← Back to list

EĞLENCE VE DEVLET FETİŞİZMİ PENÇESİNDE Kİ BİREYSEL ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE

Sanılanın aksine, insanların nasıl yönetildiği insanların özgürlük ölçütlerini vermiyor. 1400’lü yıllarda ki bir insan ile günümüz insanın…

İbrahim Doğan Demir · 2022-05-26 15:12 · 0 claps · 4.2 min read
#devlet #özgürlük #bireysellik #sosyalizm #sovyetler
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🔧 · Data Engineering

EĞLENCE VE DEVLET FETİŞİZMİ PENÇESİNDE Kİ BİREYSEL ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE

EĞLENCE VE DEVLET FETİŞİZMİ PENÇESİNDE Kİ BİREYSEL ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE

EĞLENCE VE DEVLET FETİŞİZMİ PENÇESİNDE Kİ BİREYSEL ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE

Sanılanın aksine, insanların nasıl yönetildiği insanların özgürlük ölçütlerini vermiyor. 1400’lü yıllarda ki bir insan ile günümüz insanın sahip olduğu özgürlüklerin eş değer olmadığını ve elbette 1400’lü yıllarda yaşayan insanın daha bir özgür olduğunu söyleyebiliriz. Bura da bahsettiğim özgürlük siyasi değil, bireyseldir. Günümüz insanının, sahip olduğunu düşündüğü ve o olmazsa kendisinin de olmayacağını-olamayacağını düşündüğü devlet yapısı altında köleleşmişliği onun özgürlük alanının ne kadar düşük olduğunu son derece yetkin bir biçimde kanıtlıyor. Yaşamımız başlı başına aldatmacalar ve -mış gibiler üzerine kurulu. Özünde “devlet” diye bir kurumun varlığını, nesnel bir biçimde ne ile kanıtlayabiliriz? O koskoca, gösterişli, içinde bin bir türlü hainliğin döndüğü meclislerle mi? Ya da saray adı altında milyonlarca para harcanarak inşa edilen, sözüm ona adalet saraylarıyla mı yoksa kendi cebini doldurmak isteyenlerin en uğrak noktası olan bakanlıklar mı? İddia ederim ki bu saydığım kurumların nesnelliği, hepsi binaları sayesinde. O beton yığınları, o beton yığınlarını inşa edenlerin efendisi. Her şeyin sahibi onlar ve her şeyin gerçek sahibi olanları ezenler de yine onlar. Bunu kabul etmek elbette her şeyin gerçek sahibi olan, sadece kendi yaratıları tabi, insanların ve onların oluşturduğu halkların elinde. Yazının başında yaptığımız karşılaştırma, farklı dönemler de yaşayan insanların ne kadar özgür olduğuna dairdi. Bunu devam ettirmek gerekirse ve insanların niçin günümüzde daha özgür olduklarını düşünmelerine öncülük eden sebepleri de anlamaya çalışacak olursak, yine insanın adlanma tutkusu ile buna cevap verebiliriz. Sayfalarca, elden geldiğince anlaşılmaz kelimeler ardına gizlenmeye çalışılan o sözde özgürlüğün teminatı anayasalarında, insanlar hürdür, dendiği için kendilerini özgür sananlar, sürekli bir efendinin altında, ezildikçe eziliyor ve yazdıkları onlarca yasaya ters düşecek biçimde hayatlarını idame ettiriyorlar. Ya da, yasalar mı birbirleriyle çelişiyor ne? O zaman, onlarca hukuk fakültesinden mezun insan, hiç mi fark etmiyor? Ya da, algılanan özgürlük ile mevcut yasalar çelişmediği için mi, günümüz insanı kendini özgür sanıyor?

