← Back to list

Kilit Sesi

Bazen en ağır kapılar dışarıdan değil, içeriden kilitlenir.

Kerem_keremoglu · 2026-07-04 01:13 · 0 claps · 3.2 min read
#books #psikoloji #hikaye #türkçe #kisa-hikaye
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🧘 · Spirituality

Kilit Sesi

Gözlerimi açtığımda oda hâlâ gri bir loşluk içindeydi. Penceredeki jaluziler, dışarıdaki dünyayı ince uzun parçalara bölerek içeri sızdırıyordu. Genelde uyandığımda yataktan hemen kalkmaz, tavanı izleyerek düşüncelerimin düzene girmesini beklerim. Ama bu sabah kafamın içinde bir curcuna vardı. Kelimeler sıraya girmiyor, birbirlerinin önüne geçmeye çalışıyordu. Yatağımdan kalktım, lavaboya yürüdüm. Musluğu açtım, buz gibi suyu defalarca yüzüme çarptım. Islak parmaklarımı saçlarımın arasından geçirip geriye doğru taradım. Karşımdaki donuk metal levha, bu loşlukta yüzümü net göstermiyor, yalnızca bulanık bir silüet geri veriyordu. Bu sabah zihnim de bundan farksızdı. Dağınık bir oda, dağınık bir zihin demekti. İlk iş çarşafımı gerdim, yatağımı topladım. Ardından masama geçtim, sandalyeme oturdum. Masanın üzerindeki fazlalıkları — birkaç peçeteyi ve plastik bardağı — çekmeceye süpürdüm. Sadece kâğıtlar kalmalıydı. Tam o sırada beklediğim ses duyuldu. Tak tak tak! “Girin,” diye seslendim. Kapı açıldı. Beyaz elbiseli bir kadın elinde metal bir tepsiyle içeri girdi. Elindeki tepsiyi masaya bıraktı ve tek kelime etmeden çıktı. Ardından her zamanki tanıdık gülümsemesiyle Selim göründü. “Günaydın, Fikret,” dedi. “Hazır mısın?” Sesindeki rahatlık beni daha da gerdi. Masaya yaklaştı, kâğıtlara baktı. “Bugün bitiyor, değil mi?” diye ekledi. Başımı salladım. Parmaklarım masanın kenarında huzursuzca dolaşıyordu. “Evet,” dedim. “Neredeyse sonuna geldim.” İkimiz de sustuk. Odada bir süre, sessizliğin uğultusundan başka bir şey duyulmadı. Bir ara Selim’in bakışları tepsiye kaydı. Konuşmasına fırsat vermeden araya girdim: “Sonra.” Tam itiraz etmeye hazırlanıyordu ki konuyu değiştirmek için üzerimdeki pijamaları çekiştirerek, “Bu yeni getirdiğin pijamalar çok rahat,” dedim. Bir süredir üstümü bile değiştirmeden bunlarla çalışıyorum. Selim hafifçe başını salladı. “Beğenmene sevindim. Ama benden bu kadar kolay kurtulamazsın. Bir şeyler yiyip biraz dinlenmelisin. Eminim yine bütün gece bu sandalyeden kalkmamışsındır.” “Şimdi olmaz,” dedim. “Tam burada ara veremem.” “Peki nerede verebilirsin?” “Bittiği yerde.” Selim daha fazla ısrar etmedi. Onun “benden bu kadar kolay kurtulamazsın” deyişi adettendi. Beni ikna etmenin pek mümkün olmadığını gayet iyi biliyordu. “Biliyorsun, Selim,” dedim. “Benim için yazmak, yemek içmek, nefes almak gibi. Yaşamak da yazmak demek.” “Biliyorum,” dedi. “Madem biliyorsun, beni niye işimden—kalemimden—koparmaya çalışıyorsun?” Gülerek devam ettim: “Yoksa huysuz arkadaşından sıkıldın da kurtulmanın yolunu mu arıyorsun?” Selim hafif bir tebessümle şakamı geçiştirdi. Her zaman yaptığı gibi sesine ciddiyet ve derinlik vermeye çalışarak: “Toprak, su ve bakım olmadan hasat vermez. İnsan da yemeden, dinlenmeden üretemez. Ekmezsen biçemezsin; yemezsen de yazamazsın.” Bir an durdu, gözlerimin içine baktı. “Görüyorsun ya, Fikret… Yaşamak için her hâlükârda kalemden önce o kaşığı tutman gerek.” “Haklısın, Selim,” dedim. “Ama hayatta kalmak her zaman yaşamak demek değil. Üretmek de var olanı eğip bükmekten ibaret değil. Bazen anlatmaktır, bazen anlaşılmak. Bazen de var olmayanı var etmek—gerekirse kendini hammadde yapmak. Herkesin