← Back to list

Olimpus Düştü, Türkiye Ayakta

( Eğlence olsun diye çekilmiş Olimpus Düştü adlı filmi izlediğimde bunun gerçek olabileceğini hiç düşünmemiştim. 15 Temmuz 2016 gecesi tam…

Abdullah Uçar · 2025-07-15 12:53 · 2 claps · 6.5 min read
#15-temmuz #darbe #military-coup
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🎬 · Film & Television 🛠️ · Crafts & DIY

Olimpus Düştü, Türkiye Ayakta

( Eğlence olsun diye çekilmiş **Olimpus Düştü** adlı filmi izlediğimde bunun gerçek olabileceğini hiç düşünmemiştim. 15 Temmuz 2016 gecesi tam olarak bu filmin içindeydim. Olympus 15 Temmuz’da düştü. ABD destekli örgüt hezimete uğradı, Türk halkı ve demokrasisi kazandı. Darbe geleneğine millet tarafından darbe vuruldu.

Aşağıdaki metin, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de gerçekleşen darbe girişiminde kendi yaşadıklarımı not etmek için darbe gecesinden sonraki haftalarda kaleme aldığım notlardan oluşmaktadır. Aziz şehitlerimizin ruhu şâd, mekanları cennet olsun.

15 Temmuz’da halkın zaferinin Türkiye’deki darbe geleneğinin sonu olması dileklerimle.)

Ben Türkiye’nin en büyük şehri İstanbul’da bir aile hekimiyim, İstanbul Tıp Fakültesi’nde Halk Sağlığı bölümünde doktora öğrencisiyim. Bu metni, 15 Temmuz 2016 darbe gecesi yaşadıklarımı tarihe not düşmek ve insanlara gördüklerimi doğrudan kaynağından aktarabilmek için yazıyorum. Sokakta olup bitenlerin içinden bir ses bu yazdıklarım.

O gece İstanbul’un Avrupa yakasında bir dostumun evinde sohbet ediyorduk. Eşim ve iki çocuğum da tatil için köydeydiler. Telefon geldi, eşim tedirgin bir sesle televizyonu açmamı, önemli şeyler olduğunu söyledi. Televizyonun kumandasına bastığım anda sanki bir savaş ve aksiyon filminin içine düştüm. Televizyonda tüm kanallar son dakika haberi olarak İstanbul boğaz köprüsünün her iki tarafının askerler tarafından kapatıldığını söylüyordu. Son dakika haberleri üst üste geliyordu. Kafamız çok karışmıştı, ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Hepimizin zihninde ortak bir soru vardı: bu bir şaka mıydı yoksa gerçekten ciddi birşeyler mi oluyordu. Ciddi bir olay olmamasını umarak televizyonu takip ederken başbakan Binali Yıldırım canlı yayına telefonla katıldı.

[embed]Başbakan Binali Yıldırım, TV Canlı Yayını, Kalkışma Duyurusu. 15 Temmuz 2016

Bu durumun ordu içerisindeki bir grup askerin ve komutanların kalkışması ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. Bu haberle birlikte artık durumun ciddi olduğunu anladık. Bu sırada önemli son dakika haberleri geliyordu: Ankara’da çatışma, İstanbul’da tanklar yürüyor, askerler her yerde, hava alanları askerler tarafından işgal edildi… Artık kesin olan bir şey vardı, bu bir darbe girişimiydi.

Ben darbenin ne olduğunu ilk olarak babamdan öğrenmiştim. Babam 1980 darbesini ve 28 Şubat darbesini yaşamıştı. Daha sonra Türkiye tarihini okuduğumda ülkemizin bir çok darbe girişimi yaşadığını öğrenmiştim. Bir askeri darbenin bir ülkeye ne kadar zarar verebildiğini ve faturasını ödemek için yıllar gerektiğini biliyordum. Whatsapp gruplarındaki arkadaşlarımızdan kimileri sokağa çıkmak istiyorlardı. Ancak bu sırada resmi haber ajansı TRT’de spiker darbe bildirisini okudu ve sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

[embed]Tijen Karaş, TRT Spikeri, silah zoruyla darbe manifestosunu okurken, 15 Temmuz 2016

