← Back to list

Tüm Halk Entelektüel Olursa?

Entelektüel olmak, çok çeşitli kapsamlar dahilinde tartışılabilir bir konu olsa da, burada kavramın kısa bir anlamına değinmek yeterli…

alp yuce · 2026-08-14 03:43 · 2 claps · 4.7 min read
#tarih #felsefe #etimoloji #psikoloji #sosyal-psikoloji
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🎮 · Gaming

Tüm Halk Entelektüel Olursa?

Entelektüel olmak, çok çeşitli kapsamlar dahilinde tartışılabilir bir konu olsa da, burada kavramın kısa bir anlamına değinmek yeterli olacaktır. Entelektüel kelimesi Etimolojik köken olarak Fransızca ‘intellectuel’ oradan da Latince ‘intellectus / intellegere’ kelimelerine dayanıyor. Bilindiği gibi intel (entel), akla dayanan, intelligence (CIA kelimesindeki I da bu intelligence ı ifade eder) akıllı olan gibi anlamlara geliyor. Yani, kelimenin intel, intellect kısımları akılla ilgili olan, daha da doğru ifade edecek olursak anlama, kavrama ile ilgili olan demek oluyor.

Bununla beraber, dilsel özellikleri bakımından daha geriye gidip bu kelimeyi kökenine ilişkin ikiye ayırabiliriz: ‘inter’ ve ‘legere’ kelimeleri (proto-hint avrupa dilinde/dillerinde leg: toplamak, derlemek, bkz. Calvert Watkins, The American Heritage Dictionary of Indo-European Roots). İnter yine bilindiği üzere şeylerin arasında olmayı ifade etmektedir. Legere ise seçmek, toplamak, ayırt etmek gibi anlamları ifade eder. Yani ortada farklı bilgiler vardır, çok basit de düşünebiliriz, ortada iki ağaç vardır, hangi ağaç daha yeşildir sorusunun araştırılıp, ayırt edilmesi inter legere yapmak olur. Ayrıca, legere kelimesi günümüzde lecture olarak geçen, anlam çıkarma, okuma, “ders alma, verme”, kelimesinin de köken olarak aynısıdır. Yani öğrenme süreçleri de legere kelimesinin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Bu tanımı çok da uzatmamak ile beraber, bu entelektüel kelimesinin Yunan felsefesi ile alakası olduğunu da söylemek gerekir. Çünkü yunan felsefesinde, bilgelik kavramına giden arayışta bilmek ayırt etmeyi, farklılıklara, ayrıntılara daha yakından bakabilmeyi gerektirir. Buradan da şüphe kavramına giden bir yol açılır. Yani, entelektüel tavır bir şeyi anlamaya çalışırken izlediğimiz yöntemlerde durma, düşünme, bakma, ayırt etme, anlama, anlarken şüphe etme, diğerine bakma gibi yolları kullanmayı getirir. Toplamda entelektüel kavramı, entelektüel olma bunların tümünü barındırdan bir kavram olarak karşımızda durur.

Entelektüel olmayı aşağı yukarı biraz olsun anladıktan sonra şuna da değinmek gerekir: Entelektüel olmak -bence- sadece tonlarca teorik bilginin edinilmesi ve karar, kanaat ve faaliyet süreçlerinin bu bilgiler ile sonuçlandırılması durumu değildir. Entelektüel olanı ufak, gündelik işler için, farklı bilgileri irdeleme, farklı deneyleri yapmak gibi daha gündelik pratik üstünden tanımlamak, kavram ile ilgili bizi çok da uç tanımlara taşımasa gerek. Fakat yine de, kavramın tanımını göz önüne aldığımızda, bu kavrama göre, bir kanıya, düşünceye varılırken, farklı bilgilerin yan yana konması zorunludur. Bu sebeple, insan bilgisinin tarihsel olarak çok genişlediğini de göz önünde bulundurursak, entelektüel olma davranışını bu kitabi bilgiden faydalanmak ile eşdeğer hale getirmek de kaçınılmaz olacaktır. Yani, az da olsa, kitabi, teorik bilgiye temas etmek, mevcut gerçeklik içinde entelektüel faaliyet açısından önemli hatta kaçınılmazdır.

