Ahenk
Aklımın prizmasından geçen görüntülere kendimi tam olarak verememiştim. Uzandıkça hipnozun giderek nasıl canlandığına şaşarak, duyduğum…

Ahenk
Aklımın prizmasından geçen görüntülere kendimi tam olarak verememiştim. Uzandıkça hipnozun giderek nasıl canlandığına şaşarak, duyduğum komutlarla şekillenen sahneleri izliyordum.
Karanlık ancak bu kadar canlı olabilirdi.
Hipnoz sırasında, gün aydınlığında şekillenmiş o imge, yumulmuş gözlerin karanlık çamurunda yeniden vücut bulmuştu.
“Bir hayvan hayal et,” demişti kadın.
Yerçekimine kavuşmuş aklımın zemininde çocukluğumdaydım. Güllerin arasında gezindiğim, yeşil badanalı o ev… Bahçesi küçük krallığımdı.
Çocukluğumun en bozulmamış, en içten günleri orada geçmişti. Bu yüzden bana sorduğunda, kendimi güvende hissettiğim o yeri seçmiştim.
Elma ağaçlarının gölgesinde, bahçeli gecekondu evimiz…
Hayvana gelecek olursak, tam olarak odaklandığım bir ana denk düşmüştü. Hatta bir önseziye kapılmış, hipnozu uygulayan kadının komutundan önce seçmiştim bile.
Bir kaplan. Bir Amur kaplanı.
O sıralar bir bunalımın içindeydim. Okuldan, her şeyden el etek çekmiş; günlerimi kısa yürüyüşler yaparak ve umutsuzca tavana bakarak geçiriyordum.
Öyle ki seansın ardından kadın,
“Orası seni çok etkilemiş… Orası ve o dönem,” demişti.
Çünkü içinde bulunduğum ruh hâlinin tam zıttı bir görüntü vardı zihnimde:
Bir Amur kaplanına hükmeden, onu süren bir çocuk.
Hatırlamak, her zaman yeniden o anı canlandırmak olmuştu. Belleğim, bir arşivden çok, tekrar hayat veren şekilde çalışıyor.
Daha doğrusu, bu imgeyi ben kurmamıştım. Kendiliğinden belirivermişti.
Kanlı canlı oradaydı. Kafamın içinde.
Yıllar sonrasında, sol kolumun iç kısmına dövme olarak yaptırdım bu imgeyi.
Öfkeli kaplan, sol bacağını öne atmış, kükrüyor; sırtındaysa altı yedi yaşlarında bir çocuk.
Üstünde sadece bir paçavra.
Kaplan ne kadar öfkeliyse, çocuk o kadar sakin. Biri hedef odaklıysa, öteki arayış içerisinde.
Zamanın donmuşluğunda… Hiçbir zaman büyümeyecek.
Her daim arayış içerisinde kalacak bir ruh, fakat durmaksızın hareketli.
“Ne zaman bir kaplan görsen, kendini güçlü hissedeceksin,” demişti hipnozu yapan kadın.
Vahşi yönüm… Bana sadık kalan öfkem…
Kendimi yok edebilecek kadar güçlü.
Adaletsiz dünyanın asla değişmeyeceğine dair inancımdan değil, doğuştan bir karanlık var içimde.
Her zaman vardı. Beş yaşındayken bile.
Gücü seven ve ona tapan bir yanım olduğunu yadsıyamam.
Kolumdaki dövmenin tekinsizliği, belki de tezatlığından kaynaklanıyor.
Masum bir çocuk… Üstünde neredeyse hiçbir şey yok.
Ve altında bir canavar.
Bir canavarı ehlileştirip ona hükmedebilmesi için gereken nedir?
Çelişkiler içerisinde kaybolmaya hiç mi hiç gerek yok. Çünkü kaplan ve çocuk, benim doğumumla eş zamanlı biçimde var oldular.
Belki hiddetimle baş başa kalmak, kendimi parçalamama neden olabilirdi.
Bu, ötesi dünyaya yönelir ve beni gerçekten kötü birine dönüştürebilirdi.
Çocuksa, tek başına öyle yaralı ve savunmasız ki, hayatın yükü altında pekâlâ ezilirdi.
Öfkemle ne var olabilir, ne de var edebilirdim.
Ruhumdaki koyu karanlığa karşı çıkamazdım.
Karşıt bir etki olarak, bilinçaltımdaki o çocuk — yeşil evdeki hayat dolu çocuk — masumiyetiyle, merakıyla, keşfetme duygusuyla…
Ona ihtiyacım vardı.
Yaşamı en saf hâliyle deneyimleyen, meraka âşık bir çocuk.
Masumiyetim ise beni savunmasız kılardı.
Bu iki varoluş biçimi de, benim adıma tamamen yetersiz kalacaktı.
Zıtların birliğinden doğan üçüncü bir anlam gerekiyordu.
Bununla doğmuştum ben. Böylelikle de yaşayabiliyordum.
Denge ile karıştırmayasınız.
Ben ona ahenk diyorum.
Ve bu, hayatta kalmanın bildiğim tek yolu.
메타데이터
- post_id
- da77e87f759e
- slug
- ahenk-da77e87f759e
- url
- https://mediumturkiye.com/ahenk-da77e87f759e
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/ahenk-da77e87f759e
- author_url
- https://medium.com/@efeogluxyzn
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-11 06:52:25