← Back to list

Neden Ajanda Tutuyoruz ? | Theseus’un İpi

Yılın ilk ve son ayları, benim için hep ajandalar etrafında dönen bir düşünme hâliyle geçiyor. Yeni bir ajanda almak, çoğu zaman bir…

Ebru Zeynep Şahin · 2026-01-20 12:24 · 0 claps · 3.0 min read
#ajanda #journaling
Open on Medium ↗

Neden Ajanda Tutuyoruz ? | Theseus’un İpi

Yılın ilk ve son ayları, benim için hep ajandalar etrafında dönen bir düşünme hâliyle geçiyor. Yeni bir ajanda almak, çoğu zaman bir ihtiyaçtan çok durmakla ilgili. Durmak, bakmak, geri çekilip olan biteni tartmak…

İnsan plan yaparken yalnızca günlerini değil, ihtimallerini de önüne koyuyor. Henüz yaşanmamış olanı, yaşanmış olanın yanına bırakıyor. Listeler tutmak bir yandan motive ederken, bir yandan da hayal kurmaya alan açıyor. Yapılacaklar, yapılmış olanlar… Kimisi akademik ajandalarla eylül ayında değiştiriyor zamanını, kimisi yılın ilk gününü bir milat sayıyor. Ajanda bu yüzden çoğu zaman başlangıçlara eşlik ediyor; ama asıl meselesi başlamak da değil. Daha çok, nerede durduğumuzu fark etmekle ilgili.

Agenda

Ajanda kelimesi Latince agendadan geliyor. “Yapılması gerekenler” anlamına geliyor. Oldukça net, hatta buyurgan bir karşılığı var. Ama bugün tuttuğumuz ajandalar, yapılması gerekenlerin çok ötesine geçmiş durumda. Son yıllarda yaygınlaşan junk journal, bullet journal gibi biçimler de bunu gösteriyor. Ajanda artık sadece yapılacakları sıraladığımız bir defter değil; zamanla kurduğumuz ilişkinin, düşüncelerimizin ve ritmimizin kâğıda dökülmüş hâli. Günler geçiyor, sayfalar doluyor; ama asıl biriken şey zaman değil. Asıl biriken, o zamana nasıl baktığımız.

Belki de tam şu günlerde, yılın üçüncü haftasını geride bırakırken, ajandasına dönüp bakıp iç geçirenler vardır. Ocak başında büyük bir hevesle açılan sayfalar, bir yerden sonra sessizleşmiştir. Bazı günler atlanmış, bazı haftalar yarım kalmıştır. İlk günlerin düzeni, yerini küçük aksamalara bırakmıştır. “Artık düzeni bozuldu” diye düşünüp kapatanlar olmuştur. Oysa çoğu zaman bozulan ajanda değil, beklentilerimizdir. Her günü aynı disiplinle sürdürme isteği, küçük duraksamaları büyütür. Birkaç boş sayfa, koskoca bir yılı bırakmak için yeterli bir sebep gibi görünür. Halbuki ajanda, kusursuz ilerlemek için değil; kaldığın yerden yeniden açabilmen için vardır. Geri dönmeye izin veren nadir şeylerden biridir.

Ocak’ta bırakılan bir sayfa, Şubat’ta yeniden başlanamayacak bir şey değildir. Yazılmayan günler kaybolmuş sayılmaz. Onlar da hayatın akışına dahildir. Ajanda, yalnızca dolu olan sayfaları değil, boş kalanları da taşır. Çünkü her boşluk, yeniden başlamak için bir alan bırakır. Bazen bir tarih atıp devam etmek, bazen tek bir cümle yazmak yeterlidir.

Bazen ajandayı kusursuz bir düzen kurmak için tuttuğumuzda, ilk aksaklıkta onu tamamen bırakırız. Sayfalar dolmadıkça suçluluk hissi artar. Sanki ajanda, hayatın kendisinden daha önemli bir hâle gelir. Kimileri bu alışkanlığı tuhaf bulur, kimileri popülerliğinden şikâyet eder. Ama bana kalırsa ajanda, ne şekilde tutulursa tutulsun, zamanı ele alış biçimimizi değiştirir. Kayıt tuttuğumuz her gün, biraz daha hatırlanabilir olur. Zaman, akıp giden bir şey olmaktan çıkar; iz bırakan bir şeye dönüşür.