yaşamda tutunduğu uç farklıdır: kimisi için bir parça ekmek, kimisi için bir satır söz.” Selim bakışlarını bulunduğu yerde ayırmadan bir süre düşündü. Sonra cebinden küçük bir not defteriyle bir kalem çıkardı ve bir şeyler karaladı. Eskiden beri ilgisini çeken ya da kafasını karıştıran şeyleri not ederdi. “Yine bir şeyler karalıyorsun,” dedim. “Ama bana hiç göstermiyorsun.” “Alışkanlık,” dedi. “Üzerinde durmaya değer bir şey yok.” Defteri kapattı ve cebine geri koydu. Ben de daha fazla ısrar etmedim. Selim oturduğu yerden biraz doğruldu, ellerini dizlerine vurdu, sonra ağır ağır ayağa kalktı. Odanın içinde ileri geri yürümeye başladı. Ben de kalemi yeniden elime alıp yazmaya devam ettim. Adım sesleriyle kalemin hışırtısı birbirine karıştı. Bu tuhaf ve tekdüze düetin sesi içinde kalemimi kâğıdın üzerinde gezdirmeye devam ettim. Selim kah oturdu, kah odanın içinde dolaştı. Ben yerimden kalkmak şöyle dursun, sandalyeden biraz bile kımıldamadım. Saatin ne kadar ilerlediğini ancak içeri sızan güneş ışığının yavaş yavaş duvardan çekildiğini fark ettiğimde anladım. Bir an durup Selim’e baktım. “Bir paragraf bile ilerleyememişim,” dedim. Bir cümle sildim. Sonra yerine yenisini yazdım. Onu da beğenmeyince paragrafın üstünü çizdim, baştan yazdım. Selim sakin bir sesle araya girdi. “Dur bakalım. Bir nefes al. Ne kadar yazdığın değil, ne yazdığın önemli. Belki de değiştirdiğin o birkaç satır bütün hikâyeyi değiştirmiştir.” “Hayır,” dedim. Birinde Celil merdivenleri ikişer ikişer iniyor. Diğerinde üçer üçer. İlkinde hızlı yürüyor ötekinde yavaş. Ama sonunda hep aynı yere aynı kapıya geliyor. Sonra geri dönüyor. Değişen hiçbir şey yok. Selim masaya yaklaştı, elini yavaşça omzuma koydu. Şefkatli ve buruk bir sesle: “Üniversitedeyken bana söylediğin şeyi hatırlıyor musun?” dedi. Bakışlarımı kaçırdım. Gözlerim kâğıttaki karalamalara, hırsla üstünü çizdiğim satırlara kaydı. Selim aynı ses tonuyla devam etti: “‘Çok iyi, iyinin düşmanıdır’ demiştin. Haklıydın. Bazen sadece bitirmek gerekir.” Kalem parmaklarımın arasından kaydı, masanın üzerine düştü. “İyi ya da kötü…” diye mırıldandım. “Mesele bu değil Selim. Mesele iyi ya da kötü olması değil. Ben bu hikâyeyi tamamlayamıyorum.” Selim eğilip karalamalarıma baktı. “Final konusunda ısrarcı mısın peki?” diye sordu. “Belki de değiştirmelisin.” Başımı yavaşça kaldırdım. “Yapamam,” dedim. “İstesem bile kapıyı açtıran bir son yazamıyorum. Kalem benim elimde olsa bile.” Zihnimdeki ağırlık, odanın tamamını bir sis gibi sardı. Selim önce masanın üzerindeki kaleme, sonra bana baktı. Elini omzumdan yavaşça çekti. “Pekala,” dedi. Sesindeki şefkat yerini burukluğa bırakmıştı. “Zorlamanın bir anlamı yok.” Ellerini cebine soktu. Ağır adımlarla kapıya yöneldi. Kapıyı yarıya kadar açtı. Odadan çıkmadan, eşikte durup omzunun üzerinden bana baktı. Yüzünde hayal kırıklığından ziyade bir kabulleniş vardı. “Yarın görüşürüz Fikret,” dedi. Dışarı çıktı, kapıyı kapattı. Ardından beni yazdıklarımla baş başa bırakan o kilit sesi duyuldu. Yine odada sadece ben ve kâğıda döktüğüm suretim kalmıştı. Kalemi tekrar elime aldım ve kendi kendime mırıldandım: “Neredeyse sonuna geldin Fikret. Bu gece bitiyor...”


메타데이터
post_id
cfb6be993671
slug
kilit-sesi-cfb6be993671
url
https://medium.com/@Kerem_keremoglu/kilit-sesi-cfb6be993671
canonical_url
https://medium.com/@Kerem_keremoglu/kilit-sesi-cfb6be993671
author_url
https://medium.com/@Kerem_keremoglu
status
ok
fetched_at
2026-07-09 18:09:57