← Back to list

“Gün olur, başıma kadar mavi;  Gün olur başıma kadar güneş;  Gün olur, deli gibi…”— Orhan Veli…

düşük yıldızıma yazıklar olsun, söylemekten korkuyorum ama benim ağrım hızlı mı geçiyor sanki bu sefer? benim canım vücudum iyileşmeyi mi…

Bilge K. · 2024-12-01 21:34 · 15 claps · 6.2 min read
#bus-bus-buseler #düşük-yıldızlar-vardır #alâeddin-yavaşca #anonim #karşılaşmalar
Open on Medium ↗

“Gün olur, başıma kadar mavi;

Gün olur başıma kadar güneş; Gün olur, deli gibi…”— Orhan Veli Kanık

düşük yıldızıma yazıklar olsun, söylemekten korkuyorum ama benim ağrım hızlı mı geçiyor sanki bu sefer? benim canım vücudum iyileşmeyi mi öğreniyor? kurban olurum ona. neyse abartıyorum ağrım mağrım var ama şu an müthişim diyelim. anam çok sorgulamamamı ve bunu dile getirmememi söylese de içimden geçeni yazmayacak değilim, bu da benim küçük anarşizmim olsun. ameliyat akşamı amcamlar, halam ve yengem geldiler hastaneye beni ziyarete. (bu noktada dedikodu malzemesi var ama muhtemelen sizi ilgilendirmez, boş yere günaha da girmiyim) nasılsın diye sorduklarında da ağrı kesici aldığım için o an iyi hissettiğimden, çok şükür çok iyiyim falan dedim, düşünmedim bile üstüne. ve onlar gittikten 1 saat sonra başlayan ağrım ağrı kesici takmalarına rağmen sabaha kadar devam etti. sadece ağrı da değil ha, insanın içine acayip bir darlık geliyor, uyku uyuyamıyorsun, ağlama krizi, stres, çıkış yolu bulamayıp kapana kısılmış gibi hissetme hali geliyor üstüne çörekleniyor. gece kalktım 3–4 gibi yürüyüş yaptım koridorda ama yoook asla geçmedi. sonra 5'e doğru artık ağrıdan acıdan dayanamayıp ağlamaya başlayınca annem uyandı ve okudu beni, sonrasıysa rahatça uykuya dalış. bu kadarcık. çünkü inanmasanız da yıldızı düşük insanlar vardır ve ben ne zaman iyiye giden bir şey söylesem ya da instagramda falan bir şeyler paylaşsam başıma küçüklü büyüklü bir şeyler gelir. kesin. küçükken de çok olurmuş. şimdi o güzelliğim asla kalmasa da o zamanlar aşırı tatlı bi şeymişim, ben bile bakınca ahhh be diyorum harbiden nerden nereye :D bulursam bi foti koyarım, herhalde küçüklüğüme de nazar değmez sghdcsh tarih değişiyomuş falan :D neyse beni parkta, sokakta biri görüp beğendiğinde kesin düşer, bir yerime bi şey yaparmışım. sonra da sakar diyolar. hayır ne alakası var, kem göz anacım! öyle işte hastanede, anamın esnemekten beni okuyamadığı o an şuna karar verdim; seneler önce ananemin hocanın birine hazırlatıp tee Trabzon’lardan bana gönderdiği cevşeni arayıp bulup üstüme takıcam. bir daha da cevşensiz adım atmıcam. bi de güç kalkanımla deniyim, ne zararı olacak. gelen içimden geçiyor, biraz da bilimsel konuşalım :D seneler önce ananem o cevşenle birlikte bir de okunmuş su göndermişti bana. evet ananem hacı hocalara zamanında çok paralar dökmüş, ona göre bir ölçüde de karşılığını almış birisi. bence daha çok yemeyip içmeyip sabahtan akşama ettiği dualar kabul oldu ama neyse bu sülale onun dualarıyla var oluyor da gibi bi yandan, hevesini kırmiyim. neyse o su 2–3 ay kadar kenarda bekledi, ben içmeyi reddettikçe hem annem hem ananem arayıp arayıp beni darladılar, duygu sömürüleri yaptılar, bıktırdılar. en son bir gün sinirle gittim suyu içtim, sonra da aradım söyledim artık peşimi bıraksınlar diye. ama küçük bir ayrıntıya hiç dikkat etmemişim, birkaç güne bölerek, her gün minik yudumlarla içecekmişim etkisi olması için… yorum yapmıyorum, inançtır ama yani duamı ediyorum işte, suyu da çok istiyorsan sen iç… diyemiyorsun tabii, yaşlı başlı kadın, üzülüyor hemen. hep vicdan azabı bizim ailenin kadınları hep. manipülasyon teknikleri için numaralarını verebilirim, müthişler! neyse dualara inandığımdan artık cevşenimle gezicem bu biiir, her ay bayıla bayıla yaptığım instagram dumplarımı da bırakıcam bu da ikiiii. valla bana enerji veriyordu bu dumplar aslında, sadece bakmıyor artık farklı görüyordum da sanki. birilerinden yorum almak ya da beğeni sayısı için atmıyordum, kapamıştım yorum ve beğenileri, tek isteğim kendim için bi arşiv oluşturmaktı. bu sebepten de açtım kendime yeni bi hesap, sadece kendim takip ediyorum, orda paylaşıcam bundan sonra fotilerimi. çooook görülsün istersem, burda da aylık sergiler yaparım olur biter. bi nazara daha dayanamıcam, yetti, instagram devri bitti.

