← Back to list

HAMD övgü değildir.Nedir?

Kuran’ın birinci ayeti olan “Elhamdu lillahi Rabbil Alemin” e Sonia Cihangir ve Mustafa Arıcan Ayas hariç kimsenin doğru meal veremediğini…

Bulbula · 2018-03-18 14:28 · 2 claps · 7.4 min read
#hamd #övgü #değerlendirme
Open on Medium ↗

HAMD övgü değildir.Nedir?

ğ

ğ

Kuran’ın birinci ayeti olan “Elhamdu lillahi Rabbil Alemin” e Sonia Cihangir ve Mustafa Arıcan Ayas hariç kimsenin doğru meal veremediğini düşünüyorum. “Değerlendirme âlemlerin Rabbi Allah’a aittir”. Mustafa Bey mealinin dipnotunda eklediği üzere “Hamd” kelimesinin farklı kullanımlarından yola çıkarak bu sonuca vardığını savunmaktadır.

“Hamide: Övmek/ hamide eşşey: Razı olmak/ Hamide aleyh: gazaplanmak, öfkelenmek, rıza göstermemek/ Hamide fulanen: hakkını ödemek, teşekkür etmek anlamlarına gelmektedir. Bu bakımdan Hamt övmek, methetmek, yüceltmek, rıza göstermek anlamlarına geldiği gibi fiil olarak ala harfi cerri ile kullanıldığında öfkelenmek, gazaplanmak, yermek, rıza göstermemek anlamlarına da gelmekte olduğundan hamt kelimesi tüm anlamlarıyla birlikte düşünüldüğünde değerlendirme anlamına gelmektedir ki bütün yarattıklarını rızasıyla ya da gazabıyla değerlendirecek olan Allah’tır”

Sonia Hoca’nın da kendi mealinin önsözüne eklediği “hamd” kelimesine dair kısa açıklamasını da ekleyelim. 7dakikalık açıklama videosuna şu linkten ulaşabilirsiniz. *👉 Elhamdülillah ne demektir(Sonia Cihangir)*

Hamd – Genelde övgü olarak çevrilen bu sözcüğün asıl anlamı,“hakkıyla değerlendirmektir.” Allah’ı hakkıyla değerlendirdiğimiz zaman O’nu övmüş oluyoruz, kavramın övgü olarak algılanmasının sebep olan da işte budur”

İkisinin de çabalarının bereketlenmesini umut ederek bu önemli konuyu sunmaya çalışacağım. “Değerlendirme Allah’ındır.”

Hamd kelimesine “Değerlendirme” mana tercihimizin ilk duyanlara muğlak gelmesi normaldir. Verdiğimiz bu manaya biraz daha detaylı/uzun bir tanım da ben yapmam gerekirse; “Hamd(değerlendirme): farklı seçenekler içinden, değer tespiti sonucu yapılan, olumlu veya olumsuz etkisi olan tercihtir.” Misalen kimin resul olarak gönderileceği(64:6); kime ilim verilip üstün kılınacağı(27:15); kime hidayeti vereceği veya kimin delaleti hakkettiği(7:43); kimin cennete kimin cehenneme gireceği (10:10, 27:93, 35:34, 39:74, 45:36); kimin (doğru) tesbih yapabileceği(2:30); dünyada kime nimet kime azap(6:45, 27:59)verileceği; hangi infakların kabul edileceği(2:267); kullarının takva seviyesinin tespiti(4:131); Kime ve ne vakit bir çocuk lütfedileceği(11:72, 14:39); Nuh Tufanı bağlamında kimin boğulup kimin gemiyle kurtarıldığı(23:28); hangi meleğin kaç kanatlı yaratıldığı(35:1) Bu saydıklarımın hepsi Allah’ın hamdinin konusu ve sonucudur.