Sovyetler Birliği’nin dağılışı, dünya halkları için son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Dünya siyasetinin sol ve sağ kutupları ile bir kuş misali uçuşu bir denge yaratıyordu. Denge dediğimde, algısı sadece Türkiye ile daralmış zihinler gülecektir muhtemelen. Çünkü memleketimiz, 50’li yılların Amerika yalakalarınca o devletin Sovyetlere ve daha doğrusu her türlü sol düşünceye karşı ileri karakolu yapıldığından, yüce devletimiz insanların eşitliği ve o dönemlerden örülmeye başlanan günümüz özgürlük anlayışını kırmak ve insanın gerçek özgürlüğü elde etmesi için çaba harcayan binlerce solcuyu bir hain olarak kabul etti ve onları ya kurşuna dizerek ya da hayatlarını mahvederek bu üstün ve son derece insani olan ideallerinden ötürü ödüllendirdi. Eh bu durumda gülen gülsün demekten başka bir çaremiz yok. Kaldığımız yerden devam edelim… Kapitalizmin türlü aşırılıklarına, tıpkı bir veli gibi mâni olan dünya üzerinde ki Sol otorite, bu vahşi düşünce ve eylemin zararlarını nispeten de olsa önlüyordu. Nispeten diyorum çünkü, yeri geldiğinde dünya üzerinde ki gücün büyük çoğunluğunu ele geçiren kapitalist güç erklerinin önünde, onlara karşı olsa da bir güç, bir yer edinmeye çalışan Sosyalist yapı üzerinde temellenen devletler belirli tavizler vermek zorunda kalıyordu. Ama yine de Sosyalizmin kesin egemenliğini sağlayamadığı memleketlerde, hem kendi memleketini hem de tüm insanların asıl memleketi olan dünyayı düşünen çevreler yetişiyor ve Sovyetler Birliği bu çevreler için bir umut ve uğruna çaba harcanacak bir ideal teşkil ediyordu. Bahsimizde geçen çevrelerin ekseriyetini gençler oluşturuyordu. Tekdüzeleşen hayatlarını korumaktan başka bir amacı hiçbir şekilde gütmeyen, güdemeyen ‘yaşını başını almış’ kesim pek de bu taraflara uğramıyordu elbette. Neticede toplum nezdinde zar zor, kendilerini en alçak düzeylere düşürmeyi dahi göze alarak elde ettikleri konumlarını, daha iyi bir dünya, daha iyi bir gelecek ve daha adil bir düzen uğruna kaybetmeyi hiç mi hiç istemiyorlardı. Mevcut kabullerimizin bir an dışına çıktığımızda, tekdüzeleşen hayatlarını korumaya çalışan, yaşını başını almış kesimi de anlamamak ve hak vermemek elde değil. Çünkü her şeyin başlıca temel etmeni baskı. Baskı oldukça, aldanma doğar. İnsanın kendi kendini bile isteye aldatması da bir nebze çevre dolaylıdır ve ekseriyetle de kendisi, arzu ve istekleri sebebiyledir.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra dünya üzerine tam manasıyla egemen olan kapitalist düşünce ve eylemin sonsuz gücü elde ettikten sonra ki ilk işi, insanların siyasi alanda ki etkinlikleri oldu. Siyasetin temsil de olmasa da, halk alanında ki katılımcılığını yanlışmış gibi, siyaset düşünmek ve bu alanda fikir belirtmek sanki insan ahlakına sığmıyormuş gibi gösterilerek kitleler giderek apolitikleştirildi. Bunun her ne kadar gerçekten güzel olmasa da en net ve çarpıcı örneği kendi memleketimiz. ’80 darbesini yapan cuntacı takım her türden düşünceye yasak getirmiş gibi, ülke içinde ki krizleri çözmüş gibi gösterilerek minnoşlatırılmaya çalışılsa da gerçeğin hiç öyle olmadığı, asıl davanın ülke de yükselen sol hareketi bastırmak olduğuna var olan kanıtlar sonucu kaniyiz. Diğer kesimler, yine devlet tarafından çıkarılmış ve yine devlet tarafından bir süre dinlenmeye ayırılmıştı. Onlar sonrasında bilhassa 90’lı yıllarda devlet tarafından uyandırılacak ve kendilerine verilen görevleri tatbik etmeleri için, bir keçi sürüsünü çayıra salıyormuşçasına salınacaklardı. Ancak 90’lı yılların sonrasında da, ‘aklını kullanan’ bazı kesimler yönetimin başına geçecek ve günümüz iktidarını oluşturacaktı.

Git gide politikadan uzaklaşan ve konuşmak için, dedikodusunu yapmak ve kendilerine, bilhassa da sıradanlaşmaya başlayan hayatlarına yeni bir şeyler katmak isteyen ve bunun sonucu keskin bir anlam arayışı içinde kıvranan insana, kapitalizmin türlü türlü seçeneği vardı. Eğlence isteye eğlence, kavga ve şiddet isteye kavga ve şiddet, seks isteye seks vadeden bu sistem, en temel görevi ve hayatına asıl anlamı katacak olan üretmeyi bıraktırarak, insanı baştan sona tüketmeye programlı bir robota dönüştürdü. Bunun sonucu olarak televizyon programlarında, sinemada, yazılan romanlarda estetik kaygı önemsenmez oldu ve kalite, kademe kademe insanın kalite anlayışı ile beraber düştü. Her ne kadar izlenen dizilerin, filmlerin görüntü kalitesi artsa da içeriği düştü. Yazılan romanların fiyatı ucuzlasa da ulaşılabilirliği artsa da, içi boşaldı ve sayfalarca ve saatlerce vakit çalan bir hırsıza döndü. Demin bahsettiğim istekler üzerine bu alanlarda içi boş üretimler yapıldı ve yapılıyor. İnsanlık zaman geçtikçe gelişmiyor, geriliyor. Yarının güç erklerinin sahibi olacak insanların kendilerini ne denli aptal uğraşlarla oyaladıklarını gördükçe ve bunları fark ettikçe insanın içi acıyor. Ekonomik gelişme, savunma alanında ki ilerleme artacak. Önemli olan insanın ne kadar geliştiği. Yani elde ettikleri bu maddi gelişme, ancak maddi gelişim ile bir anlam kazanacak. İnsanlığın binlerce yıldan süzüle süzüle damıtılan, elde ettiği gelişmişliği yerinde sayıyor, ve yerinde saydıkça da geriliyor. Bu öznel gelişimsizlik içerisinde, elde bulunan nesnel gelişimlerin ne uğrunda, neler pahasında kullanılacağını, harcanacağını hayal etmek, bir hayalden çok bir kâbus bana göre.


메타데이터
post_id
dcedbcfaab4b
slug
eğlence-ve-devlet-feti̇şi̇zmi̇-pençesi̇nde-ki̇-bi̇reysel-özgürlük-üzeri̇ne-dcedbcfaab4b
url
https://medium.com/@ibrahimdogandemir/e%C4%9Flence-ve-devlet-feti%CC%87%C5%9Fi%CC%87zmi%CC%87-pen%C3%A7esi%CC%87nde-ki%CC%87-bi%CC%87reysel-%C3%B6zg%C3%BCrl%C3%BCk-%C3%BCzeri%CC%87ne-dcedbcfaab4b
canonical_url
https://medium.com/@ibrahimdogandemir/e%C4%9Flence-ve-devlet-feti%CC%87%C5%9Fi%CC%87zmi%CC%87-pen%C3%A7esi%CC%87nde-ki%CC%87-bi%CC%87reysel-%C3%B6zg%C3%BCrl%C3%BCk-%C3%BCzeri%CC%87ne-dcedbcfaab4b
author_url
https://medium.com/@ibrahimdogandemir
status
ok
fetched_at
2026-09-03 20:16:58