← Back to list

6. Cennet kapısının kilidini açan sihirli söz; Kelime-i Tevhid

Kâfir bile olsa son nefesinde kelime-i şehadet getirenin Müslüman olarak dünyadan ayrılıp, kurtulacağına, cennete gideceğine inanılır. “Lâ…

Hakan Can · 2024-09-12 09:26 · 33 claps · 5.0 min read
#cennet #tevhid #tefekkür #şehadet #türkçe
Open on Medium ↗

6. Cennet kapısının kilidini açan sihirli söz; Kelime-i Tevhid

Kâfir bile olsa son nefesinde kelime-i şehadet getirenin Müslüman olarak dünyadan ayrılıp, kurtulacağına, cennete gideceğine inanılır. “Lâ ilâhe illallah diyen cennete girecektir” mealindeki hadis sebebiyle kelime-i tevhid adeta insana cennet kapılarını açan, kurtarıcı bir sihirli söz gibidir.

“Zikrin en faziletlisi “lâ ilâhe illallah”tır. Ey insânlar, “lâ ilâhe illallah” deyin, kurtuluşa erin.” Hz. Muhammed(sav)

İnsan kelime-i tevhidi gereği gibi idrak ederse, hakikate erer. Hakikate erende, uyanır, şehadet edip, kurtulur. Çünkü “Eşhedü en la ilahe illallah” söyleyip şehadet etmek, cehennemden kurtulmayı ve cennete girmeyi gerektirir. İnsanın kurtuluşu bu kelimeye bağlıdır.

Şehadet, tevhide gitmek için tek yoldur. Taptığımız, ilah edindiğimiz suretler/putlar ise şehadetin(Allah’ı idrak ile görmenin, tanımanın) önündeki perdelerdir. Önemli olan hakikatin önünde perde oluşturan o putları yok etmektir. Yani negatiflerimiz olan kendimizi, nefsimizi, aşırı isteklerimizi, kendimize tapmamızı, suretlerden beklentilerimizi yok etmektir.

Kelime-i tevhid, insanı bu putlardan kurtarıp ona cennet kapısının kilidini açan anahtar sözdür. Ancak bu sadece bir söz değildir. Kuru kuruya sözü tekrarlamak insanı kurtarmaz. İşin aslını bilmeden bir papağan gibi devamlı sözü tekrar etmek kavanozun içindeki bala bakıp, çok faydalı, çok faydalı demeye benzer.

İnsanın sonuç alması için ne dediğini bilmesi, söylediğini idrak etmesi gerekir. “Eşhedü enne” diyen şehadet ederim(biliyorum, basiretimle görüyorum, şahidim, tanıklık ederim) kesinlikle bu böyledir demektedir.

Peki, bunu söyleyen görmüyorsa, görüp, şahit olmadığı, bilmediği bir şeye nasıl tanıklık ediyorum demektedir. O zaman, söylediği içi boş taklit olarak söylenmiş sözden başka bir şey değildir. Oysa sözün hayat bulması için tefekkürle mananın özüne, sırrına varmak gerekir.

Tefekkür çok önemlidir. Tahlil yapar, böler, ayırır, analiz eder. Fakat tefekkürün üst seviyesinde tahlil ile ulaşılan farklılıkları, zıt olanları negatifi de, pozitifi de bir noktada toplayıp, birlemek suretiyle tevhide(bir) varmak gerekir. İşin sırrı da buradadır. Bunu yapıp tevhide(bir) ulaşanın kavgaları, sıkıntıları biter. Çünkü ortada mücadele edecek, kavga edip, sıkıntı oluşturacak ikinci bir varlık kalmaz. Bu da cehennemden kurtulmak, cennette olmak demektir.

Tevhid, sıfat olarak görülen çokluğu birde toplamak, uzaktakini yakına getirmek demektir. Uzaktakini yakına getirmek tabiri ile kastedilen artısı ile eksisi ile tüm kâinatı(bütünü) kendinde toplamaktır. Bunun için kişinin önce sıradanlıktan kurtulup, hakikatine uyanıp kendini bilmesi, koca bir kâinat olduğunu anlaması gerekir. Çünkü uyanıp, kendini bilmeyen, gördüğünden de okuduğundan da bir şey anlamaz.

Bunları bilmesi için insanın önce tevhidin ne olduğunu, sonrada “kelime-i tevhid”deki “La” ne demektir? ”İlla” ne demektir? Resülullaha varmak ne demektir? Bunları iyice anlayıp idrak etmesi gerekir.

