← Back to list

Kendini Seçtiğin Gün

Hayatım boyunca bir şeyi fark ettim.

Merve Evrem · 2026-06-28 08:32 · 0 claps · 2.5 min read
#chooseyourself #prepare #dont-wait #imagine #self-improvement
Open on Medium ↗
Wiki topics: PSY · Psychology 🚀 · Self Improvement

Kendini Seçtiğin Gün

Hayatım boyunca bir şeyi fark ettim.

İnsanlar genellikle hayatlarına neyi çekmek istediklerini konuşuyorlar; ama çok az insan, istediği şey geldiğinde onu karşılayabilecek biri olup olmadığını düşünüyor.

Oysa kader bazen sadece beklemek değildir.

Bazen hazırlanmayı seçmektir.

Ben çoğu zaman hayal kurarım.

Bazen küçük bir kağıda, bazen bilgisayarımın başında, bazen de sadece zihnimde…

Nasıl bir hayat istediğimi yazarım.

Nasıl bir evde yaşamak istediğimi…

Nasıl çalışmak istediğimi…

Nasıl bir insan olmak istediğimi…

Ve hayatımda nasıl insanların bulunmasını istediğimi.

Bu benim için yalnızca bir ‘listesi’ değildir.

Aslında bu, kendime sorduğum uzun bir sorudur:

‘Ben gerçekten buna hazır mıyım?’

Çünkü istediğim her şeyin önce bende bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum.

Mesela daha iyi bir telefon almak istediğimi düşünelim.

Benim ilk yaptığım şey mağazaya gidip satın almak olmaz.

Önce araştırırım.

Saatlerce videolar izlerim.

Teknik özelliklerini okurum.

Kendime sorarım:

‘Bu telefon gerçekten bana uygun mu?’

‘Benim ihtiyaçlarıma cevap veriyor mu?’

‘Yoksa sadece herkes aldığı için mi ben de istiyorum?’

Çünkü herkesin istediğini istemek bana hiçbir zaman anlamlı gelmedi.

En yeni model olduğu için…

En pahalısı olduğu için…

En popüler olduğu için…

Belki çoğunuz inanmazsınız, bu yazılarımı yayınlayabilmek için ben 2013 yılında arkadaşımdan satın aldığım bir dizüstü bilgisayarı kullanıyorum, ve bugün bu dizüstünün daha üst modeli bana gelse, hemen kullanamam..

Bir şeyi seçmek bana göre seçim değildir.

Asıl seçim, neden istediğini bilmektir.

Hayatın diğer alanlarında da aynı şekilde düşünüyorum.

İnsanlar konusunda da…

Çoğu kişi doğru insanı arıyor.

Ben ise önce doğru insan olmaya çalışıyorum.

Çünkü günün sonunda hayatımıza gelen insanlar, çoğu zaman bizim anlattığımız hikayelerin değil, yaşadığımız karakterin etrafında şekilleniyor.

Hayatıma nasıl bir arkadaş çekmek istiyorsam…

Önce ben öyle bir arkadaş olabilir miyim diye düşünüyorum.

Nasıl bir eş partner hayal ediyorsam…

Önce ben öyle bir yol arkadaşı olabilir miyim diye kendime soruyorum.

Güven istiyorsam…

Ben ne kadar güven veriyorum?

Saygı istiyorsam…

Ben ne kadar saygılıyım?

İyi iletişim istiyorsam…

Ben gerçekten dinlemeyi biliyor muyum?

Sadakat bekliyorsam…

Ben ne kadar tutarlıyım?

Çünkü bazen kader sandığımız şey, aslında karakterimizin bizi götürdüğü yerdir.

Bu yüzden zihnimde insanlar için de küçük taslaklar oluşur.

Bir kalıp değil..

Bir liste de değil..

Sadece değerler.

