← Back to list

Algoritma çağında aşk

Dijital flört uygulamalarının ilişkiler üzerindeki tekeli gün geçtikçe daha da büyüyor. Peki bize dayatılan algoritmalar gerçek aşkı…

Alp Börü · 2026-01-06 09:06 · 0 claps · 5.7 min read
#tinder #bumble #matchmaking #flört
Open on Medium ↗

Algoritma çağında aşk

Dijital flört uygulamalarının ilişkiler üzerindeki tekeli gün geçtikçe daha da büyüyor. Peki bize dayatılan algoritmalar gerçek aşkı bulmamıza ne kadar yardım ediyor?

Not: Bu haber ilk olarak Bloomberg Businessweek Türkiye dergisinin 18 Temmuz 2021 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

“Görücü usulü, kuzenimin arkadaşı, arkadaşımın arkadaşının tanıştırdığı insanlarla çok daha hızlı ilerliyor. Onun dışında bir pub’da birisi gelecek de selam verecek, o da Türkiye için çok uygulanabilir değil. Daha defansif oluyor kadınlar, özellikle alkollü ortamlarda. O yüzden erkekler negatif tepki alacaklarını düşünerek çok da yaklaşmıyor. Her iki tarafın da rızası olan online uygulamalarda insanlar çok daha rahat bir şekilde iletişim kurabiliyor.”

Seçenek bolluğunun yarattığı kafa karışıklığı“İnsanlar birbirlerini harcanabilir görüyor”“Algoritmaların gücünü tehlikeli buluyorum”Neredeyse iki kişiden biri dijital flörtü mecburi görüyorAna motivasyon ne olmalı?

Bir reklam ajansında çalışan 30 yaşındaki Ezgi’nin bu görüşü, günümüzde dijital flört uygulamalarını kullananların ana motivasyonlarından birini bize anlatıyor: Bu tip uygulamalarda iletişim süreci iki tarafın da rızasıyla kolaylaşıyor. Fiziksel ortamda yaşanabilecek kaygılar, çekingenlikler ve tereddütler kısmen de olsa ortadan kalkıyor ve böylece bu çevrim içi mecralar aracılığıyla sosyalleşmek, gerçek yaşamda eş ya da partner aramaya nazaran pek çok avantajı beraberinde getiriyor. Peki ya madalyonun öbür yüzü? Uygulamaların “kusursuz” işleyen algoritmaları ilişkiler üzerinde söz sahibi olmaya daha ne kadar devam edecek?

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi Betül Aydoğan’ın kaleme aldığı Konum Temelli Çevrimiçi Tanışma Uygulamalarını Kadınların Flört Deneyimleri Açısından Düşünmek: Tinder ve Happn araştırması bu konu hakkında yapılmış zengin çalışmalardan biri. Aydoğan’ın araştırması İstanbul’da yaşayıp Tinder ve Happn uygulamalarını kullanan sekiz kadınla yapılan mülakatları kapsıyor. Aralık 2019’dan Ocak 2020’ye kadarki bir aylık süreçte derinlemesine gerçekleştirilen bu görüşmelerde uygulamaların konum temelli işlemesinin kadın kullanıcılara ne ifade ettiği, önce fiziksel ortamda karşılaşmanın ya da benzer çevrelerde bulunmanın avantajlarının ve dezavantajlarının neler olduğu, uygulamalarda “yabancıyı” tanıma sürecinin nasıl geliştiği üzerine sorular yöneltiliyor.

Aydoğan çalışmasında Columbia Üniversitesi Öğretim Görevlisi Rebecca Heino’nun kavramsal yaklaşımından örnek veriyor: “Heino, çevrim içi buluşma sitesi kullanıcılarının kendilerini, diğerlerini ve partner seçme sürecini nasıl algıladığını betimlemek için ‘pazar yeri’ metaforunu kullanır. Bu tür siteleri kullanıcıların potansiyel romantik ilişkiler için alışverişe çıktığı ve başarılı bir romantik ilişki umuduyla kendilerini satışa çıkardığı devasa bir pazar yeri olarak tarif eder.” Buradaki pazar yeri benzetmesinin ne kadar isabetli olduğunu tartışmadan önce, Aydoğan’ın da ileri sürdüğü argümanlardan birine göz atmak gerekebilir: “Buradaki en temel avantaj, kullanıcının bu tür platformlar sayesinde yüz yüze ilişkilerde karşılaşamayacağı kadar çok potansiyel eş veya partner ile karşılaşabilmesidir.”