öyle işte, nazarın çok küçümsendiğini düşünüyorum. ya bi düşünün kesin açıklayamadığınız olaylar yaşamışsınızdır. bir şeye güzel dersin ve bam düşer; bir yemek mis gibi kokar, oooh akşama ziyafet var dersin, hop yanar; biri saçın ne güzel der, yaz günü sadece sana yağmur yağar, perişan olursun falan. oluyor bunlar, sadece ben yaşamıyorum, deli değilim :D neyse işte baş edemediğim şeye karşı kalkan edinmeyi seçtim, bazen de savaşma sıvış.

fotilere de bakiyim dedim ama tüm beğendiğim fotoğrafları istanbul’a götürdüğüm için muhteşem güzel çocukluğumu size kanıtlamakta eksik kalıyorum…

soldakinin net hali de var ama istanbul’a götürmüşüm, bulanık diye bunu almamışım yanıma. çok seviyorum bu fotoğrafı nedense. annesinin gelin çiçeğini saçına takan ve muhtemelen çok güzel olduğunu düşünen bir kız çocuğu. “küçükken benim saçlarım sapsarı ve kıvırcıktı, büyüdükçe rengi koyulaştı, şekli bozuldu” diye cümleler kurabilmeme kanıt niteliğinde bir fotoğraftır da ayrıca. bi de bu dönemler baya hastaymışım, alerjik astımım varmış ve sürekli istanbul’a gidiyormuşuz tedavi için, annem suratımın bembeyazlığını kanıt gösterip çok sıkıntılar çektiğimizi anlatmıştı bir seferinde. neyse ki tıp bazen harika bi şey, geliyor geçiyor. bence harika bi fotoğraf ve tabii ki canım babişim çekti kalan bütün fotoğraflar gibi.

o sebepten yine babamı hatırladım bol bol ve daha da sarıldım fotoğraf çekme hevesime. üstüne pek düşündüğüm bi şey değildi ama babamla aynıymışız bu konuda, garip hissettim şu an. bebekliğimden itibaren bi dünya fotoğrafım var benim çünkü babam her şeye olduğu gibi buna da hevesliydi ve zenit 122 makinemiz vardı. çok da yetenekliydi babam ya, benim için sahneler hazırlayıp konulu çekimler yaptığı bile olmuş, çok ilgilenirmiş benle. bir fotoğrafım var, arkada annemle babamın düğün fotoğrafı, etrafta çiçekler, küçük minderler, süsler, ortada da ben. dağda bayırda da sürekli çekermiş beni ve yine bu konuda da öyle yetenekliymiş ki. mert’te de müthiş çekimleri var ama sonrasında hastalık mastalık derken azaldı, bitti hevesi. zaten zamanla cep telefonlarıyla birlikte fotoğraf da çıkarmaz olduk, çektiklerimiz yığıldıkça yığıldı üst üste, dönüp bakamayacağımız kadar çoğaldılar. ben de bu çokluktan sıyırıp her ayımın özetini görmek, sık sık da dönüp bakmak istediğimden başlamıştım arşiv gibi paylaşmaya. ama zamanla bana öyle iyi geldi ki bu hobi. neyi çekmeyi sevdiğimi anlayınca neye bakmayı tercih ettiğimi de gördüm. yine her şeyin sonu bende hikayeye dayanıyor. en sevdiğim çekimlerim insanları anlık fotoğraflamak ve bunun üstüne duygumu ayrıntılandırmak galiba. seviyorum insan yüzlerini. yine çok heveslendim bak, evden çıktığın an her yer, her şey bir fotoğraf. sağol babacım. bence sayende böyleyim. çok seviyorum seni.

içimde acayip bi eski sevgisi var! nostaljinin asla fazlası olmuyor bende, vaktinden önce yaşlandık ah be kızım…

içimde acayip bi eski sevgisi var! nostaljinin asla fazlası olmuyor bende, vaktinden önce yaşlandık ah be kızım…

Bu yazıdan sonra zenit 122'yi hayata döndürmeye karar verdim. istanbul’a giderken götürüp bir derdi tasası var mı baktırıcam ve öğrenicem dilini. bence sevdiğimiz ortak bir kişi olduğu için anlaşabiliriz :) (lise döneminde kullanmayı deneyip çoğu fotoğrafın yanık çıktığı ve yıkıldığım o dönemi göz ardı ederek bu cümleleri kuruyorum…var bi hayalimiz…)

[embed]