Gelenekte bilhassa gözden kaçırılan bir başka önemli nokta olarak; Allah Hamd edince sonucun bizim için negatif de olabileceğini yukarıdaki örneklerde gördük. Çünkü Allah’ın değerlendirmesi azab/helak/saptırma ile de sonuçlanabilir. Misalen Enam45’de olduğu gibi; “Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd/değerlendirme, âlemlerin Rabbi Allah’a aittir.” Veya casiye35 – 36'da da değerlendirme sonucunun olumsuz olmasının örneğini görebiliyoruz. “Bunun sebebi şudur: Siz Allah’ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı sizi aldattı.’ Böylece ne oradan (ateşten) çıkarılırlar, ne hoşnutluk dilekleri kabul edilir. Şu halde hamd/değerlendirme, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah’ındır.”

NİÇİN DEĞERLENDİRME/HAMD ALLAH’INDIR?

Bizi değerlendirecek olan ancak ve ancak Allah’tır. Sadece O’nun değerlendirmesinin hem dünyada hem ahirette akıbetimizi etkileyebildiği bilinci ile yaşayabilenlere ne mutlu! Unutmayın ki; hesapgünü değerlendirmeyi bilhassa nebilere atfeden şefaat algısı ümmetin ahiret algılarını/tasavvurlarını altüst etmektedir. Bu bağlamda bir de gavsına/şeyhine/hocasına/imamına/ölmüşüne yaranmaya ve yalakalık etmeye yarışanları göz önünüze getirin. (O yalakalık ettiklerinin bir değerlendirme/karar/tercih yetkileri var mı ki?)

Değerlendirmeyi/Hamd’i Allah’a bırakmayan ehlikitap (müslümanlar dahil) bilhassa din baronları peki tam olarak ne halt işlediler? Mesela, kimin cennetlik kimin cehennemlik olduğunu daha dünyada iken bilen merciler haline dönüşmediler mi? Hatta onlar kimin hidayette kimin delalette olduğuna onay veren noterlere dönüşmediler mi? Hatta her biri cenneti kendi dahil oldukları gruplara/ümmetlere tahsis edip diğerlerine cenneti yasak etmediler mi? Kendi gruplarını “otomatik kurtulmuştuk” palavralarından derledikleri gaflet ninnileri ile uyutmadılar mı?

Şirk illetinin belki de en beteri bu haltları işleyerek kendilerini Allah’tan başka güç/otorite rolüne büründürmek yerine; yukarıda bahsettiğim tüm değerlendirmelerin Allah’a ait olduğunu bilerek “Allah ne dilerse o olur,….” temel prensibini zikretmeleri/hatırlamaları gerekmez miydi? Hamd meselesini Kehf39 ve şirk ile niçin/nasıl tafsilatlandırdığımı az aşağıda ve daha detaylı olarak “iki bahçe sahibi kıssası” başlığı altında okuyabilirsiniz.

Geleneksel sunum öncelikle en temel Arapça kurallarına aykırıdır. El-HaMiD esmasından ilerleyince ortada apaçık bir terslik var. Çünkü normal dilbilgisi kurallarına göre “HamdEden” olarak meallendirilmesi gerekirken; “HamdEdilen” olarak çeviriliyor. Failin ve mefulün yani özne ve nesnenin böyle yer değiştirilip meallendirildiği başka bir esma örneği var mı? Zaten, Hamd kelimesine övgü anlamını verildiğinde “Övgü yapan Allah” diye bir meal çıktığının kimse farkında değil mi?

Hamd Allah’ındır. Hamd işini yapan; HaMiD. HamdEdilen▶️maHMuD

Mülk Allah’ındır. Mülk(yönetme) işini yapan; MeLiK. yönetilen▶️meMLüK

Hüküm Allah’ındır. Hüküm işini yapan HaKiM. HükmEdilen▶️maHKüM

Şefaat Allah’ındır. Şefaat eylemini yapan; Şafii

Değerlendirme (yetkisi) Alemlerin Rabbinindir. O Rahman ve Rahim’dir. O HesapGünü’nün sahibidir. Bu yüzden sadece O’na kulluk ederiz ve sadece O’ndan yardım isteriz. Bizi sırat-ı müstakime hidâyet et. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.(fatiha suresi). Gördüğümüz gibi sure başında Allah’ın Değerlendirmesinin ahiretteki tecellesine vurgu varken; sonraki ayetlerde de “dilediğine hidayet eder, dilediğini saptırır” ve benzeri ayetler mucibince Allah’ın Değerlendirmesinin bu dünyadaki tecellisine vurgu vardır.

