Bavuldaki Kökler: Kalbimin Doğusu Oylat’ın Sessizliğinden İstanbul’un Kaosuna
Buralarda bir süredir derin bir sessizlik varsa, bilin ki bavullar yine açılmış, karton koliler salonun ortasına yığılmış ve ruhumun o…
Bavuldaki Kökler: Kalbimin Doğusu Oylat’ın Sessizliğinden İstanbul’un Kaosuna

Buralarda bir süredir derin bir sessizlik varsa, bilin ki bavullar yine açılmış, karton koliler salonun ortasına yığılmış ve ruhumun o bitmek bilmeyen göç hali yeniden başlamıştır.
Hayatım boyunca taşıdığım en ağır yük, bavullar değil; “aidiyet” arayışıydı. Çocuklukta aile fırtınaları, ergenlikte kimlik sancıları, evlilikle yeni coğrafyalar ve her defasında sıfırdan var olma mücadeleleri… Yıllar boyu ülkeler, şehirler, kalabalıklar değişti. Ta ki bir gün İnegöl’ün Oylat köyünde, doğanın kucağındaki o mütevazı durakta içimdeki büyük boşluk aniden susana kadar.
Orada ilk kez “evdeyim” dedim. Savaş zırhlarımı çıkardım, performans göstermeyi bıraktım. Fakat göçebe ruhlar, ne kadar uzun süre durabilir ki?
Şimdi yine buradayım. Oylat’ın iyileştirici sessizliğinden kopup İstanbul’un uğultulu, yutan kaosuna döndüm. Bu gidiş-geliş, sadece fiziksel bir taşınma değil; psikolojik, sosyolojik ve ruhsal bir laboratuvar.
1. Kronik Göçebe ve Bağlanma İnhibisyonu
Sürekli yer değiştirmek beyni kalıcı bir “hayatta kalma moduna” sokuyor. Her yeni şehirde, her yeni başlangıçta zihin şöyle diyor: “Bağlanma. Çünkü yakında yine kaybedeceksin.”
Bu yüzden derin bağlar kurmaktan kaçınıyorum. İnsanlara ve mekânlara mesafeli yaklaşıyorum. Bu bir savunma mekanizması. Hiper-adaptasyon yeteneği kazandırıyor insana; her yere uyum sağlıyorsun ama hiçbir yere gerçekten ait olamıyorsun. Oylat’a gelene kadar da tam olarak böyleydim. Ta ki hiçbir şeyden “performans” beklemeyen, sadece “var ol” diyen bir yer bulana dek.
2. Oylat Paradoksu: Onarıcı Sessizlik
Çevre psikolojisinde Oylat gibi yerler “Onarıcı Çevre” olarak adlandırılıyor. Yıllarca süren kaosun ardından zihnim, doğanın kendi ritmiyle aktığı bir frekansa susamıştı.
O köy benden güçlü olmamı, başarılı olmamı istemedi. Sadece orada olmamı istedi. Aidiyet hissi, oradaki ağaçlara ya da taşlara değil; “Artık savaşmana gerek yok, buradasın ve güvendesin” diyen o derin sükûnete verilen yanıttı.
Oylat benim için aynı zamanda Allah’ı bulduğum yerdi. Orada, bazen bir insanda Allah’ın tecellisini gördüğümü fark ettim. Mecazi aşkın (insana duyulan derin bağlılığın) zamanla nasıl ilahi aşka dönüştüğünü yaşadım. O sükûnetin içinde kalbimdeki putlar birer birer yıkıldı. Oylat artık benim kalbimin Doğusu oldu; nereye gidersem gideyim, kıblem hep oraya, o hisse döndü.
3. İstanbul’a Dönüş: Anonimliğin Bedeli
Peki o suyu içtikten sonra neden yeniden çöle dönüldü?
Çünkü İstanbul gibi metropoller göçebe ruha özel bir konfor sunuyor: anonimlik.
Kimse geçmişimi bilmiyor. Kimse hangi savaşlardan geldiğimi görmüyor. Metroda, kalabalık bir sokakta ya da Kadıköy’deki bir kafede “hiç kimse” olabiliyorum. Bu bir nevi özgürlük. Ama aynı zamanda yalnızlık.
Oylat’ta “tek ve biricik” hissediyordum. İstanbul’da ise “herkes gibi, dolayısıyla hiç kimse” oluyorum.
4. Halvet’ten Celvet’e: Tasavvufi Döngü
Tasavvuf bu hâle çok aşina. İnsanın asıl yurdunun burası olmadığını, sürekli bir gurbette olduğunu söyler.
- Halvet (Oylat): Kalabalıklardan çekilip kendi hakikatinle ve Hak ile baş başa kalmak. Yaraları sarmak, zırhları çıkarmak.
- Celvet (İstanbul): Şifa bulduktan sonra halkın arasına dönmek. “Halvet der encümen” sırrı burada devreye giriyor: Kalabalıkların içinde, kendi hakikatinle bir olabilmek.
Oylat bir varış noktası değildi. Bir şarj istasyonuydu. İstanbul ise o şarjın, o kazanılan sükûnetin ve ilahi farkındalığın test edildiği büyük er meydanı.
Sonuç: Bavulda Taşınan Ev
Artık anlıyorum ki, aidiyet bir koordinat değil. Ne bir köy, ne bir şehir, ne de bir ev.
Aidiyet, Oylat’ta tattığım o içsel sükûneti ve ilahi huzuru, bavuluma katlayıp nereye gidersem yanımda götürebilme becerisidir.
Şimdi bedenim İstanbul’un kaosunun tam ortasında. Ama içimde küçük bir parça hâlâ Oylat’ta… Kalbimin Doğusu’nda. O sessizliği, o “savaşmana gerek yok” duygusunu ve O’nu hissetme halini yanımda taşıyorum.
Belki de gerçek ev, hiç taşınmayan tek şeydir: İçindeki o sükûnet ve O’na yönelen kalp.
메타데이터
- post_id
- d94f6aada01d
- slug
- bavuldaki-kökler-kalbimin-doğusu-oylatın-sessizliğinden-i̇stanbul-un-kaosuna-d94f6aada01d
- url
- https://medium.com/@Barbarr/bavuldaki-k%C3%B6kler-kalbimin-do%C4%9Fusu-oylat%C4%B1n-sessizli%C4%9Finden-i%CC%87stanbul-un-kaosuna-d94f6aada01d
- canonical_url
- https://medium.com/@Barbarr/bavuldaki-k%C3%B6kler-kalbimin-do%C4%9Fusu-oylat%C4%B1n-sessizli%C4%9Finden-i%CC%87stanbul-un-kaosuna-d94f6aada01d
- author_url
- https://medium.com/@Barbarr
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-23 17:05:31