Seçenek bolluğunun yarattığı kafa karışıklığı

Tinder, Happn, Bumble ve bilumum dijital flört uygulamalarındaki seçenek bolluğu kimi zaman kafa karışıklığı yaratabiliyor ve böylece bu uygulamalar, geleneksel yöntemler izleyen çöpçatanlıktan büyük oranda ayrışıyor. Rus siber güvenlik şirketi Kaspersky’nin konuyla ilgili düzenlediği etkinliğin konuşmacılarından Hollandalı antropolog ve fütürist Roanne van Voorst’a daha önce herhangi bir dijital flört uygulamasını kullanıp kullanmadığını sorduk: “Daha önce araştırma amaçlı kullanmıştım. Seçeneklerin bu kadar bol olması beni inanılmaz şaşırtmıştı. Sizinle ilgilenen onlarca kişi varsa, siz de tam olarak kime nasıl cevap vereceğinizi bilemiyorsunuz. Günün sonunda bu durumun üstümde bıkkınlık yarattığını fark ettim” diyor.

Flörtün dijitale kaymasının insan beyninde “garip izler” bıraktığını düşünen Voorst, sözlerine bir analojiyle devam ediyor: “Eskiden bir dükkâna gider ve iki tip süveter seçerdiniz. Birinin rengi mavidir ve siz de mavi renkten çok hoşlanıyorsunuzdur fakat bedeni size biraz büyük gelmiştir. Diğer süveterin rengi kırmızıdır fakat yine size çok büyük geliyordur. Bunun sonucunda mavi süveteri satın alırsınız. Sonrasında ise kırmızı süveteri almadığınız için herhangi bir pişmanlık duymazsınız. Günümüzde ise online bir mağazadan binlerce süvetere ulaşabilirsiniz. Nihai kararı verdiğinizde bütün diğer süveterler de sizinle eve gelir. Bu süveterler telefonunuzdaki reklamlarda ‘Peki ya ben? Beni unutma’ diye ortaya çıkıverir. Dolayısıyla günümüzde diğerlerini unutmak oldukça zordur. Dijital flörtte de durum böyle: İnsanlar eşleştikleriyle bağ kurmakta zorlanıyor. Bir kişiyle randevulaştıktan sonra ellerindeki diğer seçenekle başka bir randevuya daha gidiyorlar. Her zaman daha iyi bir seçenek var. Buluşmaya gidince ‘Karşımdakinin bir hare-ketinden hoşlanmadım, tuhafmış’ dedikten sonra rahatlıkla ortamı terk edebiliyor. Fakat bu eskiden olsaydı, karşınızdakiyle bağ kurmak çok daha kolay olabilirdi. ‘Ne de olsa iyi bir seçenek. Neden olmasın?’ denilebilirdi. Elbette bu seçenek bolluğunun da insanlar üzerinde dikkat dağıtıcı bir etkisi olduğunu düşünüyorum.”

“İnsanlar birbirlerini harcanabilir görüyor”

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz İlişki Koçu Cansın Ersöz, bahsi geçen uygulamalardaki seçenek bolluğunun “insanların birbirlerini harcanabilir olarak görmesini” sağladığını düşünüyor. “Benim profesyonel tecrübelerim, dijitalde seçeneğin bol olmasının ilişki sürelerini kısalttığını gösteriyor. Mevcut ilişkiyi güçlendirmek, yeşertmek yerine hep bir sonraki idealize edilerek daha iyisi, daha güzeli, daha incesi, daha zengini vb. kovalanıyor. Kişi bir süre sonra karşısındakini duyguları, acıları, travmaları, merakları olan bir insan gibi değil de sadece bu etiketlerden ibaret ‘kullanıp atmalık’ bir beden olarak görebiliyor” diyor Ersöz.