“Elhamdu lillahi Rabbilalemin” ifadesinin bir benzeri de Zümer44 de var. “Eşşefaatu cemien lehu” yani Şefaat (yetkisi/melekesi) tümüyle O’nundur.

Hamd/Değerlendirme semaları ve arzı yaratan, zulmeti ve nuru var eden Allah’ındır. Sonra da kâfirler, Rab’lerine denk (adl) tutuyorlar. Sizi topraktan yaratan, sonra bir ecel tayin eden O’dur. Ve ecel-i müsemma Allah’ın katındadır. Sonra da siz, şüphe ediyorsunuz. Göklerde ve arzda Allah O’dur. Sizin sırrınızı ve açıkladığınızı ve kazanacağınız şeyi bilir. (Enam 1–2–3) Enam1 ve sonrası ayetler Değerlendirme’nin niçin Allah’ın olduğunun adeta tafsilatı değil mi? Çünkü, Allah eceliniz dahil gizlinizi ve saklınızı yani her bir şeyinizi Bilen değil midir? O’nun dışındakilerin yapacakları tüm değerlendirmeler (bilhassa bilgi noksanlığı sebebiyle) eksik/hatalı olmaya mahkum değil midir? Çünkü El-Alim ve El-Habir olan yanlız Allah’tır.

Yunus10 ayeti yukarda savunduğumuz bu meali fazlasıyla desteklemektedir. Şöyle ki; Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd/değerlendirme âlemlerin Rabbi Allah’ındır” sözleridir. Bir dua/davet/çağrı yapıyorsunuz. Misalen bir dilekçe yolluyorsunuz en üst makama, bu makamdakilerin herhangi bir adaletsizlik yapmayacağına dair inancınız tam ve verilecek karara karşı hiçbir itiraz hakkınız da yok. Dilekçenin sonunda yazıyorsunuz ki; “ben böyle böyle durumumu size arz ettim ama “YİNE DE DEĞERLENDİRME SİZE AİTTİR”

Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. “Hamd/Değerlendirme, bizi buna eriştiren Allah’ındır. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir(Araf43). Veya başka bir misal olarak Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler. (Neml15) benzeri ayetlerde “elhamdulillahi” ifadesinin verilen nimete karşı bir şükür/teşekkür ibaresi gibi algılandığını görüyoruz. Fakat doğru algı şöyle olsa gerek; O’nun değerlendirmesi sonucu biz buradayız. Cennet O’nun. Değerlendirme/tercih O’nun. Bize verilmiş bu nimetlerin(cennet/ilim/hidayet…) nefsimizden/kendimizden değil Allah’tan yani Allah’ın değerlendirmesi sonucu olduğunun farkındayız.

​İKİ BAHÇE SAHİBİ KISSASI

Fatiha suresinde Hamd/değerlendirme’nin niçin hem dünyada hem ahirette Allah’a ait olduğunu az önce okuduk. Ve bu gerçeğin en affedilmez günah olan şirk bağlamında geçtiğini de Kehf kıssasındaki bu kıssa ile tekrar şimdi göreceğiz. Yani, en önemli vurgusu Tevhid olan Kuran’ın “Hamd Alemlerin Rabbi’ne aittir” cümlesi ile başlaması elbette tesadüf olmasa gerek! Şimdi şu soruya birlikte cevap arayalım; “Kıssadaki iki bahçe sahibi niçin arkadaşı tarafından nankörlük/kafirlik ve şirk ile suçlanıyor?”

…”Seni topraktan, sonra bir nutfeden yaratan, sonra da seni insan şekline sokana nankörlük/kafirlik mi ediyorsun?”(kehf37)

Oysa benim Rabb’im Allah’tır. Ve ben Rabb’ime kimseyi ortak/şerik koşmam.(kehf38)

Yukardaki sorunun cevabı Kehf suresinin ilk kelimeleri; “Hamd Allah’a aittir…”(kehf1). Çünkü İki bahçe sahibi hem dünyada(Kehf35) hem ahirette(kehf36) Hamd/değerlendirme’nin Allah’a ait olduğunu sözleri ile inkar etmiş idi.

Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: “Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum.”(kehf35)

“Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum.”(kehf36)

Ve şimdi de arkadaşının ağzından Hamd/değerlendirme’nin niçin Allah’a ait olduğunu tekrar zikredelim/hatırlayalım. Her ne kadar beni mal-mülk ve evlat bakımından eksik görüyorsan da, bahçene girdiğin zaman: “ALLAH NE DİLERSE O OLUR, ALLAH’tan BAŞKA HİÇBİR GÜÇ YOKTUR.” deseydin ya!(kehf39)

Konuyu adeta özetleyen şu ayeti de unutmamak gerekir; “O, Allah´tır! Tanrı yoktur O´ndan başka. İlkte de sonda da (dünyada da, ahirette de) HAMD/değerlendirme yalnız O´nundur. Hüküm de yalnız O´nundur. Ve siz yalnızca O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas70)

MADEM HAMD ALLAH’INDIR, PEKİ KUL HAMD EDEBİLİR Mİ?

Toplam 63 Kere geçen HMD kökünün bilhassa “bi” harfi cerhiyle geldiği ayetler kafa karıştırmaktadır. Bu ayetlerin nerdeyse tamamı TESBİH kavramını da içerdiğini de hatırlatarak öncelikle birinci görüş olarak kendi şahsi algımı sunayım; FE SEBBİH Bİ HAMDİ RABBİKE; yani “öyleyse (görevini yapabiliyorsan bunun Allah’ın sana bir nimeti olduğunu unutmadan) Efendin’in değerlendirmesi/kararı ile ilerle/görevini yap” Bununla birlikte; sunduğum bu meal tercihi tevbe112 süzgecinden tam geçememektedir. Çünkü tevbe112 de hamidun ibaresinin failinin çoğul gözükmesi diğer 62 ayetteki sunacağım kendi içinde tutarlı sunumu tek ayetle çürütüyor gözükmektedir. Ve bu ayette beni tamamen doğrulamasa bile farklı bir Kıraatin olduğunu belirtmek isterim

Sonuç olarak; Hamd hem bu dünyada hem ahirette Allah’a ait olacağına göre; kulun Hamd eyleminin faili olmasını şahsen çelişkili bulduğumu belirterek sözlerimi bitirmek isterim. (Tevbe112 aklımda bir soru işareti olarak kalmaya devam etse de!) ElHamdulillah. Değerlendirme Allah’a aittir.

UYARI; aslında yazı benim için burda bitmiştir. İbnarabi’nin kuyuya attığı taşı çıkarmayı denemek isteyenler yazının devamını okumakta serbesttir.!!!!

Mustafa Bey ve Sonia hoca arasında temel bir farklılık var. Şöyle ki; Mustafa Bey Hamd geçen ayetlerde eyleminin failinin her seferinde bizZat Allah olduğunu savunurken Sonia Hoca bazı ayetlerde kulların hamd ettiğini, bazı ayetlerde ise Allah’ın hamd ettiğini savunmaktadır.

Mustafa Bey Kuran’da toplam 63 Kere geçen HMD kökünün bilhassa “bi” harfi cerhiyle geldiği ayetlerde HMD eylemini “Allah’ın değerlendirmesini dikkate alarak” şeklinde meallendirerek; HaMD eylemini (fail açısından) o ayetlerde dahi Allah’a özgülemekten fazlasıyla tutarlı gözüken bir duruşla vazgeçmemektedir.

Anladığım kadarıyla Sonia Hoca ise “bi” harfi cerhiyle geldiği ayetlerde HMD eylemini gerçekleştiren failin geleneksel tefsirlere paralel olarak kullar olduğunu söylemektedir. Çünkü kelimenin anlamını tekrar hatırlarsak şu sonuca ulaşıyor;

*İnsan (Allah’ı) Hamd edince sonuç her zaman bizim için pozitif olur. Çünkü bizim (hakkıyla) değerlendirebilmemiz övgü/şükür/teslimiyet gibi sonuçlar doğurur.**

Şimdiye kadar yazdıklarımdan sonra soruya olumlu bir cevap tabi ki bir tezat/çelişki olarak değerlendirelebilir. Zaten kendimin değil Sonia Hoca’nın algısını yansıtmaya çalıştığımı belirtmiştim. Sonia Hoca’nın “Hakkıyla değerlendirme” mealini tekrar vurgulayıp ilgili ayetleri faillerine göre 2 guruba ayırmak gerektiğini düşünürsek;

  1. *Hangilerinde Hamd eden Allah?
  2. **Hangilerinde Hamd eden kullar?

