← Back to list

Mükemmeliyetçilik: Ödül mü, Ceza mı?

Bugünlerde kafamı kemiren düşünceler ve durumlar arasında debeleniyorum. Kendimi bildim bileli yaptığım işin en iyisini yapmaya, aldığım…

Sonrası sonra · 2025-09-17 20:36 · 232 claps · 2.6 min read
#mükemmeliyetçilik #mükemmellik #kusursuz #öz-şefkat #kendini-tanıma
Open on Medium ↗

Mükemmeliyetçilik: Ödül mü, Ceza mı?

Bugünlerde kafamı kemiren düşünceler ve durumlar arasında debeleniyorum. Kendimi bildim bileli yaptığım işin en iyisini yapmaya, aldığım görevleri layıkıyla yerine getirmeye, dinlediğim müzikten gezdiğim yerlere kadar kusursuzu bulmaya çalışıyorum ve bu uğurda kendimi fazlasıyla hırpalıyorum. Yaşadığım stresin ve kaygıların aslında bana içten içe zarar verdiğini, vücudumun her an tehlike varmışçasına “savunma modunda” kalmasından geç de olsa fark ediyorum.

En iyisi, en güzeli, en düzgünü, en farklısı… “En”lerin bir sonu olmuyor. Kendi kendime bir mükemmeliyetçilik kulesi inşa ediyorum, tuğlalarını da hep kendime göre “kusursuzluk” tuğlalarıyla diziyorum.. Ama inşa ettiğim bu kuleye bir pencere koymayı ihmal ediyor ve aslında tek başınalık hücreme kendimi kapatıyorum. İzole edilmiş bir hayatın, yalnızlıkla örülmüş her ilmeğini kendi kendime işliyorum.

Sonra yetişkin bir insan olmanın verdiği mantıklı soruları sorarken buluyorum kendimi: Neden kusursuzu arıyorum?

Mükkemelliyetçiliğin kişiliğimin bir parçası olduğunu kabul etmekle beraber, çevremin beklentileri, benimde sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarım bu durumu şekillendiriyor. Şimdi farkında olarak çocukluk ve ilkokul zamanlarıma dönüp düşünüyorum. El yazısı çok güzel olan bir çocuktum . 90’lar nesli güzel yazı dersinden divit, hokka ve el yazısını hatırlar. O dönemden beri yazımın güzel olması için çok çaba harcadım. Birden çok yazı çeşidi geliştirdim ve hep en iyisini bulana kadar devam ettim. Neden? Çünkü en güzel ben yazmalıydım. Yazım beğenilmeli övgüler almalıydım.

Şu an o dönemdeki kusursuzluk anlayışımın bir sonucu olarak italik ve estetik bir yazım var. Ama o zamanki sayfalarca yazı düzeltme alıştırmalarım yorulmalarım parmaklarımdaki küçük nasırlar hep bu sebeple…Yazının güzel olması önemli, ama içeriği de yazılanlar kadar değerli olmalı. O zamanki çocuk şekil kısmına takıldığı için bunun farkında değildi ama şu anki yetişkin hali bunun farkında.

Lise dönemlerinde ders çalışma anlamında kendi kendime yaptığım “en iyi olmalıyım” baskısını hatırlıyorum. Kendi kendime hep “daha iyisini yapabilirsin” diyordum. Derecelerle devam eden not ortalamalarım bunun göstergesi oluyor ama hepsi inanılmaz yıpratıcı bir süreç hâline geliyordu. Ve asla yeterli gelmiyordu. Yazma serüvenimin başladığı bu dönemlerde, bir süre hiçbir yarışmadan hatrı sayılır bir derece alamadığımdan ötürü yazmayı tamamen bıraktım. Edebiyat öğretmenim bendeki geri çekilme davranışının aslında başarısızlık korkusuyla ilgili olduğunu uzun uzun anlatmıştı. Başarısızlık korkum en sevdiğim uğraşımla arama girdi, ve en güzel alışkanlığıma ara vermek zorunda kaldım…

Bunlar geçmişteki kısımlardı şimdilerde ise, öğretmenliğimde , en detaylı bilgileri en etkili yöntemlerle aktarmaya çalışıyorum. Yine bir sürü en…El işçiliğiyle yapılan her iş, kusursuzluk arayışı ve titiz detaylarıyla omzuma bitmeyen bir yük bindiriyor. Hataya tahammülüm olmuyor. Herkes ortaya çıkan projeye bakıp ‘’ne kadar güzel olmuş’’ yorumu yaparken ben minimal kusurlar görüp ‘’keşke şunu şöyle yapsaydım ‘’diye kendi kendime eziyet ediyor, en verimli olmam gereken zamanlarda tükenmişliğimle sürekli savaşıyorum.

Peki, kusursuz olma çabası bizden neleri götürüyor?

Bir işi en iyi şekilde yapmak istemek ya da özenli davranmak elbette kötü bir şey değil. Ancak mükemmeliyetçilik, net kararlar ve keskin sınırlar dayatarak süreci zorlaştırıyor. Dışarıdan onay alma beklentisi kişiyi kaygılandırıyor. İşini iyi yapmak ile mükemmeliyetçilik arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor: İlki sürece odaklanırken, mükemmeliyetçilik sonuç odaklı oluyor ve çoğu zaman tatminsizlikle sonuçlanıyor.

Mükemmeliyetçilik, “ya en iyisi ya hiç” düşüncesiyle zihni ele geçiriyor ve bu durum ertelemeye yol açıyor. Sonuç olarak, yapılacak işler hiç başlamadan birikiyor ve kişi bu ağır yükün altında eziliyor. Sürekli kontrol etme ihtiyacı, en başa dönüp “daha iyisini yapabilir miyim?” sorularıyla zamanı tüketiyor. Bu durum, sosyal hayattan ve çevreden uzaklaşmaya neden oluyor; oluşan izolasyon ise OKB, kaygı bozukluğu ve depresyon gibi rahatsızlıkları beraberinde getiriyor.

En iyisi olmak zorunda değiliz!

Bazen insanlar kendi gerçekliğimizin farkında olamayabiliyoruz.. Oysa bazen çözüme giden ilk basamak sadece bir adım geri çekilip büyük resmi görebilmekte. Şu ana kadar yazdıklarım ve yazamadıklarım, mükemmel olmaya çalışmanın aslında pek de iyi hissettirmediğini fark ettirebilmek için kaleme alındı. Belki de sağlıklı olan, “normal olan’’ ı kabul etmek ve onunla barışık olmakta…

Kendi adıma ‘’normal’ime ulaşmaya dengede kalmaya çalışıyorum.

Sonuç olarak kendimize hata yapabilme alanı bırakmalı ve şefkatli bir yerden bakmalıyız. Belki de bizim mucizemiz sadece var olabilmekte; çünkü elimizde kendimizden daha değerli bir şey yok…

Sevgiyle kalın…


메타데이터
post_id
ddc84c061d7e
slug
mükemmeliyetçilik-ödül-mü-ceza-mı-ddc84c061d7e
url
https://medium.com/@sonras/m%C3%BCkemmeliyet%C3%A7ilik-%C3%B6d%C3%BCl-m%C3%BC-ceza-m%C4%B1-ddc84c061d7e
canonical_url
https://medium.com/@sonras/m%C3%BCkemmeliyet%C3%A7ilik-%C3%B6d%C3%BCl-m%C3%BC-ceza-m%C4%B1-ddc84c061d7e
author_url
https://medium.com/@sonras
status
ok
fetched_at
2026-06-24 11:06:28