← Back to list

Çoklu Evrenlerin Çoklu Saçmalığı Bilimsel Olarak Neden Saçma?

Bu yazıda oldukça keyif kaçırıcı bulunmaktadır. Evet! Spoiler’in Türkçesi sürpriz bozan değil, keyif kaçırıcıymış. Saçma! Neyse…

Alaz in Yazı Rehberi · 2022-08-03 14:04 · 753 claps · 10.6 min read
#çoklu-evren #paralel-evren #marvel #deneme #i̇nceleme
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🎮 · Gaming

Çoklu Evrenlerin Çoklu Saçmalığı Bilimsel Olarak Neden Saçma?

Bu yazıda oldukça keyif kaçırıcı bulunmaktadır. Evet! Spoiler’in Türkçesi sürpriz bozan değil, keyif kaçırıcıymış. Saçma! Neyse…

Yakın zamanlarda Marvel’ın en yeni filmi Doktor Strange: Çoklu Evrenler Çılgınlığında filmini izledim ve filmin adının yanlış seçildiğine karar verdim: Bence çılgınlık kelimesinin yerine saçmalık kelimesi kullanılmalıydı. “Neden?” diye sorarsanız hemen size açıklayayım!

Çoklu Evrenler Çılgınlığında filmi, eski ve yeni müttefikler ile bilinmezliğe yolculuk eden Doktor Strange’ in maceralarını konu alıyor. Gizemli ve yeni bir düşmanla karşı karşıya kalan doktorumuz, çıktığı bu yolculukta çoklu evrenin akıllara durgunluk veren ve tehlikeli alternatif gerçekliklerini tecrübe etmek zorunda kalır. Gittiği evrenlerden birinde de hayatının aşkı Christine ile karşılaşır. Christine’i gördüğü ilk anda ona evrende aralarında ne geçtiğini sorar. Strange bulundukları bu evrende onunla mutlu olup olmadıklarını merak ediyordur.

O zaman size bir soru sorayım: Kendi evreninizde ayrıldığınız sevgilinizle başka bir evrende mutlu olabileceğiniz fikri sizin için ne ifade ediyor? Sorumu biraz daha geliştireyim! Sizce paralel evrenler yani çoklu evrenler gerçek olabilir mi? Tüm bu sorulara yanıt bulmak için gelin önce paralel evrenler ya da çoklu evrenler kuramı hakkında bilim ne düşünüyor ona bakalım!

Her şey 1954 yılında yirmi yedi yaşında, Princeton mezunu olan Hugh Everett’in arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbetle başlar. O dönem fizikçilerin tek konuştuğu konu Kuantum Mekaniği olunca onun da tartışmaya katılması kaçınılmaz olur. Hugh, tartışılan konuların arasında şaşırtıcı bir fikre kapılır. Ona göre deneyimlediğimiz bu makro evren, tek başına gerçekliğin kendisi olmak yerine aslında yaşadığımız her şey, var olan her şey, gerçekleşebilecek milyonlarca olasılıktan yalnızca bir tanesidir.

Everett bir çoklu evren hayal etmiştir. Ortaya atmış olduğu bu fikir bir tür kuantum makro evrenidir. Kuantum makro evreni derken ne demek istiyorum? Hemen açıklayayım. Kuantum evreninden ve olasılıklarından başlayarak makroskopik bir büyüme izleyen olasılıklar tekrar ederek bizim evrenimizin boyutlarına ulaşır. Ulaştıkça olasılık zincirleri ve onlara bağlı olasılık zincirleri artmaya başlar. Bunu bir ağaca benzetebiliriz. Kökleri kuantum evreninden başlayan ve dallanıp budaklandıkça bizim evrenimizin boyutlarına ulaşan tıpkı bir Yggdrasill ağacı gibi. İşte bu tarz bir parçalanma birçok evren oluşturacaktır.

Everett, kuralları kuantum mekaniğinden geçen ve tüm olasılıkların var olduğu yalnızca seçimlerimizi görebildiğimiz bir Çoklu Evren tanımlar. Bu tanımlama sürecinde kendini heba etmesi yetmez, bir de doktora tezini yazmak gibi bir gaflete düşer. Maalesef araştırdığı bu konular, zamanının çok ötesindedir, bu yüzden hiçbir dergide yayınlanmaz.

Fakat Everett için bir nevi havada kalan bu teorisi sonraki yıllarda fizikçiler arasında oldukça popüler oldu. Popüler Bilim, Everett’in hayal ettiği şeyin tam karşılayamaz. Ancak Paralel Evrenler teması, konuyla yakından uzaktan alakası olmayan insanları kendine çekmekte oldukça başarılı.