Bunun içinde insanın benliğinden kurtulup hiçliğini idrak edip ”La” ya ulaşması, hiç olduğunu idrak etmesi gerekir. “La” negatifliğin(-) hiçliğin, yokluğun ifadesidir. Kişi “La” ya ulaşıp negatif(-) olursa gerçek var olan İlla(+) ile devre tamamlanıp, ışık yanar, kalp gözü açılır. La(yokluk) aynasında, Bir olan(İlla) görünür. Dolayısı ile bakan baktığının perde(suret) arkasını yani sıfatta, zatı görür, şehadet eder.

Sıfatta, zatı görmek, yaratılanda, yaratanı fark etmektir. Mesela; çiçeğe bakan bir kimsenin o çiçekte Allah’ı(zatı) basireti ile görmesi, hakikati fark etmesi demektir. Sıfatta, zatı görmenin tasavvufi karşılığı çoklukta (kesrette), teklik (vahdet)tir.

Birlik, teklik(hak) Zat — ayrılıklar, çokluk(halk) ise sıfattır. Sıfatın, zattan kaynak alıp beslendiğinin idrak edilmesine “tevhid-i sıfat” insanın bu birlik, teklik bilincine varmasına da “uyanma” denir. Uyanabilen acziyetini(hiçliğini, yokluğunu) idrak eder. Acziyetini idrak eden tevhidi idrak etmiştir. Manaları hal edinip içinde yaşamaya, kendi kitabını okumaya başlar.

İnsan, nefsinin terbiye edilmemiş hali ile nefs-i zulmaniyi**(Şerri) — rab’bi ile terbiye edilmiş hali ile de nefs-i rabbaniyi(Hayrı) kendinde bulundurur. Dolayısı ile nefsini terbiye eden kendini(rab’bini) bilir. Kendini(rabbini) bilende, kelime-i tevhidin sırrına erer** ve kendindeki rabbani gücünü hayrına kullanarak, sistem içinde korunur. Bu nefsin marifetidir.

“Kelime-i tevhid”, veri tabanının sahip olduğu şirk(çokluk/ikilik) bilincinden temizlenip, tek varlık idraki ile yeniden dirilip uyanması(formatlanması)dır.

Dirilip, tevhide gitmek için şehadet(Allah’ın birliğini idrak ile görmek) tek yoldur. Taptığımız kendimize ilah edindiğimiz şeyler nefsimiz, aşırı isteklerimiz, sahiplendiklerimizin hepsi hatta farkında olmadan şartlanmalarla tapınmaya dönüşen ibadetlerimiz bile ikilik(şirk) oluşturup hakikati perdelediği için birer surettir, puttur.

İnsan sahip olduğu malını, parasını, eşini, işini, sevdiği, güvendiği kimseyi, ibadetlerini kendi varlığı için bir güvence olarak görür, bunları sahiplenip, ilah edinir. Bu ilah edindiklerini kaybettiğinde geleceğinin kararacağı kaygı ve korkusu ile oluşan içsel ateş vehmi ile yaşamının her anını kendisine cehennem ederek beden kabrinde yaşar. Farkında olmadan bunlara tapar.

Hep bu ilah edinip, taptıklarımızın bizim için bir güvence olduklarını düşünürüz. Onlar olmazsa yapamayacağımızı zannederiz. Her şey bizim kontrolümüz(ben) altında olsun isteriz. Biraz maddi imkânlara sahip olduğumuzda ben yaptım der, ilah kesiliriz. Bir işimiz olduğunda gücü olan birilerinin bizim için devreye girip, işimizi halletmesini ister, onları ilah gibi görürüz. Başımızdakilere bir şey olursa her şeyin alt üst olacağı korkusu ile yaşarız. Hatta okumak için gönderilmiş Kur’an’ı duvara asar, elimizi sürmez, karşıdan bakıp, bizim için bir şeyler yapmasını bekler adeta putlaştırıp, taparız. Bunlar farkında olmadan putlarımızı oluşturup onları ilah edindiğimiz durumlardır.

İnsan tefekkür ile sorgulamaya başlarsa aslında bu ilah edinip, taptıklarının bir gücü olmadığını fark eder ve “La ilahe”(ilahlar yoktur) der. Bu aşamada rabbi, devreye girer kalp gözünü perdeleyip hakikati görmesini engelleyen ilahlarını oluşturan sahiplenme duygusunu, şartlanmalarını, aşırı istek ve arzularını kelime-i tevhidin ilk kelimesi olan “Lâ”(yok) süpürgesiyle bilincinden temizleyip yok etmeye başlar.

