Sen Nereden bakıyorsun?
Birkaç hafta öncesinden ellerimin bu hali. Oturduğumuz sitenin bahçesinde birkaç tane ceviz ağacı var, büyük, yetişkin ağaçlar. Bu sene…
Sen Nereden bakıyorsun?

Birkaç hafta öncesinden ellerimin bu hali. Oturduğumuz sitenin bahçesinde birkaç tane ceviz ağacı var, büyük, yetişkin ağaçlar. Bu sene site sakinleri olarak hep birlikte topladık cevizleri. Daha önce deneyimlemiş olanlar bilirler ama ben ceviz ağaçlarının mevsimsel sürecini baştan anlatayım.
Nisan — Mayıs civarında canlanmaya başlıyor ceviz ağaçları, önce sarımsı yeşil bir toz döküyor birkaç hafta. Ağacın kendi doğal kükürdüymüş bu toz. Ben artık baharın geldiğini böyle anlıyorum, ceviz kükürt dökmeye ve evin balkonu, verandası, camı, çerçevesi sarı-yeşil toz olmaya başlayınca. Her sabah süpürüp silip temizlemesi can sıkıcı, ama sonuçta her şey gibi bu da geçici :)
İki — üç hafta kadar sürüyor bu kükürtlü günler. Dökülen kükürtle birlikte dallarda parmak uzunluğunda, kalın, tırtıla benzeyen bir şeyler beliriyor. O şeylerin adının ne olduğunu bilmiyorum, o yüzden ben onlara cevizin tırtılları deyip geçiyorum :) Yani aslında ceviz tırtıllarının tomurcukları patladığı için dökülüyor kükürt. Sonra, kükürt dökülmesi bitince, tırtıllar bir süre daha duruyor ve sonra onlar da kahverengiye çalan bir renge bürünüp dökülüyor ağaçlardan. Ve sıra geliyor yeşermeye.. Ceviz ağaçları bir anda taze yapraklar çıkarıp yeşermeye başlıyor. Çok ilginç, gerçekten de bir sabah uyanıyorsunuz ve ağaçlar taze ve canlı bir yeşile bürünmüş oluyor, “Daha dün yoktu bunlar, ne ara çıktılar?” dedirtiyor insana..
Ve nihayet birkaç hafta sonra tazecik cevizler belirmeye başlıyor, üzerleri yeşil kabukla kaplı, ağaç üstündeki kilitli sandıklar :) Bilir misiniz bu bilmeceyi? Ağaç üstünde kilitli sandık :) Cevap? Ceviz :)
Sonra yaz boyu büyüyor kilitli sandıklar. Yeşil ve sert kabuklarının içinde güvenle olgunlaşıyorlar. Ağustos ayının sonu, Eylül ayının başı gibi de artık toplanmaya hazır hale geliyorlar. Türüne göre değişiyor toplama zamanı tabii, ama genel olarak yaz sonu oluyor bu festival.
Festival.. Ceviz toplama festivali :)
Biliyorum, çok zahmetli ve ellerimin halinden de anlaşılacağı üzere biraz “kirli” bir iş. Ama sonu güzel olan hangi süreç zahmetli ve kirli değil ki? Ve benim gibi toprakla temas etmeden yaşayamayanlar için bu zahmetli ve kirli iş, tam olarak bir festival..
Cevizler toplandıktan sonrası malum: Yaprak dökümü ve kış uykusu. Ve böylece tamamlanıyor döngü, bir sonraki ilkbaharda yeniden başlamak üzere.
