫulâṣatü ḥayâtihî, menhecühû fi’l-ḥarekâti, en-naḳdü’l-müvecceh ileyh adlı kitabının (Beyrut, ts.) büyük bir kısmını Seyyid Kutub’a yöneltilen eleştirilere ayırmış ve bunlara açıklık getirmiştir.”

Peki çözüm nerededir?

Çözüm Kutub’un ve diğerlerinin düşüncelerinin tersine, toplum düzenini dine dayandırmamaktır! Çağlar içinde, hatta daha ilk zamanlarda bile, bölünüp parçalanmış bir inanç sistemi toplumu düzenlemek için uygun değildir. Toplum düzeninde dinin dediğine değil insanın dediğine bakılmalıdır. İnsanlar zaman içinde dinden bağımsız bir toplum düzeni oluşturmuştur ve bu düzenin başarılı olduğu günümüzden bellidir: Toplum yaşamında dini kısıtlayan toplumlar ileri gitmiştir, zengindir, mutludur, dünyanın geri kalan toplumları için çekim merkezidir. Kazanan bellidir: Dine karşı insanın düzeni.

Bu durum dinin yok olması anlamına gelmez. Din halen insanların çoğunluğu için gerekli bir şeydir. Zor durumlarda insanlar dua ederek rahatlar. Dinsel bayramlar birleştiricidir. Dinsel etkinliklere katılmak insana iyi gelir. Ama burada kalınmalıdır. İnsanın yarattığı hukuk yerine dinsel hukuk peşinde koşulmamalıdır. İnsanın yarattığı eğitim yerine dinsel eğitim diye tutturulmamalıdır. İnsanın yarattığı ekonomik sistem yerine dinin dikte ettiği ekonomik sistem kurulmaya çalışılmamalıdır. Kısacası, devlet düzeninde ve toplumsal yaşamda LAİK olunmalıdır.

Yegane çözüm laik bir devlet ve toplum düzenidir.


메타데이터
post_id
ce2d04767e17
slug
seyyid-kutub-kendisi-mezarda-fikirleri-ak-parti-iktidarında-bir-i̇slamcı-düşünür-ce2d04767e17
url
https://medium.com/@muratyldrmolu/seyyid-kutub-kendisi-mezarda-fikirleri-ak-parti-iktidar%C4%B1nda-bir-i%CC%87slamc%C4%B1-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCn%C3%BCr-ce2d04767e17
canonical_url
https://medium.com/@muratyldrmolu/seyyid-kutub-kendisi-mezarda-fikirleri-ak-parti-iktidar%C4%B1nda-bir-i%CC%87slamc%C4%B1-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCn%C3%BCr-ce2d04767e17
author_url
https://medium.com/@muratyldrmolu
status
ok
fetched_at
2026-07-22 20:56:20