← Back to list

Davulcu Bana Bırak

Hasta Asya Kaplanı ve Tarihsel Hesaplaşma

Mehmet Doğu · 2026-03-11 14:07 · 0 claps · 4.8 min read
#çin #politics #dünya #japonya #siyaset
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🏛️ · Politics

Davulcu Bana Bırak

Hasta Asya Kaplanı ve Tarihsel Hesaplaşma

31 Ekim, 2025, Kyodo/Reuters

31 Ekim, 2025, Kyodo/Reuters

“Tayvan’a karşı kuvvet kullanılması Japonya için beka tehdidi yaratabilir.” Bu basit cümle, bir aydan uzun süredir Çin ve Japonya arasında henüz sonuçlarının tamamı öngörülemeyen bir krize sebep verdi. Sözün sahibi, Japonya’nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi her ne kadar ardından daha itidalli yorumlar yapsa da net bir geri dönüş yapmadı ve yapma niyeti var gibi de gözükmüyor. Henüz Kasım ayında Busan’da Xi Jinping ile tokalaşan Takaichi’nin bu açıklaması, ağır metalci ve davulcu geçmişini de düşünürsek istikrarlı gözüken ilişkilerde adeta bir “badum tsss” etkisi yarattı.

Takaichi’nin sözleri, ilk başta sebepsiz yere kaşınmak gibi görünse de bu açıklama Japon hükümetinin yeni solistinin ritim tutturamaması olarak ele alınmamalı. Geldiği siyasi “hanedanlık” itibariyle de, ağır metalci geçmişiyle bağdaştırmakta zorlandığım bir hayli muhafazakar ideolojik duruşuyla da Takaichi, Japonya’daki tarihsel revizyonizmin siyasi arenadaki etkisini temsil ediyor. Bu duruşunu, örneğin Japonya’nın soykırımcı ve savaş suçlarıyla dolu İmparatorluk mirasını çağrıştıran Yasukuni tapınağına düzenli ziyaretlerle dışavuruyor.

Ancak, iç popülarite hesaplarının ötesinde, ekonomik ve jeopolitik açıdan baktığımızda Japonya’nın giderek daha cüretkar hale gelen muhafazakar aşırı-milliyetçi zümresinin Çin’le ilgili politik dışavurumları konusunda daha itidalli davranması gerekiyor olabilir.

Ejderhayı Dürtmek

Çin, Takaichi’nin sözlerine beklenmedik bir sertlikte cevap verdi. Askeri ve diplomatik çevrelerin agresif açıklamaları ve Çin sosyal medyasında oluşan öfkeyle beraber, bir ay kadar bir sürede binlerce uçuş, seyahat, etkinlik ve diplomatik görüşme iptal edildi. Bu hızlı ve sert gerilime, Aralık başında Şangay’da konserin ortasında sahneden ekibi tarafından hızla indirilen bir şarkıcıyla da tanık olduk. Çin kamuoyunda, özellikle konserin apar topar iptali üzerine rahatsız hayranlar ve Japonya’ya öfkeli milliyetçiler arasında sosyal medyada tartışmalar olurken, Çin’in Osaka Konsolosunun X’te paylaştığı -ve sonra sildiği- “Eğer o sefil boynunu alakan olmayan işlere sokarsan, hemen kesilebilir!” paylaşımı da Japonya’da büyük tepkiyle karşılandı.

Çin’den neden böyle bir tepki yükseldiğini iki katmanda inceleyebiliriz. İlki, açıklamanın kendisiyle alakalı. Takaichi “beka sorunu” derken, bizim alıştığımız demagojik unsurdan ziyade, Japonya’nın anayasasında olan ve Öz Savunma Kuvvetleri’nin yetkilendirilme koşullarını düzenleyen hukukî bir terime atıf yapıyor. Bu bağlamda, “beka sorunu/tehdidi” durumunda Japon ordusunun yakın bir müttefikine destek için dışarıda harekat yapmasına meşruiyet sağlanıyor. Velhasıl kelam, Takaichi diyor ki, “Çin Tayvan’a karşı askerî güç kullanırsa Japonya olarak müdahale edebiliriz.”Bu, Avustralya ve Güney Kore gibi Amerika’nın bölgedeki en yakın müttefiklerinin bile takınmaktan çekindiği oldukça cüretkar bir söylem. Bu açıklamayla beraber, Takaichi açıkça Tayvan’da oluşabilecek bir askerî çatışmanın yeni bir Çin-Japon savaşına dönüşebileceğini dolaylı olarak ima ediyor.

