Hava kirli gaz pis toz
İnsan, kocaman yetişkinken bile yepyeni bir ağlama haliyle tanışabilirmiş, taze öğrendim. Hangi ağlama nereye kadar dayanabilir, ondan bile…
Hava kirli gaz pis toz
İnsan, kocaman yetişkinken bile yepyeni bir ağlama haliyle tanışabilirmiş, taze öğrendim. Hangi ağlama nereye kadar dayanabilir, ondan bile haberim yok.
Her yaş kendi yolunu bularak doğuyor akıp gidiyor.
Patika bazen ne kadar gözlerinizi kısarsanız kısın çok karanlık durabiliyor.
Islak karanlıklar daha da korkutuyor sevilmekten uzakta üşüyenleri.
Bulamadığımdan mı böyle, diyorum. Işığı.
Ağlama duvarları da yıkılır. Yaslanırken dikkat edin. Ya da yaslanmayın. Siz karar verin.
İnsanlar neden bu kadar sarılmaktan uzak, neden kavgasız bir şey olmuyor? Kavgasız bitmiyor bile.
Bazen silgi de karartır, bazı çizgilerdeki kararsızlık yüzünden ve birtakım sonsuz çizilmiş çizgilerle silgi izleriyle, yeri yurdu kayboluyor sayfanın. Bembeyaz da kalamıyor artık, inanmaya da kıyamıyor kendine. Tutunamıyor.
Halbuki ne güzel okurdu bu sayfada ışık… Tarihten önceki körpe beyazlığını kaybettiği halde göz göre göre yanlışa gittiği halde olsun değer dediği halde sarılmanın günlük tüketilen cümlelerde kıymetini çoktan kaybettiği bu günlerde çoktan anlamsızlaştığı halde kendine bile inanmadığı halde onu barındıracağını söyleyen kalpler var.
Birtakım kalpler yüksek sesle yürüdüğü için darbe yiyor sokaklarda şimdi bazı kalpler sesi güvene ihtiyaç duyduğu için korkak atfediliyor. Ne kadar olursa güveni ömrün, tesadüf diyeceğiniz bir küçücük an, çok şeyi koparabiliyor. Doğrusunun o olduğunu bildiğiniz halde, istemediğinizi aslında düşünmüş olsanız bileceğiniz halde denediğiniz halde bu kopuşu istemediğinizi fısıldıyor kapının hemen orasından. Ne korkutuyor değil mi fısıldamalar uzaktan uzaktan?
Fısıldamalar bile korkutuyor…
Bağırışlar da kıyamet gürültü. Fısıldayış hep kötüyü hatırlatmazdı da üstelik.
Şimdi her şey silah olmuş. Dalkavuklara pabuç bırakmayan çok insanlı yapayalnız kalpler aynı yaşlı gözlerin selinde boğuluyor. Teslim oluyorum diyen derinden parçalamadan bırakmıyor. Halbuki ne kadar başkaca dokunulabilirdi, bağırmadan.
Herkesin var yastıkaltı ettiği yaraları. Benim de var elbette. Ben de herkesin bir parçasıyım nihayetinde.
Ama kimse duymuyor diye öyle bırakmışız ki, sesimizi doğurmayı ne zaman bıraktık onu dahi hatırlamıyorum. Haykır.
İmdat çığlıkları ne zaman duyuluyor? Hani? Nerede?
Haykır.
Sen duyduğunu mu sanıyorsun?
Öğrenebilir miyiz duyurmayı?
Sevince mi duymuyor, çok, duymayarak mı sevmek moda oldu şimdilerde?
Onun da ehliyeti olmalı aslında, öyle hemen inanmamanın öğretildiği bir konuşmada sevdiğin için zayıf olmayacağın bahçeler yapmanın öğretildiği lafla yürümeyen peynir gemilerinin eylemlerle denizlere sığmayıp aştığının öğretildiği karşılaşmaların tesadüf olmadığının da öğretildiği bir belki hatta diploması olmalı. Kocaman kocaman öğrenmek lazım kendi değerini bırakmadan sevmeyi yaşayabilmek için, belki.
Mümkün olsak, şımarıklığa bile izin verirdim hatta kendim şımartırdım sevindirirdim belki. Büyük lüks, bakma, bu devirde şımarmayı nasıl yaşayabilsin bu toprakların genci? Topraklar da tutunamayanlardan, artık. Kayıyor, yer ıslak, hava hep kirli gaz pis toz.