Peki ya gelecek? Netflix’in popüler dizilerinden Black Mirror’ın dördüncü sezonunda yer alan Hang the DJ adlı bölümde bu konu işlenmiş, çöpçatanlık yapan bir yapay zekâ simülasyonunun “gerçek aşkı” bulmadaki başarısızlığı anlatılmıştı. Benzer bir son bizi de bekliyor olabilir mi? Ersöz, “Flörtleşmenin gelecekte tamamen dijitale kayacağını düşünmüyorum. Pandemi süreciyle dijitalin aslında ne kadar sahte ve yüzeysel olduğunu fark eden bir kesim var. Bu kesim doğal olarak geleneksel yöntemlere çekilecektir. Bizi ne bekler bilmiyorum ama flört konusunda insanların kendilerini oldukları gibi kabul etmeleri ve sevmeleri elzem. Herhangi bir ilişkinin sağlığı açısından önce bu konular çalışılmalı” diye konuşurken, Voorst ise konuyla ilgili şu soruyu yöneltiyor: “Bir flört uygulamasında karşımızdaki hakkında ne çok bilgiye sahipsek o kadar iyi olduğunu düşünüyoruz, değil mi? Nerede çalıştığını ya da arkadaşlarıyla nasıl sosyalleştiğini fotoğraflarla görmek istiyoruz. Fakat bir şeyi unutuyoruz: Bizi izleyen üçüncü bir taraf var. Uygulamayı yapan şirket ‘Bu kadın da bu tip erkeklerden hoşlanıyor’ bilgisini elinde tutuyor. Diyelim ki 35 yaşında bir kadın flört uygulamasında heteroseksüel, çocuk sahibi olmayan ama ileride çocuk yapma fikrine açık bir erkek arıyor. Şirket, elindeki bu veriyi ticari anlamda rahatlıkla kullanabiliyor.”

“Algoritmaların gücünü tehlikeli buluyorum”

Voorst, şirketlerin elinde tuttuğu bu verileri mahremiyet değil, kendi hikayesine dayalı deneyimi açısından ele alıyor: “Kocamla dağcılık kulübünde tanışmıştık ama her şey bir tesadüften ibaretti. Birçok anlamda hiç benlik bir tip değildi fakat aradan geçen zaman diliminde karşımdakinin benim için mükemmel bir eş olduğunu anladım. Eğer dijital flört uygulamasında olsaydım, şirket elindeki veriler sayesinde benim ne tip erkeklerden hoşlandığımı bildiği için muhtemelen algoritmalar çok sevdiğim eşimle beni eşleştirmeyecekti. Aşk hâlâ gizemini koruyan bir konu. Bir ilişkiye neyin iyi geldiğini hâlâ bilmiyoruz. Algoritmaların gücünü bu bağlamda tehlikeli ve endişe verici buluyorum.”

Tüm bu çekincelere rağmen dijital flört uygulamalarının kullanımı gün geçtikçe artıyor ve hatta pandemiyle birlikte daha da fazla hayatımıza nüfuz ediyor. Pandeminin kendini gösterdiği Mart 2020’de Tinder tek bir günde 3 milyar rekor kaydırmaya (kullanıcıların potansiyel flörtlerini bulmak için beğenilerine göre ekranı sağ veya sola kaydırması) ulaştı. OkCupid ise aynı yılın mart ile mayıs ayları arasında yüzde 700’lük devasa bir artış kaydetmiş durumda. Dijital çöpçatanlık uygulamalarının Türkiye’de ne sıklıkla kullanıldığına dair en güncel araştırma ise 2019 yılına ait: Gemius Türkiye’nin verilerine göre, Türkiye’de 1 milyon 78 bin kişi Tinder kullanıyor. Veriler, ilgili uygulamayı kullananların neredeyse yüzde 80’inin erkek olduğunu ortaya koyuyor.