İşte ajanda bazen yolu gösteriyor, bazen de yolun kendisi oluveriyor. Tam bu noktada size bir hikaye anlatacağım.

Theseus’un İpi

Antik Yunan mitolojisinde, hikâye Girit’te geçer. Atina’dan gönderilen gençler, Minotor’un yaşadığı labirente bırakılır ve çoğu bir daha geri dönemez. Theseus, bu döngüyü sona erdirmek için gönüllü olur ve labirente girer. Hikâye çoğu zaman cesaret üzerinden anlatılır; oysa asıl mesele içeri girmek değildir. Asıl mesele, o labirentin içinden çıkabilmektir. Çünkü labirent, yolları birbirine karıştıran, dönemeçleri çoğaltan bir yerdir; içeri girdikçe yön duygusu bulanıklaşır. Labirent, yalnızca taş duvarlardan oluşan bir yapı değil, insanın kendisiyle baş başa kaldığı bir hâle dönüşür.

Bu noktada Kral Minos’un kızı Ariadne, Theseus’a yardım eder. Ona bir silah ya da bir harita değil, bir ip verir. Theseus labirente girerken ipi çözer ve arkasında bir iz bırakır. Bu ip labirentin duvarlarını alçaltmaz, tehlikeyi ortadan kaldırmaz, yolu kısaltmaz. Ama kaybolduğunda geri dönebileceği bir hat bırakır. İp, bir çözüm değildir; bir bağdır. Sessiz ama güven veren bir eşliktir.

Theseus’un hikâyesinde ip, labirentten çıkmak için yeterlidir. Ama gerçek hayatta çoğu zaman tek bir ip yetmez. Aynı labirente defalarca gireriz. Farklı niyetlerle, farklı cesaretlerle. Her seferinde yol biraz daha karmaşıklaşır; bazen ilerleriz, bazen aynı koridorlara geri döneriz. Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman tek bir çıkıştan ibaret değildir.

Ajandalar, defterler, alınmış küçük notlar bu yüzden bir ip gibidir; ama yalnızca bir hat bırakmak için değil, bir alan açmak için. Geriye dönüp baktığımızda tek bir yolu değil, aynı labirentin içinden geçtiğimiz farklı hâllerimizi görürüz. Nerede acele ettiğimizi, nerede durduğumuzu, hangi dönemeçte yön değiştirdiğimizi… Ajanda, yolu göstermekten çok, yolun içindeki bizi görünür kılar. Tüm endişelerin, beklentilerin ve “yetişme” hâlinin yanında ajanda tutmak, daha üretken olmak zorunluluğu değildir. Daha disiplinli olma iddiası da taşımaz. Bazen ajanda, “burada zorlandım”, “burada durdum”, “burada devam edemedim” demenin en sakin yoludur. Hayatı düzene sokmak için değil; hayatın içindeki düzensizliğe yer açmak için tutulur.

Belki ajanda, Theseus’un ipinden daha büyük bir şeydir. Çıkışı garanti etmez ama yolu genişletir. Hayatın içinde cesaretle girdiğimiz labirentlerde, her seferinde yeniden yön bulmamızı değil; yeniden kendimize yer açmamızı sağlar. Ve bazen, bu alanın kendisi, aradığımız düzen duygusudur.

Labirentinde ip arayanlara ✍🏻


메타데이터
post_id
dcc4d5edd5ff
slug
neden-ajanda-tutuyoruz-theseusun-i̇pi-dcc4d5edd5ff
url
https://medium.com/@ebruzeyneep/neden-ajanda-tutuyoruz-theseusun-i%CC%87pi-dcc4d5edd5ff
canonical_url
https://medium.com/@ebruzeyneep/neden-ajanda-tutuyoruz-theseusun-i%CC%87pi-dcc4d5edd5ff
author_url
https://medium.com/@ebruzeyneep
status
ok
fetched_at
2026-07-13 07:01:24