Yaramazlık da yapsa ağzına acı biber sürülmeyen yanlış şımarmış çocuklar sokaklarda masum canları yakıyorlar.
Her yerde.
Ne suçları vardı başta, ne haberleri. Ama parçalamadan sevmeyi öğrenmek insanın hayata dair tek ödevi. Sevmediğine de hak verebilmek hatta mesele, İoanna Kuçuradi’nin dediği gibi. Hoş, herkes sevdiğini söylediğini sarabilmeyi becerebiliyor mu ki? Sabahın 6 buçuğunda.
İnsanlar işe gidiyor insanlar okula gidiyor sabahın altı buçuğunda uyumamış daha bazı insanlar ya uykum gelmezse diye yatağa gitmeye çekiniyorlar bazı insanlar mektup yazıyor kahvaltısını bitirmeden uyuyakalıyor bazı çocuklar sabahın altı buçuğunda.
Şımarık silahlar edebiyatı öğrenmek için okula gitmek gerekmiyor sanki her bilgi sokakta ve kalan tüm kırıntılık zekalar fazla yapay.
Şımaramamış çocuklar ağaç kesiyor günün birtakım saatlerinde.
Kimse cetvelle vurmuyor hiçbirinin ellerine.
Binalar boylu boslu gökdelenler geliyor öldükleri yerlere.
Birileri bayılıyor, her zerrelerine.
Halbuki ne sahte bir sevme, karşılık, cevap, istedikleri gibi geldiği sürece.
İnsan düşünüyor bir soğuk akşam köşesinde, kalbinin, belki onlar da yalnız bırakıldıkları içindir… diye. Soğuk akşam köşeleri vardır yalnız uyuyan kalplerin.
Ama hayır,
ama hayır.
Ama insan konuşarak, insan, iletişimle.
Ne olursa olsun kabul yok saldırı gibi bir dile.
Yok.
Van Gogh bile kulağını tam kesmemişken, Allah aşkına, bu kadar sağırlık bizim neyimize?
Nerede sanat hani matematik hesap yok kitaplar tozlu ne bu arbede
İnsan inanmadığı cümleleri sırf aksine inandırılmaya çok ihtiyacı olduğu için sarf edebiliyor şimdi.
Tatlı sevmeyen kimse yok, bazısı seveceği tatlıyı geç buluyor sadece.
Sizin olmayı seçti diye hırpalama vaktiniz yok, hakkınız yok, anlaşamadığınıza kalbinizi kırmadan göstermeyi öğrenmek için de var yaşamak. Hala.
Pişmanlık bile doya doya yaşanamadan ölünüyor, bu dünya denen memlekette.
Haykır. Özrünü, sevmeni, özünü, içini, tohumu çiçeği yağmuru karı bastığın yeri kendini
İsterdim birtakım yolların getirdiği topraklar küsmemiş olsun. Üstelik ellerinde bu.
Bazı topraklar küsmemek için yaş kalıyor. Çok hep. Nerdeyse.
Kim bilir, belki de, kimsenin kulağı bu kadar özlemedi hasret kalmadı daha önce hiç senin sesine.
Bazısı ne çabuk tüketiyor, beklerken bile hızlı bekliyor bazısı.
İhtiyacınızın sadece sarılmak olduğu anlarda, bunu size anlattırmadan anlayanlarınız olsun.
Kitap okuyanınız olsun.
Çiçek alanınız, günaydın diyeniniz, kıyamayanınız olsun.
Acıkmanızı kavga etmekten susamanızı susturmaktan daha çok önemseyen birileriniz olsun.
Haklı olmayı her şeyin üzerinde öğrenen bir yerlerde büyütülen insanlar var biz de o insanlardanız bazen veya nadiren bazen hiç bazen hep hatta.
Onarmaktansa hiç kırmamayı öğrenebilecek miyiz biz bir gün?
Birileri size kitap okusun.
Ne kadar kimimiz masal dinleyebildik, bilmiyorum.
Ama artık birtakım masallar hayaller bir şeyler de gerçek olsun. Yapalım.
Rüya değilmiş, diye sevinelim, artık.
메타데이터
- post_id
- d2b2e1eb2350
- slug
- hava-kirli-gaz-pis-toz-d2b2e1eb2350
- url
- https://medium.com/@bukrekay/hava-kirli-gaz-pis-toz-d2b2e1eb2350
- canonical_url
- https://medium.com/@bukrekay/hava-kirli-gaz-pis-toz-d2b2e1eb2350
- author_url
- https://medium.com/@bukrekay
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-17 14:34:23