Tüylerimiz diken diken oldu. Ülkemiz kendi askeri tarafından işgal ediliyordu. Geçen her saniye ülkemiz için çok büyük bir kayıp anlamına geliyordu. Geçen her dakika bizim için zamanda geriye yolculuktu. Bunu iliklerime kadar hissettim. Arkadaşlarımıza sakin olmalarını, sokağa çıkmamalarını, soğukkanlı bir şekilde neler olup bittiğini net olarak anlamamız gerektiğini ifade ettim. Devlet kurumlarından ve sivil toplum kuruluşlarından kitlesel bir direniş çağrısı olursa o zaman direnmek için sokağa çıkmalıydık. Aksi halde hayatımız serseri bir kurşun ile sonlanabilirdi. Tam o sırada herkes sustu ve televizyona doğru baktık, çünkü CNN Turk canlı yayınına cep telefonundan facebook messenger ile bağlanan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan konuşuyordu.

[embed]

Konuşmanın özeti şu idi: “tüm halkımızı demokrasiyi savunmak için meydanlara ve havaalanlarına davet ediyorum”. Bu çağrı, demokratik olarak halkın seçtiği bir cumhurbaşkanının çağrısı idi. Eğer milletimiz hayatları boyunca demokrasi için bir çağrıya kulak vereceklerse, o an bu an idi. Bu net bir seçimdi. Ya demokratik bir ülke olmaya devam edecektik, ya da askeri bir yönetime boyun eğecek ve yıllarımızı-ekonomimizi-kazanılmış değerlerimizi kaybedecektik. Sokak çok karışıktı, herhangi bir asker sizi vurabilirdi. Sokağa çıkmak ölüm demekti. Ancak bu çağrıdan sonra herkes bir seçim yaptı, ve demokrasiyi seçenler sokaklara çıkmaya karar verdi, ben de dostlarımla istişare ettim, şimdi sokağa çıkıp demokrasinin bedelini ödeme, gerekiyorsa da ölmek zamanıydı.

Sokağa çıktım ve arabama bindim. Darbecilerin işgal ettikleri önemli yerlerden biri olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün önüne gitmeye karar verdim. Yollar insanlarla doluydu, arabalar ve insanlar sel gibi meydanlara akıyordu. Sokaktaki herkes çok öfkeliydi. Müthiş bir kalabalıkla birlikte Vatan Caddesi’nin başlangıcına kadar aracımla gittim ve park ettim, çünkü tüm cadde araçlarla ve insanlarla doluydu, daha fazla otomobille ilerleyemedim. Yürümeye başladım. Emniyet müdürlüğüne 500 metre mesafe vardı, yürüdükçe cadde üzerinde 2–3 tank gördüm, insanlar tankları askerlerin elinden almışlardı ve sevinç çığlıkları atıyorlardı. Çok sevindim ve darbe girişiminin savuşturulduğunu sandım. Bu sırada bir polis elindeki megafon ile “Belediye başkanlığına doğru gidin, Saraçhane’ye gidin” diye anons geçiyordu kalabalığa. Ben de cadde üzerinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na yürüdüm. Yaklaşık 4 kilometreyi hızlı adımlarla geride bıraktık. Belediye binasının oraya yaklaştığımda büyük patlama sesleri işittim. İnsanların az önce gördüğüm tankları ele geçirdikleri gibi burada da tankları ele geçirdiklerini ve havai fişeklerle zaferlerini kutladıklarını düşündüm. Ancak insanlara baktığımda herkes araçların ve yolun kenarına çökmüş siper almıştı. Karanlık sokakta biraz ilerledim, ben de bir taksinin kenarına çöktüm, ateş ediliyordu. Kurşun yağmurunda iken gözlerimin önünden köyde benden haber bekleyen eşim ve iki küçük kızım geçti.

Saraçhane çatışması, video için tıklayın.

Saraçhane çatışması, video için tıklayın.

Karanlığın içinde 7–8 kişi bir kişiyi tutmuş acele adımlarla koşarak geliyordu. Yaklaştım, ve şok oldum, çünkü taşıdıkları kişi 40 yaşlarında biriydi ve tam olarak kalbinden vurulmuştu, yaka paça hastaneye taşıyorlardı. Yarasından kan akmıyordu çünkü onu taşırken zaten tüm kan boşalmıştı ve hipovolemik şoktaydı. Nabız yoktu, pupil refleksi de yoktu. Sonra başka bir grup daha geçti yanımızdan, o da vurulmuştu, ağır yaralıydı ve kan kaybediyordu. Ne yapacağımı şaşırdım bir an, şok olmuştum, askerin gerçekten kendi vatandaşına silah sıkabileceğini hiç düşünmemiştim.

