saraçhane blues ve öbür şeyler /blog günlükleri: bir tablo, bir film ve bir şarkı

görsel kaynak: 2000’s turkıye
saraçhane blues ve öbür şeyler /blog günlükleri: bir tablo, bir film ve bir şarkı
D erler ki zamanın birinde yaşlı bir Ermeni taş ustası yaşarmış. Yıllarca kiliseler, evler ve köprüler yapmış. Bir gün henüz otuzlarına yeni değmiş çıraklarından biri bir gün ona sormuş: “Vartan Usta, bu kadar yıl çalıştın. Bileceksin, sence en sağlam taş hangisidir?”
Usta elindeki çekici bırakırken gülümsemiş.
“En sağlam taş, kimsenin görmediği taştır jan.”
Çırak anlamamış.
Usta onu yarım kalan bir köprünün altına götürmüş. Suyun içinde, çamurun altında kalan büyük taşları göstermiş.
“Bak,” demiş, “insanlar köprünün kemerlerine bakar, işlemelerine hayran olur. Ama bu taşlar görünmez. Eğer bunlardan biri görevini ihmal etse, en güzel kemer bile çöker…”
Hayatta bazen bu küçük öyküdeki gibi görünmeyen taşlarımız olduğunu düşünürüm. Kendimizin hiç tanımadığımız, görmeye kalkışmadığımız taraflarının, kendimizin başka bir kendisinin, kendiliğinin olduğunu öğütlerim kendime. Ağırlığımızı biraz da onlar taşımaz mı ?
Hayat ve sanatı birbirine geçiren, yaşamına anlam arayan biraz da bununla bir doyum arzulayanlarımızın gündelik hayatının başıboş ayrıntıları arasında dinlediği şarkılar, seyrettiği filmler, izlediği tablolar taşıyor zannediyorum biraz da bu ağırlığı. Bizim yaşam köprümüzün kemerini biraz da onlar tutuyor.
Bir ‘kültür’ iğnesiyle küçük küçük dikiyor ‘doğa’ l kişiliğimize.
Burada bir süredir epistoler lirik metinlere/şiirlere çalıştığım için blog yazamıyordum. Yazmıyordum ama yaşamıyordum değil elbette:) Bütün bir hafta bende dönen plaklar, filmler ve tablolar oldu. Sonra bugün şunu buldum: peki bir sözcüğe bir anlam yüklediysek niye paylaşmıyoruz ?
Benimle gelin.
haftanın bende çalan plağı: ersan erdura/acılar sürekli olamaz
[embed]HEY Dergisi’nin 1980 Kasım sayısına kapak olan gerçek bir anıdır: Ekim 1978'de Düzce Martı Sineması’nda konsere çıkan Ersan Erdura’ya, seyirciler arasından Naciye Saracoğlu adında bir genç kız pusula uzatır. Pusulada “Büyük bir ameliyat geçiren kız kardeşim için acıların sürekli olmadığını söyler misiniz?” yazmaktadır. Bu istek üzerine şarkıyı seslendiren Erdura sahnede gözyaşlarını tutamaz.

www.kitantik.com
B yüzünde “Geçen Yaz”ın yer aldığı 45’lik. 1978’in en iyi üçüncüsü şarkısı seçilmiş. İlk kez 2003’te dinlediğimi ansıyorum. Çünkü rahmetlik dedem bir plakçıydı:) (Bir bebekken bile beni bütün gün dükkanın ortasına oturtur, pikap iğnesini minik ellerime bıraktırırmış.Zannediyorum müzik beğenim de bu ölçüde gelişti.Bana yaptığı iyiliklerdendir. Doğar doğmaz ağzıma cigara elime de silah vermesini saymazsak -bizde adettir- biri dışında ikisini de bırakamadım :( Silahı kalemle değiştik, inceden)
Bu şarkı hüznün dişlileri arasında bir umut çalıştıran bir mekanizma gibi gelir bana. Hüzün ve sevincin bir aradalığını salık verir. Bu yönüyle onu hayata benzetiyorum. Elimden tutup yerden kaldırma gücünü hissediyorum. Yalan söylemezdim öğrencilerim için de dersin nasihat vaktinde bu şarkının sözlerini araklıyorum.
Elbette bu şarkının bir dinleme kılavuzu var! Bazı şarkılar adamakıllı aşıkken dinlenir. Yalnız olanlarımıza da kıyamayacağım için bir bonus koyayım, yeryüzü konukluğunuzu bu şarkıyı dinlemeden sonlandırmayın, (Yay burcu olduğumuzdan mıdır nedir kardeşim ben içi kıpır kıpır şarkıları çok seviyorum!)
[embed]Nilüfer Ara Sıra Bazı Bazı (bu şarkıyı bir dizide inceleyelim)
Acılar sürekli olamaz müthiş bir iş, görünmeyene görünene kadar bakmak gerekiyor, bazı şarkılara şans vermek gerekiyor. Bizim müziğimiz güzeldir. 45’likler, eski şarkılar müziğin en zarif bahanesi abiciğim.
Nilüfer Ara Sıra Bazı Bazı (bu şarkıyı bir dizide inceleyelim)
haftanın bende dönen filmi: piano piano bacaksız
İtalyancada “yavaş yavaş” anlamına gelen “piano piano”, filmde hayalperest ve esrarlı Kerim Dayı’nın, konakta sürekli koşturan afacan Kemal’e “Piano piano bacaksız!” (Yavaş yavaş afacan!) diye seslenmesinden geliyor. Ne ilginç değil mi ? Bu film içinde bir şeyi acıttı, çok acıttı, orada bir şeyin yerini değiştirdi. 91 yapımlı Tunç Başaran filmi -bizim filmimiz de güzeldir!- oldukça kült. Başarılı bir plan. İnsan-mekan-zaman ilişkisinin sinematografik ifadesi, 1940 dönem atmosferi, ışık, sepya tonlar, panoromik eski İstanbul-Kasımpaşa kadrajları..

