← Back to list

Yeni yıl, eski düzen

Kendinden kaçarken kendine varmak

Dureyra in Türkiye Yayını · 2026-01-15 22:03 · 80 claps · 3.5 min read
#yeni-yıl #hedef #sömürü #emperyalizm #kitap
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🧘 · Spirituality

Yeni yıl, eski düzen

Selamlar

Yeni bir yıla girdik, birçoğumuz gibi ben de olmasını istediğim şeylerin niyetini edindim ve günlerimi niyetlerime ulaştıracak adımlarda oluşturarak geçirmeye çabaladım. Ancak yıl sonu ve yılbaşında zihnimi şu soru kurcalar oldu. Yeniye duyulan bu mutluluk aslında eskinin bitiyor olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?

Eski bize hep kaçınılması gereken kötü bir şeymiş gibi aksedildi. Oysa günümüzde elde ettiğimiz birçok şeyi ona borçluyuz. Yeni bilinmezdir, ancak eski olumlu ve olumsuz şeyleri bütünüyle önümüze serer. Bize yakışan da doğruyu ilke edinip hatalardan ders çıkarmaktır.

Yeni yıla aslında 3 sene önce okuduğum ama yılsonunda hatırladığım, kütüphanemin raflarında duran bir kitap aklıma takıldı. “Nasıl sömürüldük“

Fark ettim ki bu yıl çevrem dahil olmak üzere aslında bizden olmayan değerleri artık yadırgamamaya başlamışız. Ellerden düşmeyen kokina çiçekleri, süslenen yılbaşı ağaçları, noel baba konseptleri, yılbaşı hediyeleri, advent calender ve daha aklıma gelmeyen nicesi. Bunlar bizim kültürümüzde altı boş anlamsız uygulamalar olsa bile kitleler halinde uygulanınca yokluğu eksik hissettirmeye başlıyor. Teoride kötü olmasa da bunların hepsi pratikte kültüre zarar, kapitalizme fayda ve bence biraz da üzerimizde emanet duruyor.

İşte yıllar önce okuduğum kitabı anımsamam da bu vesile ile oldu. Sahi biz nasıl sömürüldük? Geçmiş toplumlar nasıl sömürülmüşlerdi?

Kitabın içeriği Antik sömürü döneminden başlayıp Yeni Dünya düzeni ile sona eriyor. Dönemleri maddeler halinde ele alıp açıklamış yazar. Kitabı tekrar baştan sona okuyamadım, hatırladığım kadarıyla üzerinde düşünülmesi dikkat edilmesi gereken, dili hafif olmakla birlikte anlam yönü ağır basan bir kitaptı. Yine de altını çizdiğim satırlardan genel bir bakış açısı sunmaya çalışacağım.

Yazar giriş kısmında emperyalizm ’in manasını “imparatorun isteği ve imparatorluğun menfaati üzerine kurulmuş olan sömürü düzeni” olarak vermiş ve tarihin ilk emperyalistinin Kabil olduğunu söylemiş. Çünkü Kabil “sırf nefsini tatmin etmek ve kendisine ait olmayan bir hakkı elde etmek için kardeşini öldürdü ki, emperyalizmin, yani sömürünün mantığı da budur.”

“Habil öldüğü için, tarihte Kabil zihniyeti daima yaşayabilmiştir” iki kardeş arasında yaşanan bu kavga günümüzde hala devam etmekte. Özelde her birimizin içinde genelde ise dünyada. Hangisinin galip geleceği hangisini destekleyeceğimize göre değişir. Ki Habil’in gayesi hiçbir zaman galip gelmek olmadı, çünkü kardeşine mağlubiyet getireceğini bildiğin galibiyet gerçek galibiyet değildir, beraber başarabilmek esas olandır.

Sömürmenin ilk adımı ayrıştırmaktır, bütünü parçalamak zorken parçalanmış olanı dağıtmak daha kolaydır. İkinci adım ötekileştirmektir, sıfatlarla birini yüceltirken ötekini ezmek, niceliksel ve niteliksel özellikleriyle onların mütemadiyen olumsuz yanlarını öne çıkarmaktır. Üçüncüsü şart koşmaktır, istenilen koşulları sağlayabildiği ölçüde önem vermektir. Dördüncüsü zahmet vermeden yormaktır ve bu en ilgincidir bana kalırsa. Sizin için ve size rağmen şeklinde işler bu sistem. Sizin için bir çalışma sistemi oluşturduk ve size rağmen devam ettiriyoruz. Beşincisi ve sonuncusu ise düşünmekten alıkoymaktır. Gün sonunda ayrıştırılan, ötekileştirilen insan toplumda var olabilmek için ondan istenen koşulları kendisine rağmen hiç düşünmeden yapar halde bulur kendini. Neden ve nasılıyla ilgilenmez çünkü elbet birileri bunu onun için ve ona rağmen yapmıştır.