Kulların Allah’ı hakkıyla değerlendirmesi yani Hamd eyleminin sonuçları kullarda “Allah’a Övgü ve Şükür” olarak tezahür edebildiği için öznesi/faili Allah olmayan Hamd geçen ayetlerin geleneksel algı ile yapılmış meallerini kısmen doğru kabul edersek bile bu kısmi/eksik algı Kuran’daki ilgili kavramın en abartılı oranla sadece %25’ine tekabül edecektir.

Kulların Allah’ı hakkıyla değerlendirebilmesini şu ayetin tafsilatı olarak anlayabilirz. ​“Allah’ın kadrini de hakkıyla takdir edemediler. Mutlaka Kaviyy’dir (kuvvetli), Azîz’dir (yüce).(hacc74)” Yani, kulların Allah’ı hakkıyla değerlendirmesi bağlamında “hamd” eylemi ile “takdir edememek” eylemini birbirinin zıttı olarak algılanmalı.

Biraz daha açarsak, Allah’ı her şeyin arkasındaki güç olarak görebilmek; kudretini/ilmini hakkıyla değerlendirebilmek; “Doğru bir Allah tasavvuru”na sahip olabilmek. Misalen aslında çok samimi olmasına rağmen yanlış Allah algısına sahip olanlar sabahlara kadar vird yapıyor anlamını bile bilmediği zikirler çekiyor. Yani kendi çapında bir tesbih yapıyor. (İşi hint yogasına dönüştürmüş olsa da).

Bununla birlikte, Allah ı hamd edemediği için (hakkıyla değerlendiremediği için) yanlış bir yönelim/ilerleme/hareket sergiliyor. Yani doğru tesbihi yapamıyor. Burda işin içine “Tesbih” kavramı giriyor ki; o konu da böyle 2 cümle ile geçiştirilecek bir konu olmasa gerek.

Allah’ı hakkıyla değerlendiremezsek yani hamd edemezsek müşrik oluruz. Çünkü Allah’ı doğru tanıyamayız. Çünkü Müşrikliğin ilk şartı “Allah’a iman” sebebi ise. “Allah’ın ilmini/kudretini/rahmetini eksik değerlendirmek olduğunu Hacc74’de gördük.

Sonuç olarak, İbnArabi “Allah beni hamdeder. ben O’nu hamdederim” derken lafzen (Sonia Hoca’nın sunumuna göre) haklı olabileceğini ama niyeti açısından bakarsak yine de yalancının teki olduğunu düşünüyorum. Çünkü sadece bu cümle ile durmayıp “ben Allah’a ibadet ederim. O da bana” diye devam ederek ŞeyhülEkfer (En Kafir Şeyh) lakabının hakkını vermektedir. Bildiğim kadarıyla Kendisi hakk ile batılı karıştırmakta pek maharetlidir.

DİP NOT1; http://kuraniklimi.orgfree.com/ adresinden Mustafa Arıcan AYAS’ın kendi dipnotlu mealine ulaşılabilir.


메타데이터
post_id
e2d1cedf99cc
slug
ben-allahı-hamd-ederim-allah-beni-hamd-eder-mi-e2d1cedf99cc
url
https://medium.com/@bulbulajah/ben-allah%C4%B1-hamd-ederim-allah-beni-hamd-eder-mi-e2d1cedf99cc
canonical_url
https://medium.com/@bulbulajah/ben-allah%C4%B1-hamd-ederim-allah-beni-hamd-eder-mi-e2d1cedf99cc
author_url
https://medium.com/@bulbulajah
status
ok
fetched_at
2026-07-30 05:39:45