Türk sanat müziği özellikle açıp da dinlediğim bir tür değil ama denk geldiğimde hep bi hoş olur içim. bi nezaket var içinde sanki, kimsenin kimseyi kırmak, incitmek istemediği, her şeyin daha bi özenli olduğu zamanların müziği gibi. Alâeddin Yavaşca’yı da nerden gördüm bilmiyorum, spotify’da sıraya eklemişim dinlerim diye, araya da zaman girince eklediğimi bile unutmuşum. geçen gün botanik park’ta yürürken gelmiş sırası, bir anda çalmaya başladı ve o günden beridir her gün bir tur dinleyip müthiş keyifleniyorum. “birleşebilir mi ah aşk ihtirasla” kısmında “aaah” dediği yerdeki uzatışı var yaa, kalbimi bırakıyorum. ağzına sağlık Alaeddin abicim, yattığın yer incitmesin seni de. tanıştığıma pek memnun oldum. Ha bi de sayende Şairler Sofası Parkı diye bir yerin varlığından haberdar oldum ki İstanbul’a döndüğümde muhakkak uğrayıp seni ve diğer sanatçılarımızı ziyaret edicem. Tanışırız orda, bi kuple de bu şarkını söylerim sana, şimdiden mezarında kulakların çınlarsa diye kusura bakma.

Bir de bu aralar benzer kafada çıkan çok iş var ama şu 2'sine de bayıldığım için demeden geçmek istemiyorum:

Anonim

Bi kere Ali Atay ve Serkan Keskin’i aynı işte gördüm müydü benim içimde alevler çakıyor, çoook keyifleniyorum. ama yine de beğenmeyip ya da sadece onlar için zorlayarak izleyebilecekken tam tersine fikre de bayıldım. “Dünya tarihindeki garip gelenekler günümüzde yaşansaydı ne olurdu?” muhteşem bi konu değil mi ya? E mizahlarını da beğendiğim bir oyuncu grubuyla birleşince bizim evde bayram havası tabii.

bu sahneyi gülmeye son verip nasıl çekebildiniz ya :D

bu sahneyi gülmeye son verip nasıl çekebildiniz ya :D

Karşılaşmalar

Bu aralar Giray Altınok dönemini yaşıyoruz dizi sektöründe, ilerde bu adı verirlerse şaşmam. Nere dönsem o programda kendisi, neyse ki varlığına bayıldığım için izleyecek içerik çıkıyor, bana uyar yani. Karşılaşmalar da bir anda değişen hayatları anlatıyor. Oha dediğin her şey laps diye oluveriyor, üst üste aksilikler, olaylar derken artık diline de aşina olduğumuz bir giray altınok komedisi izliyoruz bence. dizinin bir bölümünde oyuncu olarak yer alan muammer tali de senaristmiş dizide, vay vay, ne güzel işbirlikleri ya. “Küçük iyilikler, büyük sonuçlar” başlıklı 2.bölüm, “Son dilek” başlıklı 3.bölüm ve “Hayat apartmanı” başlıklı 7.bölüm ayrıca müthişlerdi.

Kardeşim sayesinde her gün hayvanlar alemine dair bir şey öğrendiğimden son zamanların en “yaa kıyamam” bilgisini de verip kaybolayım buralardan. Rakunlar bir şey yemeden önce yıkamak isterlermiş. Oyunbaz mı desem aklı fikri fenalıkta mı desem biz insanlar da bu hayvancıklara pamuk şeker verip bunu videoya almaya karar vermişiz. Hem çok komik hem de üzücü bir video ama amaaan komik işte. umarım kırılmıyorlardır bize.

[embed]

Hayat İmkansız kitabından

Hayat İmkansız kitabından

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; Çiçekler gürültüyle açar; Gürültüyle çıkar duman topraktan. Hele martılar, hele martılar, Her bir tüylerinde ayrı telaş!… Gün olur, başıma kadar mavi; Gün olur başıma kadar güneş; Gün olur, deli gibi…

Orhan Veli Kanık

Bus bus buseler.

Selametle.


메타데이터
post_id
d50666df936a
slug
gün-olur-başıma-kadar-mavi-gün-olur-başıma-kadar-güneş-gün-olur-deli-gibi-orhan-veli-d50666df936a
url
https://medium.com/@bilge-k/g%C3%BCn-olur-ba%C5%9F%C4%B1ma-kadar-mavi-g%C3%BCn-olur-ba%C5%9F%C4%B1ma-kadar-g%C3%BCne%C5%9F-g%C3%BCn-olur-deli-gibi-orhan-veli-d50666df936a
canonical_url
https://medium.com/@bilge-k/g%C3%BCn-olur-ba%C5%9F%C4%B1ma-kadar-mavi-g%C3%BCn-olur-ba%C5%9F%C4%B1ma-kadar-g%C3%BCne%C5%9F-g%C3%BCn-olur-deli-gibi-orhan-veli-d50666df936a
author_url
https://medium.com/@bilge-k
status
ok
fetched_at
2026-07-21 22:11:56