Yazı Rehberi’ni takip edin!

Yazı Rehberi’ni takip edin!

Aldığımız her karar, alternatif başka bir evrende başka bir olasılık zinciriyle gerçekleşir. Evlendiğimiz kişi, yaşadığımız yer ya da geceleri attığımıza pişman olduğumuz o mesajlar… Hepsi! Evet, bambaşka bir evrende sizin aksinize geceleri attığı mesajlar için pişman olmayan birileri olabilir. Belki de o mesajları hiç atmamış kozmik bir akrabanız çıkabilir. Saçma geliyor farkındayım ama olabilir! Muhtemelen bu düşünce teorinin bu kadar popülerleşmesinin ana sebeplerinden birisi. Hatalarımızın, keşkelerimizin olmadığı başka bir “bizin” olabileceği fikri…

Peki gerçekten bir çoklu evrende yaşıyor muyuz? Verdiğimiz kararlar ile yeni bir evren mi yaratıyoruz? Piyangoyu vuran alternatif bir benliğimiz var mı? Pekâlâ! Hadi bu sorulara cevap verebilmek için en baştan başlayalım.

Aslında her şey Büyük Patlama Teorisi ile başladı. Hayır, şaka yapmıyorum! Paralel Evrenleri Kuramını anlamak için önce Büyük Patlama Teorisi’ni anlamalıyız. Büyük Patlama, evrenin en eski yaklaşık olarak 13,8 milyar yıl önce tekillik noktası denilen bir noktadan itibaren genişlediğini varsayan evrenin evrimi kuramı ve geniş şekilde kabul gören kozmolojik modelidir.

Gelgelelim, her şey büyük patlamayla falan başlamadı. Büyük Patlama aslında bir ara dönemdir, biz fizikçilerin deyişiyle bir faz geçişi!

Peki Büyük Patlama bir tür geçişse oradan bu evrene nasıl geçtik?

Evrende bildiğimiz dört temel kuvvetin (Bunlar kütleçekimsel, elektromanyetik, güçlü nükleer ve zayıf nükleer etkileşimlerdir.) çok yüksek bir enerjiden oluşan tek bir kuvvetten ayrılmış olduğunu biliyoruz. Biliyoruz değil mi? Fakat kullandığımız kütle çekim kuvveti şu an için diğerleriyle birlikte aynı matematiksel formüle sığmıyor. Böyle bir şeyi gerçekleştirmemiz halinde Hawking’in bahsettiği ‘’Her Şeyin Teorisi’’ fikri gerçek olabilir. Yapılan çalışmalar arasında bizi bu teoriye götürebilecek en iyi teori ise M-Teorisi.

M-Teorisi’nde Sicim Teorisi’nden farklı olarak titreşen sicimler yerini zarlara devreder. Evrenin başlangıç sorununa çözümde bu zarlar sayesinde olur. Büyük Patlama çarpışan zar evrenler ile oluşur. Meydana gelen yüksek enerjide yeni bir evreni oluşturur. Oluşan bu evrenin başlangıcı da bahsettiğimiz büyük patlamadır. Büyük Patlama başlı başına tek ve özel değildir. Aksine zar evrenlerin çarpışmasıyla sonsuz olasılıkta sonsuz sayıda büyük patlama gerçekleşmekte ve paralel evrenler ortaya çıkmaktadır.

*İşte tam bu sebepten gözlemleyemediğimiz evrenler olabilir. *Döngüsel bir evrende yaşıyor olabiliriz. Bu ne demek, diye soracak olursanız büyük patlama ile büyük çöküşler arası gidip gelen bir evrende yaşıyor olabiliriz. Büyük Çöküş* de nedir diye soracak olursanız? Basit. Evren patlar ve genişlemeye başlar. Sonrasında genişleme yavaşlar ardından zamanla kütle çekimin etkisine karşı koyamaz ve çöker. Son.***

Ama korkmayın şu an için evrenimiz sürekli genişliyor. Gerçi ‘’şu an’’ garip bir kelime tercihi oldu ama her neyse korkulacak bir şey yok. Konumuza dönersek, genişleyen evrende zamanı geri sararsak ne görürüz? Aynen öyle! Demek oluyor ki bundan çok çok önce (gerçekten çok önce, yaklaşık 13,7 milyar yıl önce) evrenimiz bir atomdan bile küçük bir boyuta sahipti. Gördüğümüz tüm evren ve daha fazlası atom kadar olmayan bir şeyin içindeydi. İşte bu noktada günümüzün fiziği çöp oluyor çünkü hiçbir şeyi ispatlayamıyor. Fakat çalışmalarımız yok değil!

