Döngü
Toplum yargılarının içinde barınmak zorunda mıyız? Ömrümüz boyunca onlara göre mi şekil alacağız? Düzenli bir yaşam, mutlu bir yuva ve…
Döngü
Toplum yargılarının içinde barınmak zorunda mıyız? Ömrümüz boyunca onlara göre mi şekil alacağız? Düzenli bir yaşam, mutlu bir yuva ve statü sahibi olmak istiyorsak, acı ama gerçek: Galiba buna mecburuz.
Ben, konulan kuralları özel yaşamında sorgulayan bir kadın oldum. Kadın-erkek ilişkilerinin çatışmaları içinde büyüdüm; yetiştiğim toplumun bana dayattığı kalıpları hep reddettim — bunun için dayak yemeyi bile göze aldım. Yetiştiğim ailede de, bulunduğum ilişkilerde de düzene uymakta hep zorlandım. Görünür olmakla ilgili de sürekli sorunlarım vardı. Şimdi bütün bunları kendimce tanımlamaya başlıyorum. Bulduğum yöntemlerin herkese aynı ölçüde hitap etmediğini biliyorum; bazen bana bile gülünç, deli saçması geliyor ama sonuna kadar yol almaya devam ediyorum. Çünkü ben isyan ediyorsam hâlâ hevesim var demektir; isyan etmeyi bıraktıysam, vazgeçmişim demektir.
Toplumsal baskıların, “özgürlükler ülkesinde” benim için daha da ağır koşullarda sürdüğünü söyleyebilirim. Burası iki uç arasında gidip gelen, büyük yıkımların köklü değişikliklerle tanımlandığı güçlü bir doğa. Aslında kocaman bir köy; ruhsal odağın kaydığı, insanların kendilerini iyi, kibar ve en doğru sandıkları bir yer. Koca bir sürünün içine adapte olmanızın beklendiği bir yer. Karşı çıktığınızdaysa başladığınız noktaya geri dönüyorsunuz.
Ben bu sistemin içine, bana göre en özel duygu olan aşkı adapte etmeye çalışıyorum; ama o bile istikrarsız ilerliyor, çok derin ve ağır işliyor. O büyük enerjiyi kanalize edecek bir yer bulamadığım için her şey düzensiz bir akışta devam ediyor. Sonra da kalkıp astrolojiye merak salıyoruz tabii. Hem açısız Güneş hem açısız Jüpiter — normal mi hocam? Satürn’üm Juno’ma kare, Mars’ım Venüs’üme karşıt. İşin özeti: Kolay değil galiba.
Bu deli düzende, bu ülkede kendine yaşayacak yer bulamamış otuzlu yaşlardaki her bireyin sıkıntısını ben de yaşıyorum. Sadece bazıları bunu gizlemeyi iyi bilirken, ben her şeyi olduğu gibi dışarı aktarmayı seçenlerdenim. Rol yok, yapmacıklık yok. Ama düpedüz krizli, bazen gizemli, ağır kişilikli biriyim.
Bu yıl, 2012 döngümü aynı yoğunlukta yeniden yaşadığımı düşünüyorum. Aynı kırıklık, aynı duygusal buhran; dünyadan kopmuşluk, boşvermişlik, aşka olan inancımı sorgulama ve en sonunda kabulleniş döngüsü. O zaman on dört yaşındaydım. İlk aldatılma, ilk isyan, ilk kalp ağrısı. Peki ya yaşadığım tüm olaylar zinciri bunun üzerine kuruluysa?
Herkes affetmekten söz ediyor her gün. Söylesenize, nasıl affedebiliriz o insanı? Affederiz işte — hep affettik zaten. Hem şimdi çok mutlu, iyi ki… Nasıl sevebildiğimin ilk kanıtı oydu. Benim kadar cesur olamadığı için kendini hep yargıladığını biliyorum.
Günümüze dönecek olursak: İşte tam bu noktada kendime yönelik bir baskı, bir aldatılmışlık duygusu ve ne yapacağını bilememe hâli hissediyorum. Oysa benim içim çiçek açar. Neşeler dağıtayım, kuşlara, ağaçlara bakıp şükredeyim — çok isterim. Umarım sistemin yarattığı bu döngü de geçicidir; tıpkı ilk aşk gibi.
메타데이터
- post_id
- d74b3aabe656
- slug
- döngü-d74b3aabe656
- url
- https://medium.com/@denizzpartal/d%C3%B6ng%C3%BC-d74b3aabe656
- canonical_url
- https://medium.com/@denizzpartal/d%C3%B6ng%C3%BC-d74b3aabe656
- author_url
- https://medium.com/@denizzpartal
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-15 00:06:11