ADHD, Combined Presentation, Severe: Kaosla Yaşamak
Dışarıdan bakıldığında her şey “fazla” görünüyor olabilir: Fazla konuşkan, fazla enerjik, fazla paylaşımcı, sürekli hareket halinde, hayatı…
ADHD, Combined Presentation, Severe: Kaosla Yaşamak
Dışarıdan bakıldığında her şey “fazla” görünüyor olabilir: Fazla konuşkan, fazla enerjik, fazla paylaşımcı, sürekli hareket halinde, hayatı hakkında çok fazla detay veren o kız… Ama içeride, toplumdan duyduğum her küçümsemeyi, her “ciddiye almama” tavrını alıp devasa bir mikrofon yardımıyla her gün kendime daha yüksek sesle tekrar eden bir ben varım. O mikrofonun bana fısıldadığı, beni nefessiz bırakan o sesleri susturmaya çalışıyorum. Kendime her gün, her an fısıldadığım o tek ve acımasız gerçekle savaşıyorum: “Ben tuhafım.”
Yedi yaşındayken aldığım o DEHB teşhisi, aslında hayat boyu sürecek bir paradoksun ilk sayfasıydı. Annem hâlâ söyler, “O zamanlardan belliydi senin farklılığın,” diye. Çocukken bile oyuna bir türlü başlayamazdım. Bütün oyuncakları getirir, bütün düzeni kurar, her şeyi en ince ayrıntısına göre mükemmelce planlar ama o oyuna ilk adımı bir türlü atamazdım. Saatlerce o düzenin başında bekler, hiçbir zaman anlayamazdım; her şeyi bu kadar kusursuz ayarlayıp da o ilk hareketi yapamama sebebim neydi? O çocukluk odasındaki sessiz felç, bugün hayatımın her alanına yayılan o büyük kargaşanın ilk provasıymış; bunu büyürken anladım.
İşte o çocukluktan beri insanların gözünde hep “küçümsenen”, “deli” denilen ve bir türlü ciddiye alınmayan biri olarak yaşamak benim için taşınması en zor yük oldu. Bu yüzden her zaman daha başarılı olmaya, daha saygın bir yer edinmeye kilitlendim. Herkesin aksine benim yetersiz olmadığımı, zeki olduğumu birilerine, en çok da kendime kanıtlamam gerekiyordu. Çünkü içten içe herkesin benim hakkımda o küçümseyici şeyleri düşündüğüne o kadar inanmıştım ki; yıllarca bunu hissetmiştim çünkü. Bu yüzden performans anksiyetesiyle yaşamaya başladım. Başarı benim için bir tercih değil, bu dünyada kendime saygın bir yer bulabilmek için savaşmak zorunda olduğum bir savaş alanıydı.
Sakarlıklar, Kayboluşlar ve Bitmeyen Efor
Yalnız bir çocuktum. İnsanların dalga geçtiği, dışladığı o çocuk… İlk defa gerçek bir arkadaş edindiğimde 8. sınıftaydım. Gerçekten bir arkadaş grubunun parçası olduğumda, yani okul dışındaki o gerçek dünyada da görüşebildiğim insanlar hayatıma girdiğinde ise tam 20 yaşındaydım. Evrilebildiğimi, bir gruba ait olabildiğimi gördüm. Evet, zaman zaman onları da yordum, biliyorum. İnsanlara dertlerimi çok anlattım. Ama anlattıktan sonra hep o suçlulukla kıvrandım: “Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim… Size dert olmak istemiyorum.” Amacım kimseye yük olmak değil. Dertlerimle insanları bunaltmak değil. Sadece bazen bununla baş edemiyorum. Duygularımı regüle edemiyorum. Ne hissedersen onu yapıyorum. Aklıma ne gelirse onu söylüyorum. Hiçbir duygumu, hiçbir düşüncemi, hiçbir kelimemi filtreleyemiyorum. Aklıma gelen şeyi o an öylece yapıveriyorum, bu dürtüselliği durduramıyorum; ardından elbette ben de pişmanlık duyuyorum.
Hep merak ederdim: Herkese bu kadar kolay gelen, herkesin bu kadar basitçe, adeta hiç düşünmeden yaptığı o sıradan şeylerde ben neden bu kadar zorlanıyorum diye… Yaşamak, hayatın içine dahil olmak herkesin bir şekilde yapabileceği bir şeyken, benim bunu yapmak için ekstra, devasa bir efor sarf etmem gerekmesi… İşte bu, çok yorucu bir şey.