Neredeyse iki kişiden biri dijital flörtü mecburi görüyor

Kaspersky’nin konuyla ilgili 27 ülkeden 18 binden fazla insanla görüşerek hazırladığı çalışmaya göre, yüzde 44’lük bir kesim flörtleşmek için bu uygulamaları kullanmayı artık mecburi görüyor. Katılımcıların yüzde 54’ü flörtleşmenin bu yöntemle kolaylaştığını söylüyor. Ancak her şey bu kadar güllük gülistanlık değil: Araştırmaya katılanların yüzde 65’i bu uygulamalar aracılığıyla romantik anlamda kandırılabileceğinden korkuyor. Sahte hesaplar ve yanıltıcı bilgilerle eşleşen ve hüsrana uğrayanların oranı ise yüzde 15.

Voorst, genelde erkeklerin boyları, kadınların da yaşları hakkında yalan söylediğine dair okuduğu araştırmaya referans veriyor: “Diyelim ki uygulamada eşleştiğiniz kişinin fotoğraflarını beğendiniz ve dışarıda buluşmak için ilk adımı attınız. İlişkiniz, uygulamada verdiğiniz yanıltıcı/yalan bilgilerle başlıyor. Yani olası ilişkinizi yalanlar üzerine kuruyorsunuz. Dışarıda buluştuğunuz kişiye ise kaç yaşında olduğunuz ya da boyunuzun uzun olup olmadığı konusunda bu denli rahatlıkla yalan söyleyemezsiniz. İşte tam olarak bu yüzden eski usul flörtleşmenin çok daha dürüst olduğunu düşünüyorum. Bu durum aynı zamanda güvensizlik de yaratıyor.”

Ana motivasyon ne olmalı?

“İnsanlar sadece sanal ortamda değil, günlük yaşamlarının büyük bir çoğunluğunda kendilerini olduklarından farklı gösteriyor. Bunu bazıları bilinçli, bazıları da bilinçsiz yapıyor” diye konuşan Ersöz ise sözlerine şöyle devam ediyor: “Dijital flört söz konusu olduğunda ana motivasyon karşı cinse ya da istenilen partnere çekici gelebilmek. Bunun için de çoğunluk, toplumda şu an ‘in’ olan, popüler kültürün dayattığı ve sosyal medyanın çekici kabul ettiği görünüş ve davranışları modelliyor. Henüz kendini tanımayan, kabul etmeyen ve sevmeyen bir bireyin zaten olduğu gibi davranmasını ve görünmesini bekleyemeyiz. Günümüzde de çoğunluk kendinden bihaber yaşıyor zaten. Ana motivasyon kişinin önce kendini tanıyıp sevmesi olmalıdır. İlişkiler de hem kendimizi tanımak hem de neyi isteyip istemediğimize karar vermek açısından harika aynalardır bizler için.”

Galatasaray Üniversitesi’nden Betül Aydoğan’ın çalışmasında görüşülen 29 yaşındaki finans uzmanı Yeliz, “İkisinin de avantajlı olduğu durumlar var. Arkadaş çevresinden biri ile ilişki daha iyi olabiliyor, iki insan birbirini daha rahat tanıyabiliyor” diyor ve ekliyor: “Ama diğer türlü de hiç tanımadığın bir insanla bir şeye başladığın zaman daha heyecanlı ve daha tutkulu oluyor.”


메타데이터
post_id
d65c976a4c8c
slug
algoritma-çağında-aşk-d65c976a4c8c
url
https://medium.com/@alpboru/algoritma-%C3%A7a%C4%9F%C4%B1nda-a%C5%9Fk-d65c976a4c8c
canonical_url
https://medium.com/@alpboru/algoritma-%C3%A7a%C4%9F%C4%B1nda-a%C5%9Fk-d65c976a4c8c
author_url
https://medium.com/@alpboru
status
ok
fetched_at
2026-07-13 15:46:03