Kitapta firavun döneminden bahsedilerek aslında benim de daha hiç düşünmediğim bir yerden farkındalık oluşturmuş yazar. Firavunlar, kendini üstün gören ve kavmine eziyetleriyle nam salan zalimlerdir “firavun zulmünün tarihe geçmiş olan en güzel numuneleri, firavun mezarları olan piramitlerdir.” Evet piramitler.

“Dünyanın yedi harikasından biri olarak kültür tarihlerinde tanıtılan bu zulüm abidelerinin yapılışları üzerinde biraz kafa yoranlar, bir adamın keyfi için her gün milyonlarca insanın öldüğünü göreceklerdir.”

Esas nokta işte bu, kafa yormak. Bu piramitlerin yapımı hakkında hakikaten hiç düşünmedim ancak yedi harikadan biri olduğunu biliyordum. Gerçekten de görkemli ve ziyaret etmeyi istediğim yerlerden biri. Oysa bu piramitlerin inşasında, çöl sıcağında binlerce köle çalıştırılmış, milyonlarca para sarf edilmiş. Sadece sonucu gördüğümüz ve üzerinde düşünmediğimiz için bu yanı görebilmek hakikaten bir farkındalık meselesi. Piramitlerin uzaylılar tarafından yapılıp daha sonra dünyanın tekrar ilkel haline döndüğüne inanmıyorsanız tabi :)

Madem öyle neden kimse bu duruma dur demedi diyecek olursak yazar şundan bahsetmiş. “Mısır’ın o dönemdeki etnik ve dini yapısı oldukça karmaşık olup insanlar yüzlerce gruba ayrılmıştı. Gruplara ayrılıp bölünmüş insanları silah zoruyla sömürmek daha kolaydır. İnsanlar birlik olsalar, iktidarı gasp etmiş üstelik diğer insanlara karşı fiziki hiçbir üstünlüğü olmayan firavun, onları ezemeyeceği gibi sömüremez de…”

Aynı pencereden günümüze bakacak olursak aslında hiçbir şeyin değişmediğini yalnızca şekil değiştirdiğini görmek insanı üzüyor. Piramitlerin yerini gökdelenler, firavunların yerini birileri almış. Bugün kimse ölüm tehdidiyle çalıştırılmıyor belki ama çalışınca da yaşam güllük gülistanlık seyretmiyor. Bahsettiğim bu modern sömürü kan akıtmadan canı alıyor.

Üstelik artık ayrıştırma daha incelikli, o kadar derinlemesine ki kimse bütünü göremiyor. Herkes parçasını bulmanın peşinde. Bazıları yap-boz’da eşleşmeyen parçaya zorla kendini dahil edecek, ayrışmamak için. Bir sabah aslında lüzum görmemesine rağmen ağaç süslemiş, bunu çekip paylaşmış olarak bulacak kendini. Çünkü yapmazsan geride kalıyorsun, üstelik koşsan da yetişemezsin çünkü varmak yok, bitmeyen ve sürekli yenilenen bir süreç.

Düşünmüyoruz ve bizim yerimize birileri düşünsün istiyoruz. Çeşitli haritalara bakarak bu işi yapmam doğru mu diye soruyoruz yapay zekaya. Yıllar öncesinde Mekke’de yaşıyor olsaydık Hübel’in önünde fal oku çekerken bulurduk kendimizi.

Sömürülmeye karşı başkaldırı neyle mümkün diyecek olursak. Bu, şahsiyet sahibi olmakla mümkün.

Yazar bundan sonra sevgili peygamberimiz ve onun güzel şahsiyeti ile devam etmiş. Buna diyecek bir sözüm yok.

İlerleyen bölümlerde özellikle günümüze yaklaştıkça onayladığım ve onaylamadığım (kendimce) kısımlar oldu. Ancak bu kitaptan almam gerekeni aldığımı düşünüyorum.

Hülasa, belki de yeni yıla girerken niyet etmemiz gereken şey tam olarak budur. Daha fazla şeye sahip olmak değil, daha az şeye benzemek. Herkesin koştuğu yere yetişmeye çalışmak değil, nereye ve neden koştuğunu fark etmek. Bize sunulan her yeniliği ilerleme, her kalabalığı hakikat sanmamak. Aynaya baktığımızda gördüğümüz ile tanıdığımız kişinin uyum içinde olmasıdır.


메타데이터
post_id
d196432e380c
slug
yeni-yıl-eski-düzen-d196432e380c
url
https://mediumturkiye.com/yeni-y%C4%B1l-eski-d%C3%BCzen-d196432e380c
canonical_url
https://mediumturkiye.com/yeni-y%C4%B1l-eski-d%C3%BCzen-d196432e380c
author_url
https://medium.com/@dureyra
status
ok
fetched_at
2026-06-23 19:38:28