“La” süpürgesi ile arınıp, temizlenen zihin sorgulamaya ve arayışlarına devam ettiğinde bir üst aşamaya geçer. Bu aşamada kişinin idrak ile birlikte farkındalığı artar, bilinç uyanır, kalp gözü açılır. Zihin sıradanlıktan kurtulup, mükemmel işleyen sistemi seyre dalar ve hayret halini yaşamaya başlar. Öyle bir makama gelir ki kendisinde “benlik” kalmaz. Allah ile kul arasında zulmani ve nurani perdeler kalkar. Sıfatta, zatı görmeye başlar ve bir hiç olduğunun idraki ile tüm bilinci ile feryat eder “İlla Allah”(sadece Allah) der. Şehadeti gerçekleşir.

Var olanın sadece Allah(İllallah) olduğunun farkında lığına ulaşıp şehadet eden Allah’ın indindeki mükemmel sisteme teslim=İslam olur. Bunun neticesinde gerçekleşen bilinç sıçraması ile de, tam bir farkındalıkla yeni olana geçiş yapar. Bu “Ba’s” olmaktır. Yani!. Şuursal boyutta yeniden dirilmektir.

Bu noktada artık gören, görülen bir olur. Hak olur, haklılık zuhur eder. Hak tecelli edip, kulundan işlemeye başlar. Bu ölüp yeniden dirilmektir. İnsanın dünyaya gelmesinin ana nedeni de, şehadetin esas manası da budur.

“La ilahe” zehirdir. “La”(yok) diyen zehiri içer. Bu o güne kadar sahiplendiği, ilah edindiği, taptığı her şeyin red edilmesi, yok olması eski veri tabanının ölmesi demektir. Bilinç burada kalırsa hakikate ulaşamamış ateist(ilah/tanrı tanımaz) aşamasında kalır.

Hakikate varmak için yeni bir bilinç(format) ile dirilip yola devam etmek gerekir. Bunun içinde panzehire ihtiyaç vardır. O panzehir “İllallah” tır. İllallah(sadece Allah) diyen yeni bir idrak ile dirilir. Dirilen de Allah bilinci zuhur eder ve tüm komutayı ele alır.

Yalnız “La” zehiri ile yok olup, öleni, diriltmek için Muhammed’e varmak, panzehiri oradan almak gerekir. Çünkü Allah’ın bu alemde isim ve sıfatları ile ortaya çıkıp tecelli ettiği hakikat(Hakk) peygamberin hakikatidir. Yani Hakikat-i Muhammedidir. Bu yüzden “kelime-i tevhidin” esas önemli tarafı “Muhammed Allah’ın resulüdür” kısmıdır. Çünkü Allah’ı tenzihte her kes bilir ama bu alemde onu bildiren resulü olan Muhammed(sav)dir.

Bunu bilen Allah’ın resulü olan Muhammed’e(sav) varıp, onun manasını hal edinip “Muhammedi” olur, öğrenir. Öğrenen kelime-i tevhid deki “İllallah”ın sırrına erer. Sırra erip, hal eden, rahman ve rahim tecellisi ile bu mananın içinde korunur. Bu korunma dünya içinde ahirette yaşamak gibidir.

“La ilahe illallah” benim kalemdir. Bu kaleye giren kimse azabımdan emin olur.” Hz. Muhammed(sav)

Allah, ulaşılan farkındalık ile Muhammedi olmanın idrakine varıp, dünyada ve ahirette kelime-i tevhidin manasını idrak ederek yaşayabilme bahtiyarlığına ulaşanlardan olabilmeyi nasip etsin inşallah!.

[MFS-TR-007]

Kozmik Frekans serisinin ilk yazısı ve yazara ait açıklama:

[embed]Kozmik Frekans Değerli okuyucularım, bu başlık altında, Sayın Mehmet Fikri SARICI beyefendinin yazılarından derleyerek oluşturduğum…medium.com


메타데이터
post_id
e349cb90c5ee
slug
cennet-kapısının-kilidini-açan-sihirli-söz-kelime-i-tevhid-e349cb90c5ee
url
https://medium.com/@canhakancan/cennet-kap%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n-kilidini-a%C3%A7an-sihirli-s%C3%B6z-kelime-i-tevhid-e349cb90c5ee
canonical_url
https://medium.com/@canhakancan/cennet-kap%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n-kilidini-a%C3%A7an-sihirli-s%C3%B6z-kelime-i-tevhid-e349cb90c5ee
author_url
https://medium.com/@canhakancan
status
ok
fetched_at
2026-07-15 22:08:41