Çünkü hayat benim için çok zor. Her şey o kadar karmaşık ki. Kafamdaki sesleri susturamıyorum, kaygıyı durduramıyorum, bir noktaya odaklanamıyorum. Aynı anda her şeyi yapmaya çalışırken zihnim kendi kendini tüketiyor. Ve en acısı, en basit şeylerde çaresizce zorlanıyorum. Daha önce en az on kere gittiğim bir yolu tekrar gitmeye kalktığımda yolumu kaybedip kayboluyorum. Bir mühendis olarak teknik projeler üretebilirken, diğer yanda o basit sokaklarda yönümü bulamıyorum.
Ve bedenim… Zihnim o kadar hızlı ve o kadar başka yerlerde ki, bedenimin nerede durduğunu, nereye bastığını fark edemiyorum. Sürekli kolumu, bacağımı, omzumu kapı eşilerine, duvar köşelerine vuruyorum. Yürürken ayağımı kapı eşiğine, sehpanın kenarına sertçe çarpıyorum. Vücudum bu yüzden morluklarla dolu. Sürekli bir şeyleri elimden düşürüyorum, sürekli eşyalarımı bir yerlerde unutuyorum, sürekli bir şeyleri kaybediyorum.
İnsanlarla iletişim kurarken bile bu tuhaflık hissi peşimi bırakmıyor. Karşımdaki kişiyle konuşurken göz teması kuramıyorum; gözlerim sürekli etrafta kaçışıyor, bir noktaya sabitlenemiyorum. Karşımdaki insanlar bunu fark ediyor, çoğunlukla onlara tuhaf geliyorum; bakışlarından bunu net bir şekilde okuyabiliyorum. Bu tuhaf davranışlarım, zihnimin o anki hızına yetişmeye çalışırken verdiğim o kontrolsüz refleksler, insanlarla aramda görünmez bir duvar örüyor.
Süper Güç ve Lanet: Sonsuz İlgi Alanları
Ama dahası var… O kadar fazla ilgi alanım var ki. Fizik, uzay bilimi, edebiyat, şiir, sanat, resim, sanat tarihi ve mesleğimle ilgili olan o kocaman konu ve alan yığını… Bunların hepsine aynı anda ilgi duyuyorum. Hepsiyle ilgili aynı anda araştırma yapıp kendimi geliştirmeye çalışıyorum ve ilginç bir şekilde bunu yapabiliyorum; bu alanlarla ilgili ciddi bilgi sahibi de olabiliyorum. Çünkü içimdeki o dürtüsel merak, anlık bir şekilde o bilgiyi öğrenme dürtüsü fırlatıyor önüme. Gece podcast dinleyerek, arabada okuyarak kendimi durduramıyorum. Bitmek bilmeyen bir araştırma ve öğrenme tutkusuyla yaşıyorum aslında; saplantılı bir şekilde bir şeyleri araştırmaya meyilliyim. Bu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun bana getirdiği bir şey ve aynı zamanda bunu bir süper güce, bir “multitasking” özelliğine dönüştürebileceğimi fark ettim.
Aynı anda hem yarı zamanlı çalışıp hem yarı zamanlı yazarlık yapıp hem üniversite laboratuvarında çalışıp aynı anda yüksek lisans yapıp bir yandan sınavlara, dil sınavlarına hazırlanıp bir yandan bitirme tezim üzerinde çalışırken, yüksek lisans derslerinin projelerini yürütüp ekstra başka hocalarla da projeler yönetiyorum. Evde zaman zaman ailemle, kardeşimle ilgileniyorum; aynı zamanda spor ve diyet yapmaya çalışıyorum. Ve tüm bunları, bu devasa yığını aynı anda idare etmeye çalışıyorum. Evet, bu durum bazen bende korkunç bir tükenmişliğe neden oluyor ama mükemmeliyetçi ve takıntılı kişiliğim arkadan sürekli fısıldıyor: “Bunların hepsini aynı anda yapmalısın.” Aslında bu tam bir süper güç değil; bir bakıma öyle görünse de benden çok şey alıp götüren bir lanet aynı zamanda. Çünkü bu saydıklarımdan birkaç tanesi eksik veya geri kalıverince bende anında o performans anksiyetesi gelişiyor. Kendimi dünyanın en beceriksiz insanı hissediyorum. Her şeyi mükemmel, intizamlı ve kafamda kurduğum o dört dörtlük şablona uygun yapmak ihtiyacı hissediyorum. “Bunların hepsini yapabilmeliyim,” diyorum, kendi kendimi yiyerek.