Bizim sitede her sene işten anlayan bir “yevmiyeci” tutulur toplama işi için. Bu yıl da tutuldu, ama yevmiyeciye yardım etme işi biz site sakinlerine düştü. Biz de gereken neyse onu yaptık tabii ki. Usta ağaca dayadığı merdivene tırmandı, yukarıdan dalları silkeleyip cevizleri yere düşürdü, biz de aşağıda yere düşen cevizleri toplayıp çuvallara doldurduk. Dıştaki yeşil kabuğu ayrılanlar bir çuvala, ayrılmayanlar başka çuvala, onlarla işimiz orada bitmedi çünkü:) Tüm ağaçların silkelenip toplanma işi bitince de sıra geldi ayrılmayan yeşil kabukların elle ayrılmasına. sert bir zemine ya da kabuklu cevizleri birbirine vurup kırarak çıkardık yeşil kabukları. Sonunda toplanan tüm cevizler dış kabuğundan ayrıldı. İşte ellerimi bu fotoğraftaki hale getiren kısım da burası oldu :) Eldiven takmama rağmen engel olamadım ellerimin kına yakmış gibi renk almasına :)
Tam dört hafta sürdü ellerimin normal rengine dönmesi, abartısız.. Ve hatta o dört haftanın sonunda sağ elimin baş parmağının tırnağı hala kına rengindeydi. Şimdi, bu yazıyı yazarken de hala tırnağımın yarısı kınalı gibi duruyor. Öyle bir sinmiş ki cevizin rengi, ancak tırnağım uzadıkça kestiğimde tamamen çıkacak, başka yolu yok. Ama ben şikayetçi değilim, rahatsız da olmuyorum görüntüsünden. Hatta fotoğraftaki halinden bile rahatsız değildim. Toprakla temas etmeden yaşayamayan biri, topraktan gelenin ellerinde bıraktığı izden neden rahatsız olsun ki, güler geçer bana göre. Ben de öyle yaptım, ellerime her baktığımda gülümsedim :)
Aslında tam da bu görüntü sayesinde, olaylara yaklaşım ve önyargılar konusunda düşünmemi sağlayacak birbirinden farklı iletişim anları yaşadım. Bir tanesinde, yeni tanıştığım biri tokalaşmak için elini uzattığında ben çekimser kaldım, tokalaşmak için elimi uzatmadan önce ellerimi hafifçe kaldırıp gösterdim ve “Kusura bakmayın, ceviz topladık da ellerim o yüzden böyle” dedim. Karşımdaki kişi suratını buruşturdu ve tokalaşmak için uzattığı elini geri çekerken memnuniyetsiz bir “aaıııyyy” dedi. Sadece gülümsedim ve “Neyse ki geçici” deyip ellerimi indirdim. Bir başka gün, bir başka yeni tanışma anında da benzer sahne yaşandı, tam tokalaşma anında ellerimi kaldırıp açıklamamı yaptım, ama bu kez karşımdaki kişi açıklamamı dinledikten sonra elini tekrar uzatıp “Çok memnun oldum hocam” dedi ve tokalaştık. Başka bir gün, ziyaretine gittiğim bir arkadaşım ellerimin halini görüp neler olduğunu dinleyince, “Ne güzel bir anı bu, yıllar sonra hatırladığında toplayacak cevizleriniz olduğu için çok mutlu olacaksın” dedi ve sarıldık :)
Hiç birini diğerinden üstün tutmuyorum bu bakış açılarının. Kendi bakış açısından herkes normal bir tepki gösterdi çünkü. Ama bu karşılaşmalar, tanışmalar, olaylara benim nereden baktığım konusunda biraz düşündürdü beni. Ben nasıl yaklaşıyorum görünürde tuhaf olan olay ya da durumlara? Ne kadar normal karşılayabiliyorum daha önce benim başıma gelmemiş bir durumu, o duruma başkaları üzerinden şahit olduğumda? Kim bilir kaç kere önyargılarıma yenik düşerek, hatta bunun bir önyargı olduğunun farkında bile olmayarak fikir yürüttüm başkaları hakkında? Önyargılı biri olup olmadığım konusunda kendimi çokça gözden geçirmişimdir geçmişte, ama bu sefer “maruz kalan” tarafını bizzat deneyimledim ve itiraf etmeliyim, bu taraf biraz kırılgan geldi. Daha başka bir yerden ayırdına vardığım bu meseleyi bana hatırlatması için de yazının başında gördüğünüz fotoğrafı çektim. Ellerimin ceviz lekesi geçti, tırnağımda kalan kısmı da yakında geçer gider, ama bu fotoğraf “Ne taraftan bakacağın sana bağlı, önyargılı olma!” demek için hep duracak arşivimde.
Hayatta her şey bize bağlı değil, ama olanlara karşı nasıl bir tavır sergileyeceğimiz tamamen bize kalmış. Yani her şey gibi bu da bir seçim. Ben fotoğrafa baktıkça bunu hatırlamayı seçiyorum. Bir de.. 2025 yılı Eylül ayında, ayağımda şalvarım, ellerimde hiç bir işe yaramadığını sonradan farkettiğim eldivenlerimle, o sene kış boyunca yiyeceğimiz cevizleri kendi ellerimle topladığımı :) Ve bunu her hatırladığımda, bize toplayacak cevizler verdiği için tabiata teşekkür edeceğim…
메타데이터
- post_id
- cf276cd5ced3
- slug
- sen-nereden-bakıyorsun-cf276cd5ced3
- url
- https://medium.com/@ebrdrl/sen-nereden-bak%C4%B1yorsun-cf276cd5ced3
- canonical_url
- https://medium.com/@ebrdrl/sen-nereden-bak%C4%B1yorsun-cf276cd5ced3
- author_url
- https://medium.com/@ebrdrl
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-16 13:41:57