Gelelim asıl sorumuza, girizgah biraz uzun oldu ama soruyu cevaplamak adına mecburi bir önbilgi idi. Şimdi içinde bulunduğumuz toplumdaki herkesin entelektüel olduğunu, yani hayatına ilişkin kararları verirken, önüne çıkan işleri yaparken, şöyle durup düşündüğünü, farklı bilgi kaynaklarından karşılaştırmalar yaparak düşünsel ve fiili kararlara vardığını ve hayatını bu şekilde yaşadığını hayal edelim. Tabii bu kurgusal bir yaşantı olduğu için, insanların yemek bulmak, ısınmak, barınmak, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarının, çok fazla emek harcanmadan erişildiğini, daha huzurlu bir ortamda yaşadıklarını varsayıyoruz.

Entelektüel olmanın içinde yaşadığımız toplum için yaratacağı durumlardan birisi “yavaşlık” olabilir. Yukarıda anlatılan tanımları gereği, entelektüel olma ayırt etmeyi, cevaplar aramayı, farklı bilgilere temas etmeyi yani bir nevi durup düşünmeyi gerektireceği için herkes daha yavaş hareket etmek zorunda kalacaktır. Toplum yavaşlayacaktır (burada direkt olarak postmodern dijital çağın hız kaygısına bir atıf olmasa da, elbette bu yavaşlık söylemi bundan tamamen bağımsız değildir, sonuçta her şey zamanın ruhuna göre söylenir).

Yavaşlık ne getirecektir? Daha az iş kazası, daha az risk, daha çok matematik, daha iyi bir uyku (yukarıda belirttiğim gibi, temel ihtiyaçların kolayca ulaşılabilir olduğunu aklınızdan çıkarmayınız, marketteki kuyruktaki yavaşlığın sizin açlık durumunuza etki etmeyeceğini düşününüz).

Entelektüel olmanın toplumda yaratacağı ikinci şey, kişilerin daha çok kendi içine dönmesi olabilecektir. Farklı seçenekler arasında seçimlerde bulunmak daha fazla bilgi gerektirecek, daha çok bilgiyle temas etme alışkanlığı arttıkça, kişilerin odak noktası daha çok kavramlara kayacak, zihinlerimizdeki imaj oluşturma rutinlerimiz yeniden yapılanacaktır. Ve bu olgu gündelik alışkanlıklarımızda yer edindikçe, sosyal problemler kapsamında bile, kendimizi ve kavramları merkeze aldığımız bir yaklaşım biçimi öne çıkacak ve sosyal dinamizm farklı yönlerden vuku bulabilecektir (buradan daha genel bir dünya görüsü de çıkabilecek, kendi üzerinden dünyayı değerlendirebilen kişi, dünyadaki olguları nesnel olarak daha çok anlayabilecektir, çünkü zaten insan çoklu bilgiler ile dünyayı ayırt etmeye başladığında, kendisinin dünyanın yalnızca küçük bir parçası olduğunu görebilecek ve yine sırf kendisini anlayabilmek için bile nesnel dünyayı daha iyi anlaması gerektiği kanısına varabilecektir. Yani bu süreçleri safi bir ben olma, içe dönme gibi düşünmeyiniz -yine bunları hayal ederken temel ihtiyaçların, örneğin sosyal görünürlüğün, diğerleri tarafından benimsenmiş, sevgi gören bir insan olma temel ihtiyacnın kolayca ulaşılabilir bir şey olduğunu hayal etmeye devam edelim).

Kişilerin kendine dönmesi ne getirecektir? Daha az çatışma, daha az kavga (iyimser bir tavırla daha az vahşet), sosyal çatışmalarda nezaketin artması, ciddi çatışmaların azalma ihtimali.


Halkın tamamının entelektüel olduğu kurgusal bir dünyada daha neler olabileceği çokça, farklı başlıklar altında yazılıp çizilebilir, tartışılabilir. Örneğin düşünce arttıkça sessizlik artacaktır. Ve insanlar sessizliğin nasıl bir nimet, ganimet, hazine olduğunu çok fazla unuttukları için, bunu yeniden hatırladıklarında, gözlerinin daha çok güldüğü, heyecan duydukları yıldızlı akşamlara kavuşabileceklerdir.

