Yetimlik
“Yetim, Arapça tek başına anlamına gelen “yetem” sözcüğünden türer. Çünkü babanız ölürse ve yanınızda tutunacağınız birileri yoksa tek…
Yetimlik
“Yetim, Arapça tek başına anlamına gelen “yetem” sözcüğünden türer. Çünkü babanız ölürse ve yanınızda tutunacağınız birileri yoksa tek başınıza kalırsınız.”

Yetimlik bana kalırsa dünyanın en ilginç sosyolojik araştırma konularından biridir. Bugün dünya üzerinde 140 milyondan fazla çocuğun yetim olduğu raporlansa da yetimleri psiko-sosyal boyutlarıyla ele alan makale, yayın ve belgesel sayısı şaşırtıcı biçimde azdır. Belki de bu yüzden, yetimler hakkında dillere pelesenk olmuş zülfüyâre dokunan birçok anlatım vardır; kulağa tanıdık, kalbe ağır gelen.
“Acıma yetime…” diye başlar örneğin; alt yapısında biz acıdık ve pişman olduk yatar bu cümlenin. Yetimlik acınası bir şeydir çünkü. Bir yetim görürsün, vah vah dersin. En ufak bir pürüzde de ona acıdığını yüzüne vurur ve pişmanlığını anlatan bu cümleye başlarsın; Acıma yetime…
“Besle yetimi…” derler sonra. Yetimlik, beslemelik bir hâle indirgenir. Bu sözde pusuda bekler; Başa kalkma zamanı gelince kırılır dilin kemiği ve denir ki; Besle yetimi…
Oysa hiç düşünmezler mi “Rabbin seni yetim bulup da barındırmadı mı?” Ayetinin ilk muhatabı olan Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhissalâtü vesselâm’ı… Bir defasında şahadet parmağı ile orta parmağını birleştirerek, “Yetimi koruyup gözetenle cennette böyle yan yana olacağız” diyen Yetimler Serverini…
Peki, nasıl başlar bu yetimlik hikâyesi?
Taziye evinde yaşadıklarının ne olduğunu anlamlandırmaya çalışan bir çocuk belirir kalabalıklar arasından. Yeni yetimdir, olan biten henüz yerine oturmamıştır. Gözleri büyüktür, sesi küçüktür.
Derken biri girer içeri. Yetimliği tatmış, onunla büyümüş, o etiketle yaşamayı öğrenmiş bir başkası; olgun bir yetim.
Göz göze geldiklerinde sessiz bir anlaşma başlar aralarında. Olgun yetim gözleriyle yeni yetime şöyle söyler; “Aramıza hoş geldin”
Sonra ağlar… ağlar… ve ağlar… öyle ağlar ki zamandan ve mekandan münezzeh iç dünyasında bambaşka bir taziye evi kurar kendine. Birisi dokunup “yeter” diyene kadar orada gözyaşlarıyla yaşar.
Yeni yetim bu feryada bakar yetimliğin ne kadar ağır bir yük olduğunu ilk kez orada hisseder ve yetimlik başlar.
İlk zamanlar babasının aslında ölmediğine dair rüyalar görse de yıllar geçtikçe rüyaların seyri değişir, hatırlamak güçleşir. Sabah uyanır, babasına dair bir rüya gördüğünü anımsar ve ömürden geçip gidecek olan herhangi bir güne başlar.
Yetimliğin başlamasıyla birlikte gözlerine bir ömür taşıyacağı istemsiz bir hüzün yerleşir. Atsa atılmaz, satsa satılmaz, terk edip gidilmez ömürlük bir hüzün. Onunla yaşamayı öğrenir ama ona yakışmayı öğrenemez.
Arkadaş ortamında herkes babası hakkında şakalaşırken yetime 2 seçenek düşer; ya başını öne eğer ya da şakaya herkesten çok güler. Her iki durumda da oraya yakışmadığını ve eğreti durduğunu gizleyemez.
Belki de bu yüzden bir yetim başka bir yetimi hiç konuşmadan tanır.
Nasıl ki ikizler ana rahminde aynı kordonla birbirine bağlıysa, yetimler de Allah’ın Rahîm isminin tecellisiyle aynı göğün altında, aynı kaderle birbirlerine bağlıdır. Aralarında sessiz bir bağ vardır. Onları birbirine yakın, başkalarına uzak kılan bir bağ…
Bu bağı takip ederek kendi benliklerinden uzaklaşır ve ait oldukları hâli, yetimliği sahiplenirler.
“Çünkü kimsesizler kimim demez, kim der. “Biz” e hasret oldukları için “ben” i önemsiz bir detay olarak görürler”
Oysa yetimlik baştan sona teklik, baştan sona kimsesizliktir; Belki de bu yüzden çok kıymetlidir. Hatta şairlerin imrendiği bir hâldir. Nitekim şair der ki;
“denize bakan evlerden birinde
yaşasaydım isterdim, yine de
isterdim, bir hikâyenin yetimi olmak
yürürdüm insanlara bir ferahlık olarak,
varmazdı sormaya kimsenin dili;
kim bıraktı yetimi?”
| İbrahim TENEKECİ.
Yetimlik başı sonu olmayan tek beyitlik bir şiir gibidir. Zaten öncesinde ve sonrasında şiir olmayan tek beyte de “beyt-i yetîm” denir.
Yetimlik hiçbir şeye benzemeyen, ender bulunan bir hazine gibidir. Benzeri zor bulunan ve sedeften tek çıkan iri inci tanesine “dürr-i yetîm” denmesi boşuna değildir.
“Yetim, Babası ölmüş olan çocuk demektir. Tanımlara göre yetimlik buluğ çağına girince biter. Peki, yetimlere göre…”
— Kübra Pektaş | Tüm yazılarım için: medium.com/@kubrapektas
Kaynaklar
https://islamansiklopedisi.org.tr/yetim
https://acikerisim.uludag.edu.tr/entities/publication/b466b682-5454-4802-8044-b771555f6ab2
https://www.youtube.com/watch?v=2h995-uRTA4&list=RDMMbnZoviZwjSc&index=2
https://www.youtube.com/watch?v=KKVrNbkDmNw&list=RDKKVrNbkDmNw&start_radio=1
메타데이터
- post_id
- de9f95652e16
- slug
- yetimlik-de9f95652e16
- url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/yetimlik-de9f95652e16
- canonical_url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/yetimlik-de9f95652e16
- author_url
- https://medium.com/@kubrapektas
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-15 10:15:25