Sonra doktor olduğum hatırladım ve hemen yanımızda bulunan hastanenin acil servisine gidip orada yaralılara yardım edebileceğimi düşündüm. Saraçhane Medikal Park Hastanesi Acil servisine geldiğimde diğer doktor arkadaşlarımı da orada gördüm, onlar da şok olmuşlardı. Acil servis, tıpkı savaş haberlerindeki gibiydi. Yerler tamamen kan revan, her yerde yaralılar ve cesetler vardı. Acil servisin önünde ise müthiş bir kalabalık vardı. Doktorlar olarak yaklaşık 1 saat panik içinde kaldık, çünkü çok fazla yaralı geliyordu. Bazı doktor arkadaşlarım paniğe kapıldığı için olsa gerek, bir yaralıya 40 dakikadır CPR yapıyordu. Onları uyardım, 40 dakika olduğunu, artık devam etmemelerini söyledim. Bir bayan tıbbi sekreter şok içerisinde ağlıyordu, tıbbi malzemeler yerlere dağılmıştı. Bir ortopedist o karmaşada bir hastanın yarasını dikmeye çalışıyordu, kendisine dikiş ile vakit kaybetmemesini, triaj yapmamız gerektiğini, sadece kanamalı hastaların kanamalarını durdurup çevre hastanelere sevk etmemiz gerektiğini söyledim. 1 saatin sonunda organize olduk, acil servisteki insanları dışarı çıkardık, kırmızı ve sarı alanlar belirledik, her alana doktor paylaşımı yaptık. Durum o kadar kötüydü ki triaj kriterimiz şu şekildeydi: “şuuru açık olanlarla ilgilenin, şuuru kapalı olanları bir kenara ayırın” Bu sırada yağmur gibi yaralı gelmeye devam ediyordu. İçeriye yaralılar haricinde kimseyi almıyorduk, bu sırada içeride ölen kişilerin yakınları da geliyordu kapıya, onları da engellemeye çalışıyorduk. İçeride acil müdahalesini yaptığımız kişileri sevk etmek için ambulans çağırıyorduk ama tüm ambulanslar devre dışı idi, çünkü hastanemiz çatışmanın ortasında kalmıştı. Hastane önünde yardım için bekleyen insanlar organize oldular ve sivil araçları ambulans olarak kullandık. Acil müdahalesini yaptığımız kişileri diğer hastanelere sevk ediyorduk. Çatışma sesleri bir ara şiddetlendi ve hastaneye yaklaştı. Artık yolun sonu olduğunu düşünerek arkadaşlarımızla helalleştik. Bu durum 4 saat sürdü. 4 saatin sonunda çatışma sesleri azaldı, daha az yaralı gelmeye başladı, tam o sırada inanılmaz bir patlama sesi duyduk.

[embed]

Ayağımızın altındaki yer sarsıldı. Üzerimizden F-16’lar geçiyor ve bomba atıyorlardı. Daha sonra bu seslerin bomba değil süpersonik patlama sesleri olduğunu öğrendim. 1 saat boyunca F-16 supersonik patlama sesleri altında geçirdik. Ben hayatımda ilk kez böyle bir patlama sesi duydum. Sanki kıyamet kopuyordu. Ama arkadaşlarımızla soğukkanlı davrandık. Artık yaralılar gelmiyordu, sadece cesetler vardı acil serviste, ve oradan ayrılma kararı aldık. Tekrar İstanbul Emniyet Binası’nın önüne geldik. Tüm insanlar orada toplanmıştı. Sabaha doğru çelik yelek giymiş ve elinde silah olan polis memurları da geldi. Bu polisler gece boyu askerlerle çatışan polislerdi. Hepsinin yüzünde o şok ifadesini görebiliyorduk. Gece uyanmış, çelik yeleklerini giymiş, silahlarını almış ve çatışmaya girmişlerdi. Herkes onları alkışladı ve tezahürat yaptı.

Biz oradan İstanbul Boğaz Köprüsü’ne gitmeye karar verdik, arabayı bıraktığım yere yürüdük, köprüye gittiğimizde sabah 06.00 civarı idi, güneş yeni doğmuştu. Köprüde hala çatışmalar sürüyordu. Arabamızda kalıp bir kenardan izledik, o sırada internette canlı olarak Erdoğan’ın konuşmasını dinledik. Erdoğan’ın uçağı Atatürk hava alanına inebilmişti ve Erdoğan halkın arasında konuşma yapıyordu.