Zihinsel Kilitlenmeler
Bununla da bitmiyor; ben asla regüle olamıyorum. Asla dengeli, sakin, normal bir hayat yaşayamıyorum. Mutluysam dünyanın en mutlu insanıyım, içim içime sığmıyor, aşırı enerjik oluyorum, yerimde duramıyorum, dünyaya sığamıyorum. Ama o zirvedeyken, o aşırı enerjinin tam ortasındayken birden, hiçbir sebep yokken o enerji sıfıra düşüyor. Bir anda kendimi dünyanın en karanlık kuyusunda buluyorum. Duygularımı dizginleyemiyorum, hepsi en yüksek frekanstan salınıyor. O ani düşüşlerin ardından gelen, saatlerce süren, nedenini bile açıklayamadığım hıçkırıklarla dolu ağlama krizleri geçiriyorum. Zihnim o kriz anlarında kendi kendini dövüyor.
Sonra sorunlarımla baş etmekte o kadar zorlanıyorum ki. Odam normal bir insanın odasından çok daha fazla dağıldığında, o kargaşayı nasıl toplayacağımı bilemiyorum. Kafam karışıyor. Günlerce o odayı toplamak kafamda büyüyor, büyüyor ve devasa bir dağ oluyor. Tek bir eşyanın yerini değiştirecek gücü kendimde bulamıyorum.
Bazense zihnim adeta felç geçiriyor. Yataktan çıkamıyorum, hiçbir şey yapamıyorum. Bedenimi o yataktan kaldıramıyorum; zihnim tamamen kilitleniyor, korkunç bir baş ağrısı başlıyor. Sanırım buna “ADHD Paralysis” (DEHB Felci) diyorlar. Hiçbir şey yapamadan, öylece kilitlenip kalıyorum.
Sonra birdenbire, o felç halinden aşırı bir üretkenlik dalgasına fırlatılıyorum. Bu üretkenlik o kadar uç noktalara, o kadar aşırı safhalara ulaşıyor ki, öyle bir hiper-odaklanma yaşıyorum ki, günün sonunda bedenim ve zihnim yorgunluktan bitkin düşüyor. Ne zaman üreteceğimi, ne zaman çökeceğimi asla kontrol edemiyorum.

Normal Olma İnancının Kayboluşu
Evet, ben tuhafım. Bununla yaşamak zordu, hâlâ zor ve hep zor oldu. Çoğunlukla insanlara tuhaf geliyorum genel olarak ve bu hisle her gün yüzleşmek ruhumu hırpalıyor. Hâlâ geceleri yatağa yattığımda düşünüyorum: Hayatıma gerçekten birini alabilecek miyim? Gerçekten iyi bir mesleğim olacak mı? Bunu sonuna kadar başarabilecek miyim?
Dışarıdan insanlar bana bazı şeyleri başardığımı, o akademik yollardan geçtiğimi söylüyorlar. Evet, dönüp baktığımda ben de bazı projeleri tamamladığımı görebilirken, diğer yanda içimdeki o ses, o 7 yaşındaki oyun kurup da başlayamayan çocuğun korkusu ve kırgınlığı hiç geçmiyor. Başkalarının ne gördüğü önemsiz kalıyor çünkü benim normal bir insan olabileceğime ya da günün birinde normal, dengeli bir hayatım olabileceğine dair inancım hâlâ yok.
Ben sadece, zihnimin içindeki bu muazzam kaosun ortasında; gözlerimi kaçıra kaçıra, kollarımı kapılara vura vura, yollarda kaybola kaybola ve o ağlama krizlerinin ardından her seferinde yeniden ayağa kalkarak kendime bu hayatta bir yön bulmaya çalışıyorum.

Ve en nihayetinde, tüm bu kargaşanın ortasında yalnız olmadığımı biliyorum. Bir yerlerde, benimle aynı görünmez eforu sarf eden, aynı filtresiz dürtüsellikle savaşıp ardından aynı ağır pişmanlıkları taşıyan ve dünyaya sığabilmek için zihnini her gün yeniden ayağa kaldıran binlerce insanın var olduğunu biliyorum. Biz normal değiliz, hiçbir zaman da olamayacağız; ama bu bitmek bilmeyen kaosun içinde, her şeye rağmen var olmaya çalışmanın kendisi bizim en büyük ve en gerçek bağımız.Biliyorum orada bir yerlerdesiniz Lütfen mücadele etmeyi bırakmayın ve ne kadar zorlanırsanız zorlanın asla kendinizden vazgeçmeyin.
메타데이터
- post_id
- d8768dc2fcf5
- slug
- adhd-combined-presentation-severe-kaosla-yaşamak-d8768dc2fcf5
- url
- https://mediumturkiye.com/adhd-combined-presentation-severe-kaosla-ya%C5%9Famak-d8768dc2fcf5
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/adhd-combined-presentation-severe-kaosla-ya%C5%9Famak-d8768dc2fcf5
- author_url
- https://medium.com/@zeynepsudeileri2580
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-09 15:37:30