Mesela Sicim Teorisi’ne dayanan Kuantum Kütle Çekim Kuramı evrenimizin zaman başlangıcında bulunan tekillik noktasını açıklamakta ısrarcı. Böyle bir şey mümkün olursa, evrenin sıfır zamanda sonsuz yoğunlukta bir tekillikten değil aksine belirli bir aralık içerisinde yüksek bir yoğunluğa sahip olduğunu anlatacak. Evrenin milyonlarca yıl önce kendi başına büyümeye başlamasından ziyade patlamaya bir açıklama getirmek daha mantıklı olacaktır. İşte Çoklu Evrenler Kuramı tam olarak burada devreye giriyor ve Kuantum Fiziği de dahil pek çok açıklayamadığımız soruya cevap veriyor.

**Çift yarık deneyini ele alalım! Şu lise son sınıfta anladığımızı sandığımız ama asla anlayamadığımız deneyi kastediyorum. Heh! İşte o ama kendinize haksızlık etmeyin, Einstein** bile başlarda kavrayamamış.! Kuantum Fiziği’ni başlatan bu deneye biraz farklı açıdan bakmamız gerek.

**Schrödinger’in kedisini bilir misiniz? Şu öldürüp durduğumuz kedi! Yufka yürekliyseniz tabii ki kutuyu açmayabilirsiniz! Tamamen düşünce deneyi olan bu deneyde **bakmadığımız zaman kedinin ölü mü yoksa diri mi olduğunu bilemeyiz. Olay tam olarak burada! Aslında elektronun iki delikten de aynı anda geçmesi bir paradoks yaratıyor. Hangi delikten geçtiğine baktığımız zaman ise bir girişim deseni oluşturmuyor. Bu olay da belirli bir durumun baktığımız zaman o olasılığa çökmesi şeklinde yorumlanıyor. Kopenhag’ın dediğine göre elektronlara bakmıyorken ne yaptıklarını anlamanın bir gereği yok. Yani elektron ancak biz ona baktığımız zaman varlığını kanıtlıyor!

Tek yorum bu değil elbette! Lütfen, Kuantum Mekaniğinden bahsediyoruz! Elbette ki tek yorumla kalmayacak. Everett’ i hatırladınız mı? İşte onun çalışmaları ile başlayıp DeWitt ve Deutsch’la devam eden açıklamaya göre elektronun nerede olduğuna baktığımız zaman dalga fonksiyonu çökmez aksine bölünür. (Dalga fonksiyonu karmaşık değerli bir olasılık genliğidir ve sistem üzerindeki olası ölçümlerin olasılıklarının bulunmasını sağlar. ‘’Ψ’’ bu da sembolü ismi psi, Schrödinger’in kedisinden aklınıza gelsin.) Hatta onunla birlikte gözlemci de dahil tüm evren bölünür. İşte bölünme öncesi an, durum, zaman Çoklu Evrenler olarak isimlendirilir. Bölünmenin ardından gerçekliğin birinde elektronu gören bir gözlemci bulunurken diğer gerçeklikte tüm özellikleriyle diğer gözlemciyle aynı olan fakat o elektronu gözlemleyemeyen bir gözlemci bulunmaktadır. Kulağa saçma geliyor farkındayım. Ama durum bu!

Çoklu Evrenlerin kabul görmesini destekleyen bir başka konu ise Kuantum Dalgalanmaları’dır. Her şey bir dalga fonksiyonu olarak karşımıza çıkar. Bu demek oluyor ki her şeyin bir kopyası var olmak zorundadır. Ne demek istiyorum? Yapılan yorumlara göre dalga fonksiyonu tek bir olasılığa çökmez. Yani biz sadece o olasılığı görmüş oluruz. Bizim bunu görüyor olmamız dalga fonksiyonunun o olasılığa çöktüğü anlamına gelmez aksine her şey paralel olarak yaşanmaktadır. Fonksiyonlar aslında bütün olasılıkları tanımlar. Biz sadece ona değer veririz. Değer veririz derken sözelciler için açıklamak gerekirse, x’ e değer veriyoruz falan, onu kastediyorum. Bizim için gerçekleşen olasılığı bu değer vermeye benzetebiliriz!