Merak eden biri…

Öğrenmeyi seven biri…

Empati kurabilen biri…

Kendisiyle barışık biri…

Hatalarını kabul edebilen biri…

Hayata karşı mizahını kaybetmeyen biri…

Ben bu özellikleri tek tek düşünürüm.

Sonra kendime dönerim.

Bunların hangisi bende var?

Hangisini geliştirebilirim?

Hangisini sadece karşı taraftan bekliyorum ama kendim sunmuyorum?

İşte bence değişim tam burada başlıyor.

Kader, dışarıda bir yerde bizi bekleyen sihirli bir kapı değil.

Kader bazen içeride sessizce yapılan küçük düzenlemelerin sonucudur.

İnsan kendini değiştirdikçe, karşılaştığı insanlar da değişmeye başlıyor.

Çünkü artık aynı frekansta olmadığı insanlarla uzun süre yürüyemiyor.

Eskiden normal gelen davranışlar rahatsız etmeye başlıyor.

Eskiden peşinden koştuğun insanlar artık ilgini çekmiyor.

Eskiden seni heyecanlandıran şeyler sıradanlaşıyor.

Ve bu kötü bir şey değil.

Bu büyümek artı gelişmek, değişmek.

Doğru insanı bulmak kadar, yanlış insanın içinde uzun süre kalamamak da gelişimin bir göstergesi.

Bence insanlar ‘çekim yasasını’ bazen yanlış anlıyor.

Sanki sadece istemek yeterliymiş gibi…

Oysa ben önce uyum yasasına inanıyorum.

Denklik..

Hayatına çağırdığın şeyle ne kadar uyum içindesin?

Onu taşıyabilecek biri misin?

Onun sorumluluğunu alabilir misin?

Çünkü hayat bazen istediğini değil, hazır olduğunu getirir.

İşte bu yüzden ben önce kendimi seçiyorum.

Kendimi geliştirmeyi…

Merak etmeyi…

Okumayı…

Yazmayı…

Yeni şeyler öğrenmeyi…

İyi bir dost olmayı…

İyi bir çalışma arkadaşı olmayı…

İyi bir yol arkadaşı olmayı…

Bunların hepsi, henüz tanımadığım insanlar için değil.

Kendime duyduğum saygı için.

Çünkü insan önce kendi hayatının doğru kişisi olmalı.

Gerisi zamanla gelir.

Ve geldiğinde artık soru şu değildir:

‘Bu kişi beni seçer mi?’

Asıl soru şudur:

‘Biz birbirimize gerçekten iyi geliyor muyuz?’

Beraber sustuğumuzda huzurlu muyuz?

Birbirimizin gelişimini destekliyor muyuz?

Birlikte gülebiliyor muyuz?

Fikir ayrılıklarında birbirimizi incitmeden konuşabiliyor muyuz?

Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan sevebiliyor muyuz?

Çünkü ilişki, iki eksik insanın birbirini tamamlaması değildir.

İki bütün insanın aynı yolu yürümeyi seçmesidir.

İnanıyorum ki kader tam da burada değişmeye başlıyor.

Bir başkasını beklediğin gün değil…

Kendini seçtiğin gün.

Çünkü insan kendini seçtiğinde, artık hayatına gelen hiçbir şey tesadüf gibi görünmüyor.

Her şey, içeride attığı küçük ama cesur adımların doğal bir devamı oluyor.

Written with Max Richter — On the Nature of Daylight


메타데이터
post_id
e34220fc4cb2
slug
kendini-seçtiğin-gün-e34220fc4cb2
url
https://medium.com/@bazimerveleryazar/kendini-se%C3%A7ti%C4%9Fin-g%C3%BCn-e34220fc4cb2
canonical_url
https://medium.com/@bazimerveleryazar/kendini-se%C3%A7ti%C4%9Fin-g%C3%BCn-e34220fc4cb2
author_url
https://medium.com/@bazimerveleryazar
status
ok
fetched_at
2026-07-09 15:12:33