Halkın tamamının entelektüel olması elbette imkansızdır. Buna imkansız dememin sebebi karamsarlık değil. Fiziksel gerçekliğin, enerjinin, kaynakların yönetilebilirliğinin çok çok güç olması, bizim de zihinlerimizin bu doğrultuda yeterli malzeme ve altyapıya sahip olmaması. Bu bir gün mümkün olabilir mi? Kim bilir, neden olmasın, keşke olsa :)

Yine de mevcut duruma bakıldığında, insanlık gelişimi bakımından oldukça uzun yollar katetmiş olsa da, çoğumuzun durup düşünmeye, farklı seçeneklere şöyle bir bakmaya çok da vakti olmuyor. Ayrıca içimizden gelen sesler (instinctive memories, bkz. Tomas Ryan, Memory and Instinct as a Continuum of Information Storage), saldırı görme ihtimaline karşı bize sürekli teyakkuzda olmamız gerektiği sinyallerini gönderip duruyor. O yüzden hepimizin entelektüel olması zor, gerçeklikle bir hayli kavga gerektiriyor.

Bir de insan çok animist bir düşünce kurgulama yapısına sahip. Karşısındaki durum ile başa çıkamadığı kriz anlarında olmak zorunda da değil bu animizm. Sağlıklı, sağ duyulu, daha kolaylık içinde olduğu anlarda bile, içgüdüsel bir şekilde belki de, karşısında olanı animize etme, ona bir canlılık atfetmekten vazgeçemiyor. Fikirleri, olayları, olanları karşılaştırmak, ayırt etmek, onlar içinden seçmek yerine; ya da onları öğrenmeye yönelik bir hareket göstermek yerine, evren de zaten canlı canıım, bak bana şu mesajı gönderiyor deyip geçiveriyor (bkz. Ergun Kocabıyık, Dolaylı Hayvan: İnsanın Metaforları kitabı).

Beklentim olduğu için, ya da hayal kırıklığına uğradığım, üzüldüğüm için demiyorum, ben de dahil insanların çoğu entelektüel olamadık, neler kaçırıyoruz diye. Ayrıca zaten her şeyi anlamaya çalışmak da anlamsızdır bir noktada. Aytmatov’un dediği gibi: Her şeyi anlatmaya yetecek kadar kelime yoktur, gerek de yoktur (bu vurguladığımda bir çelişki de aramayınız, anlamayı övdüm, şimdi de gerek yok diyorum, ne de olsa içimiz hep çelişkilerden oluşmuyor mu). Ama bence entelektüel olsaydı tüm halk, müzik olarak kendisine iyi geleni tercih ederken, seçerken, şöyle bir yol izler ve şöyle bir sonuca varırdı:

Müzik iyi midir? Müzik iyidir, dans var, ritim var, söz var düşünce var, kültür var. Peki müzik kötü de olabilir mi? Evet, müzik uyuşturucu niteliğinde olabilir. O zaman müzik hem iyi hem kötü olabilirse, iyi müzik ve kötü müziği mi ayırt etmek gerekir? Bu yola gidip müzikleri kategorize etsek nasıl olur? Mesela müzik hem uyuşturucu kadar kötü bir şey olabiliyor, hem de ondan bir ilaç da çıkabiliyor. O halde hangi müzik zararlı uyuşturucu niteliğindedir, hangisi çay, kahvedir? Entelektüel pratik, kanaat ve cevap şunu derdi: Klasik müzik kahvedir; İçinde çoklu enstrümanlar ve altyapı enstrümanları olan halk müziği çaydır; enstrüman solosu olmayan, kontrapuanı olmayan, e içi dolu kültürel unsur veya herhangi bir eleştiri de barındırmayan üzerine çalışılmamış pop, rap, ve arabesk (ve tekno) müzikleri de uyuşturucu etkisindedir… Diye bir sonuca varırdı entelektüel zihinlerin kolektifi. Tabii bu dinamik bir sistem, dinamik bir tartışma, bitmiyor, değişime açığız.


메타데이터
post_id
d710a844cdfc
slug
halk-entelektüel-olursa-d710a844cdfc
url
https://medium.com/@alpyuce83/halk-entelekt%C3%BCel-olursa-d710a844cdfc
canonical_url
https://medium.com/@alpyuce83/halk-entelekt%C3%BCel-olursa-d710a844cdfc
author_url
https://medium.com/@alpyuce83
status
ok
fetched_at
2026-09-20 09:27:16