Bazı bilim insanlarına göre bahsedilen diğer olasılıklar sadece matematiksel bir gösterimden ibaret! Yani bilimin ayrıldığı noktalardan biri, dalga fonksiyonlarının içerdiği tüm olasılıkları gerçek olarak alıp almadığımız! Bu konu, tartışılıyor çünkü olasılıkların tümünün gerçek olabileceği fikri nasıl gözlemlenecek ya da sınanacak sorularını akla getiriyor. Sonuçta deneyip gördüğümüz zaman neyi bulacağız ki! Zaten farklı bir gerçeklikte farklı bir sonuç gözlemlendi. ‘’Ulaştığımız sonuçlara ne kadar test edilebilir?’’ diye düşünmemek elde değil.

Çoklu evrenleri her ne kadar paralel evrenler olarak adlandırsak bile aslında tamamen paralel evren olmaları gerekmez. Bu yüzden çoklu evren demek daha doğru bir tanım olur. Paralellik dediğimiz de akla birbirlerini hiçbir noktada kesmeyen birbirlerine karşı duran iki doğru gelir. Fakat çoklu evrenlerin birbirine temas etmesi gerekmez! Yani bu evrenler birbirinden bağımsız olacak diye bir kaide yoktur!

Toparlarsak eğer Paralel Evren türlerini, daha doğru tanımıyla Çoklu evrenleri, Tegmark dört kategoride gösteriyor.

Tür-1 Çoklu Evrenler

Bu tip evrenler matematiksel olarak karşımıza çıkan evrenlerdir. Daha doğrusu istatistik kurallarının doğal bir sonucudur. Sonsuz bir evrende sonsuz olası dünya olmalıdır ve ihtimaller o kadar çoktur ki bazılarının bizim dünyamıza benzerliği oldukça yüksek olması gerekir. Bunu açık dünya oyununda oyun tasarımcılarının üşendikleri ya da yeterli zamanı olmadığı için aynı doku modellemelerini tekrar edecek şekilde açık dünyaya yerleştirmelerine benzetebiliriz.

Böyle evrenleri bizim görmemiz imkânsız olacaktır. Yine aynı benzetmeden yola çıkacak olursak: Açık dünya oyunlarında gördüğümüz en uzak mesafe, bizim izin verdiğimiz ve bilgisayarımızın performansına bağlı işlenebilecek maksimum görüş alanımızdır. İşte bu oyunda görebileceğimiz gözlemlenebilir evrenimizdir. Gerçek dünya da görüşümüz ışık hızıyla sınırlıdır. Büyük Patlamanın ilk anından itibaren ışık hala yol kat eder. Bu aldığı yolu her yönde bir hacme eşitlersek elimizde Hubble hacmi dediğimiz gördüğümüz evrenin sınırları olur. Bu sebepten ötürüdür ki istatistiğin bize sunmuş olduğu evrenleri görmemiz, onlarla iletişim kurmamız imkansızdır.

Bu tip evrenlerin temel fizik yasaları aynı olsa bile işleyişi farklı olabilir. Farklı başlangıç koşullarına sahip olabilirler ya da tamamen farklı yasalarla yönetiliyor da olabilirler. Her şeyi aynı olup bizim evrenimizle tıpatıp benzemeleri de muhtemel. Kısacası sonsuz ihtimallerin hepsi gerçek olabilir.

Tür-2 Çoklu Evrenler

Tür-2 Çoklu Evrenler ise Büyük Patlama sonrasından gelir. Büyük Patlamanın ardından genişleyen evren adeta şişer ve biz bu şişen evrenlerin bir tanesinin içinde yaşarız. Bunu tomurcuklanarak üreyen bir balona benzetebiliriz. Saçma mı oldu? Her neyse, genişleyen en büyük evrenin diğer adıyla Metaevrenin diğer baloncuklarında neler olduğunu bilemeyiz. Çünkü anlayacak farklı yaşam formları oluşmamış olabilir. Oluşan Evrencikler şişmeden kaynaklı ayrılan temel kuvvetlere sahiptirler. Ayrıca Planck Parçacığından kaynaklı skaler alanın etkileşimi yüzünden farklı temel parçacıklara da sahip olabilirler. (Sizi gidi evrencikler sizi! Büyüdünüz de Planck parçacığıyla mı etkileştiniz?)

Aslında konu çok basit! Önceki paragraflarda anlattığım gibi M-Teorisinde bahsettiğim zarlar evreni oluşturduktan sonra farklı noktalarda tekrar temas edecektir. Bu da tek bir büyük patlamadan kaynaklı oluşan büyük balon içerisinde ki farklı büyük patlamaları tetikleyecek. Dolayısıyla böyle bir patlamadan doğabilecek yeni küçük cep evrenler meydana gelecektir.