[embed]16 Temmuz 2016 sabahı, İstanbul Havalimanı, Recep Tayyip Erdoğan Halka sesleniyor.

Biz yönümüzü Atatürk hava limanına çevirdik ve yola çıktık, hava alanına giderken yolda tankların yaptığı harabiyetleri gördük. Yol kenarındaki bariyerler tanklar tarafından ezilmişti. Hava alanına saat 07.00 civarında ulaştık. Tam da o sırada içimizi ferahlatan haber geldi, köprüdeki askerler canlı yayında teslim oluyorlardı. Darbe başarısız olmuştu, ve biz kazanmıştık.

[embed]15 Temmuz 2106 gecesi, Boğazköprüsü’nde yaşananlar.

O gece hayatımızın en uzun gecesiydi, ölüm ile burun buruna geldik. İnsanların hayatları serseri kurşunlar önündeki hedef tahtası gibiydi. Huzurluydum, zira demokrasi için mücadele ettim, ve demokrasiyi elimizden zorla almaya çalışan darbecilere karşı bir zafer kazanmıştık. Artık doktorama kaldığı yerden devam edebilirdim, çünkü hayatını kaybeden 250 insanın arasında değildim. Bir ailem vardı, iki de çocuğum. Ben ölsem onlar ne olacaktı?

O gece yaklaşık 15 kilometre yürüdüm. Huzurlu ama bitkindim. O gün akşama doğru eve döndüm, kapıyı çaldım. Gömleğim ve pantolonum kan içindeydi, insan kanı. Eşim Hilal ve bebeklerimiz eve dönmüşlerdi ve tedirginlikle beni bekliyorlardı. Çünkü telefonumun şarjı bitmişti ve saatlerce eşimle iletişim kuramamıştık. Hilal kapıyı açtı, sanki uzun yıllar ayrı kalmış gibiydik. İkimiz de ağlayarak birbirimize sarıldık. Tekrar kavuşabilmek bu kadar güzel olabilirdi. Çocuklarıma sarıldım, onları öptüm ve onlara büyüdüklerinde tüm bunları anlatacağıma dair kendime söz verdim.

Sonrasındaki günlerde yaşadığım bu ağır travmanın etkilerini hissetmeye başladım. Zihnimi haberler dışında hiçbir şeye odaklayamaz oldum. Birkaç hafta boyunca zihnimi toparlayamadım. Kendimle konuşup bir oto-psikoterapi yaptım, kendi kendime telkinler verdim. Sanırım bu büyük bir travmanın post-travmatik psikolojik etkileri idi. Ama şimdi daha iyiyim. Giderek daha da normale yaklaşıyorum.

İlerde tarih kitaplarında yer alacak bir olayın tam ortasında idim, ve demokrasi için savaştığımı hissettim. Bu yaşadıklarım ve gördüklerim sadece hikayelerde, Hollywood filmelerinde, ve hatta abartılı bollywood filmlerinde olabilirdi. Ama gözlerimle gördüm, şahit oldum. İnsanlar tankların üzerine yürüdüler, kurşunların üzerine yürüdüler. Bu inanılmazdı, tek kelime ile inanılmaz! Gözlerimle görmesem de inanmak çok zor olurdu. Kendimi bu ana tanık olduğum için çok şanslı hissediyorum. Ve bir destan yazan insanların toplumunda olduğum için de kendimle iftihar ediyorum.

Hislerim ve gördüklerim bu şekilde, bu mesajın tüm iyi niyetli demokrasi taraftarlarına ulaşmasını umarım.

Dr. Abdullah Uçar, Aile Hekimi. İstanbul Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Doktora Öğrencisi.

Temmuz 2016, İstanbul Türkiye

[embed]


메타데이터
post_id
dbe1648eec71
slug
olimpus-düştü-türkiye-ayakta-dbe1648eec71
url
https://medium.com/@abdullahucar/olimpus-d%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC-t%C3%BCrkiye-ayakta-dbe1648eec71
canonical_url
https://medium.com/@abdullahucar/olimpus-d%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC-t%C3%BCrkiye-ayakta-dbe1648eec71
author_url
https://medium.com/@abdullahucar
status
ok
fetched_at
2026-07-18 23:42:34