m.imdb.com
Plandaki 8 yaşındaki Kemal’e onun ben olduğuma onu ikna edemem elbette. Hele bir sahne vardı ki maması yavrucağın eline 5 kuruşluk sıkıştırır ve fırına hamur almaya yollar. Çocuk yol üzeri bir pastanenin pastanenin vitrinine dalar gider… Camın arkasında, hayatında belki de hiç tatmadığı, üzerinde krema olan leziz bir pasta durmaktadır ve fiyatı tam beş kuruştur. Kemal, elindeki bozuk paraya ve vitrindeki pastaya bakar…
Gitmekle kalmak, çocuksu arzusuyla ailesinin ekmek ihtiyacı arasında muazzam bir iç savaş yaşar. Dakikalarca yutkunarak pastayı izler, burnunu cama dayar. Seyirci onunla birlikte o pastanın kokusunu içine çeker. Ancak Kemal, büyük bir iradeyle arkasını döner, pastayı almaz ve o parayla hamur almaya gider. Bu sahne, yoksulluğun bir çocuğun olgunlaşma sürecindeki o erken ve hüzünlü etkisini en yalın haliyle özetledi bende.
Soğuk izleyiniz!
bu hafta bende asılan tablo: amedeo modigliani-karyati
Tarihidir, tablo bakmayı pek severim. Ben bir Modiglianiciyim. Amedeo, bir Art Deco’cudur. Herif hakikaten iyi bir çizer yahu! Bir şey daha fark ettim, Modigliani’nin kadınları gibi kadınlara aşık oluyorum.. Zarif, suskun, bunalımcı melankolik, anlatmaktan vazgeçmiş kadınlar.
Onun bu tablodaki (Cariatide (Karyati serisi) kadını bana antik Yunan mimarisindeki sütun görevini gören kadın figürlerinin radikal, kıvrımlı ve hiyeratik ve modern bir yorumudur, yorumunu resim eleştirmenleri gayetle yapabilir. Mimar Sinan Üni’li gotik arkadaşlarımızı yazıya davet ediyorum.

commons.wikimedia.org
Ben bu tabloda dünyayı sırtlayan bir kadın değil; dünyanın sırtına düştüğü bir kadın görüyorum! Bu kadın figürünün içindeki kara acıya beni duygusal olarak ikna ediyor çizer. Acıların içinden geçmiş kadınlar daha güzel gülüyorlar. Bir hafta boyunca izledim, bu kadın bir sekansta gülümsüyor.. Eh, ne de olda Modigliani’nin tabloları insana bakmaz; içinizdeki o beyaz sessizliği seyreder!
Yeni bir yazıda görüşene dek.
Memnun edilmiş birinden.
메타데이터
- post_id
- d685ae58dd4c
- slug
- saraçhane-blues-ve-diğer-şeyler-blog-günlükleri-bir-tablo-bir-film-ve-bir-şarkı-d685ae58dd4c
- url
- https://medium.com/turkiye-20s/sara%C3%A7hane-blues-ve-di%C4%9Fer-%C5%9Feyler-blog-g%C3%BCnl%C3%BCkleri-bir-tablo-bir-film-ve-bir-%C5%9Fark%C4%B1-d685ae58dd4c
- canonical_url
- https://medium.com/turkiye-20s/sara%C3%A7hane-blues-ve-di%C4%9Fer-%C5%9Feyler-blog-g%C3%BCnl%C3%BCkleri-bir-tablo-bir-film-ve-bir-%C5%9Fark%C4%B1-d685ae58dd4c
- author_url
- https://medium.com/@sadiklisuheyl
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-13 08:43:41