Farklı bir bakış açısı da evrenimizi büyük patlama ile oluşturan bu zarların tek bir noktada patlamasının yanı sıra birden fazla noktada patlayabileceği düşüncesidir. Bu yoruma göre evrenimiz zar düzlemlerinin belirli noktalarda çarpışarak oluşturduğu birkaç evrenden biridir. Sonuç olarak her çarpışma sırasında oluşan yeni evren sayısı hızla artmaktadır. Yani başka bir evrende her şey bambaşka şekillerde gerçekleşmiş olabilir.

Tür-3 Çoklu Evrenler

Bu evrenler popüler bilimin ya da bilimkurgunun çokça işlediği türden evrenlerdir. Bu türde evrenler Everett’ in ortaya attığı Kuantum fiziğinin paralel evrenleridir. Bu tür evrenlerin popüler olmasının yanı sıra çok boyutlu fizik modellemeleri ile örtüşür. Olayı kuantum mekaniği olduğundan, Kuantum fiziğinin çoklu dünyalar yorumuna göre olabilecek tüm ihtimallerin gerçekten olabilmesinden kaynaklıdır.

Bahsettiğim diğer tür de evrenlerle iletişimde bulunamıyoruz. Fakat Tür-3 Çoklu evrenler ile sürekli bir temas halindeyiz. Bu durumda şöyle açıklanabilir. Aldığınız her karar ile yeni bir evren oluşturduğunuzdan bahsettik. İşte! kararı almadan önce aslında oluşturacağımız bu evrenle temas halindeyiz. Yaptığınız tüm eylemler yeni bir gerçekliğin oluşmasına sebep oluyor. Oluşan bu gerçeklik artık diğer ihtimallerden ayrı bir yeni gerçeklik olarak yoluna devam ediyor. Biliyorum! Kulağa saçma ve inanılmaz geliyor. Kuantum mekanikten bahsediyoruz. Algılarımıza ters olması çok normal.

Tür-4 Çoklu Evrenler

Bu tür evrenler aralarında en ilginç olanı ve en merak uyandırıcı olanıdır. Bu türde tüm fizik kanunları farklıdır. Basitçe anlatmak gerekirse matematiksel olarak ifade edebileceğimiz bir evren bulunuyorsa ve bunun üzerine çalışabiliyorsak, bu tür evrenlerin gerçekten de var olduğunu düşünebiliriz.

Bu tür bir evrenin kâğıt üzerinde kalmayıp gerçekten de var olduğunu düşünelim. Bu şekilde işleyen bir evrene oldukça Fransız kalmamız çok olasıdır. Canlılığın olup olmadığı, bildiğimiz kanunların bildiğimiz gibi işlemediği alternatif bir gerçekliğe sahip olabilirler.

Peki diğer evrenleri görebiliyor ya da onlarla iletişime geçebiliyor muyuz? Paralel Evrenler ne kadar deneysel?

Bunu anlamanın en iyi yolu teorinin mümkün olabileceğini düşündüren etkenlere bakmaktır. Örneğin teorinin kuantum ayağına bakıp evrenimizi oluşturan dinamiklerle ne kadar örtüşüyor onu inceleyebiliriz.

Başka bir olasılıksa Çoklu evrenlerin kozmolojik açıdan tutarlılığına bakmaktır. Temel kuantum ve astrofizik olgularına tutarlı ve yenilikçi bir çözüm getirebilecek mi ona bakabiliriz.

Kütleçekim Dalgalarına bakacak olursanız: Patlayan birçok evren kütleçekim dalgalarından bir imza atar. Bizler mikrodalga artalan ışımasına (kendisi televizyondaki siyah beyaz parazitli görüntüye sebep olan, 160.2 gigahertz frekansındaki, büyük patlama sonrası evrene yayılan enerji olur.) bakarak çarpışan ya da patlayan evrenlerin arkalarında bıraktığı imzaları yani kıvrımlar bulabiliriz.

Henüz böyle bir keşif yapılmış değil. Yapılması halinde ise çoklu evrenler teorisi daha tutarlı hale gelecektir. Evrenimizin geçmişine ve geleceğine bu sayede ışık tutabileceğiz.

Gördüğümüz gibi Paralel evrenleri görüp, deneyebileceğimiz bir yol henüz keşfedilmiş değil. Bu sebepten teori maalesef bilimsel değildir. Bilim camiası içerisinde hem fikir sağlanamasa bile teorinin gerçek olabileceğini düşünenlerin sayısı oldukça fazladır. Hugh Everett, Max Tegmark, Michio Kaku, David Deutsch ve Stephen Hawking de dahil önemli bilim insanları teorinin doğru olduğunu savunurlar. Savlarında ne kadar tutarlılar ya da ne kadar bilgililer, orası biraz şüpheli. Gelgelelim Doktor Strange’in de dediği gibi, ‘’Çoklu evren, hakkında korkutucu derecede az şey bildiğimiz bir konsept.’’

Filme geri dönecek olursak: Çoklu Evrenler Çılgınlığında filmi bu tür paralel evrenleri işler. Kahramanlarımız sonsuz sayıda olasılık zinciriyle bölünmüş çoklu evrenlerin içinde yaşama mücadelesi verir. Yapım, hayatta kalmanın yanı sıra farklı konular da işler. Aşk bu konulardan biridir. Doktorumuz, Christine’e ‘’Seni her evrende seviyorum’’ demiştir. Anlattığım tüm bu bilimsel düşüncelerle birlikte böyle bir sözün kulağa saçma gelmesi su götürmez bir gerçektir.

Kendi fikrimi soracak olursanız tüm bilimsel argümanları bir kenara atalım. İşledikleri gibi bir çoklu evrenin olabileceğini düşünelim. Doktorumuzun söylediği cümle tanımadığınız birine ‘’seni seviyorum,’’ demek değil de nedir? Bir insanı sevmek, onu her şeyiyle kabul etmek ise tanımadığımız birine böyle bir şeyi nasıl söyleyebiliriz? İşte! Saçmalık tam olarak burada yatıyor.

Kısacası konusu olarak çok ilgi çekici gözüküyor fakat temayı işleme ve hikâyeyi anlatma şekli açısından beklentimi hiç ama hiç karşılamadı. İzlenebilir mi? Eh işte! İzleyecek bir şey bulamazsanız. Dünya üzerinde başka bir film kalmamışsa izleyebilirsiniz.

*Sonuç olarak Paralel evrenler gerçek olabilir.* Bu evrende beni bulur ve sorarsanız, yüksek ihtimal hayır yanıtını alırsınız. Başka bir evrenden beni görürseniz ve aynı soruyu bana sorarsanız, hayır yanıtını almanız durumunda işler karışacaktır. Birimizin yanıldığını ki bu yüksek ihtimal ben oluyorum. Diğerimizin ise bir sahtekâr olduğunu düşünebilirsiniz. Kafalar karıştı değil mi? Evet! Daha fazla saçmalamadan yazımın sonuna gelmek istiyorum. Sonraki sefer tüm bu anlattığım konuların dahilinde özgür iradenin** varlığını sorgulayacağız.

Bir sonraki konum olan ‘’Özgür İrade Hakkında İradesiz Bir Yazı’’ adlı yazımda görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın!

Kaynakça

John Gribbin, Çoklu Evrenler, Alfa Yayınevi Bilim Dizisi, çev: Emin Karabal, 2012 P. Byrne. The Many Worlds Of Hugh Everett. (27 Ekim 2009). M. Chown, Biraz Kuantumdan Zarar Gelmez, Alfa Yayınevi Bilim-Felsefe Dizisi, Brian Greene, Evrenin Zerafeti, TUBITAK yay., çev: Ebru Kılıç, 2011 M. Kaku. (2006). Parallel Worlds: A Journey Through Creation, Higher Dimensions, And The Future Of The Cosmos. ISBN: 9781400033720. Yayınevi: Anchor. K. Ford, 101 Soruda Kuantum, Alfa Yayınevi Bilim Dizisi, çev: Barış Gönülşen, 2012


메타데이터
post_id
cfc35fdd771b
slug
çoklu-evrenlerin-çoklu-saçmalığı-cfc35fdd771b
url
https://medium.com/yaz%C4%B1/%C3%A7oklu-evrenlerin-%C3%A7oklu-sa%C3%A7mal%C4%B1%C4%9F%C4%B1-cfc35fdd771b
canonical_url
https://medium.com/yaz%C4%B1/%C3%A7oklu-evrenlerin-%C3%A7oklu-sa%C3%A7mal%C4%B1%C4%9F%C4%B1-cfc35fdd771b
author_url
https://medium.com/@alazaman
status
ok
fetched_at
2026-07-19 17:36:43