Çin’den gelen tepkiyi arttıran bir diğer etken de tam olarak burada devreye giriyor: Takaichi ve temsil ettiği tarihsel-ideolojik örüntü. Takaichi’nin tarihi yeniden yazma isteği, bir diğer yönüyle yenik İmparatorluğun Çin’de ve Doğu Asya’nın tamamında işlediği haddi hesabı olmayan savaş suçlarının üstünün örtülmesini içeriyor ki bu da yeni bir durum değil. Japonya’nın savaş sonrası neredeyse hep iktidarda kalan “Liberal Demokrat” hükümetleri, ekseriyetle Japon savaş suçlarına dair muğlak ve kimi zaman örtük inkara varan tavırlar takındı. Takaichi’nin oldukça hassas olan Tayvan meselesi üzerinden Çin’le olası bir savaş imasında bulunması bu yönüyle Pekin’in pek çok kırmızı çizgisini aynı anda ihlâl eden bir yaklaşım. Keza Çin hükümeti de her ne kadar stratejik olarak ekonomi ve teknoloji alanında ilişkileri geliştirerek koruma isteğinde olsa da, Japonya’nın tarihsel revizyonizminden oldukça şikayetçi. Japon ultra-milliyetçi siyasi şeması giderek artan bir şekilde bu inkarcı politikayı dışavuruyor. Bu, iki halk ve iki ülke arasındaki ilişkiler açısından uzun vadeli gelişmeyi sakatlayan etkenlerden birisi.

Gerçek Tehdit

ABD’den yayılan monetarist karşıdevriminin ve 98’ Asya finansal krizinin sarsıntılarından beri tökezleyen bir Japonya görüyoruz. Salt istatistiki bir bakışla dahi Japon ekonomisi; “reel” manası büyüyememek olan %0.1’lik büyüme, azalan nüfusun beraberinde gelen demografik harcama yükü, istikrarlı bir şekilde GSMH (Gayri Safi Millî Hasıla) içindeki payı ve kârlılık oranı azalan imalat sanayii, negatif seyrini sürdüren bir dış ticaret açığı ve küresel piyasada şu ana değin itibarını korumuş olan yüksek teknoloji ihracatının kademeli azalışı karşısında zaten başa çıkması gereken tonlarca problemle karşı karşıya. Tüm bunlara, bir de Çinli şirketlerin küresel piyasalara sel olup akmalarının, gittikçe zayıflayan Japon imalat sektörüne ek kârlılık baskısı ürettiğini de eklediğimizde, bir anime karakterinin dahi bu işten “dostluğun gücüyle” falan kurtulamayacağını görebiliriz. Bu tablo bize Japonya’nın 70’ler öncesindeki görkemli ekonomik performansını, “rüzgar yükseliyor” dedirten günlerini değil, patlamış tekerleğiyle gitmeye çalışan küçük bir Mitsubishi arabayı hatırlatıyor. Ellerinde tek koz olarak matcha kalmıştı ancak onun da tedarik zinciri krize girmiş durumda. “Tamam be anladık da Japonya’nın eli armut mu topluyor kardeşim?” diyebilirsiniz ancak Japonya’nın Çin’e yapabilecekleriyle Çin’in Japonya’ya yapabilecekleri arasındaki fark “Manchester United, Bursaspor’a karşı” düzeyinde. Peki “Sercan mı, Rooney mi?” Bu soruya cevap verebilmek için, iki ekonominin iç içe geçtiği sektörleri incelemek gerekiyor.

Gerilimin ilk safhası, Çin’deki imalat, elektronik ve otomotiv sektörlerinde derin kaygı yaratmıştı. Fakat bu alarm durumu yerini sessiz bir bekleyişe bırakmış görünüyor. Artan sayıda Çinli iş insanı diplomatik kırılmayı ender bir fırsat olarak görmeye başladı. Yıllarca Japon şirketleri az önce saydığımız tüm sektörlerde baskın bir rol üstlendi. Fanuc ve Yaskawa’nın sanayi robotları, Denso ve Aisin’in otomotiv parçaları, elektronik malzemeler ve gelişmiş sensörler; bu Japon şirketler uzun zamandır Çin’in imalat sanayisinin en güvenilir tedarikçileriydiler. Ancak diplomatik gerilim bu hakimiyeti tehdit ediyor olabilir. Çoktandır Çinli şirketler, kilit sektörlerde hem ulusal hem de uluslararası pazarda Japon rakiplerine karşı rekabet etme kabiliyetlerini önemli düzeyde artırmışlardı. Ancak saydıklarımız ve daha birçok Japon şirket imalat sanayindeki yerlerini koruyorlardı. Gelgelelim diplomatik kriz, Pekin’e yıllardır vurguladığı “anahtar sektörlerde öz yeterlilik” politikasını beklenmedik bir anda Japonya aleyhine genişletme fırsatını sunabilir. Bu durumda, iki ülke sektörleri karşılıklı zarar görecekse de Çin’in bu zararı kısa sürede telafi etme şansı varken Japonya için aynı durum daha zor gözüküyor. Çin’den gelen turizmdeki sert düşüş şimdiden yerel sektörleri vurmuşken, uzun vadeli bir daralma Japonya’nın neredeyse büyümesi tamamen durmuş ekonomisine dışarıdan finansal destek olmaksızın toparlanma fırsatı vermeyebilir.

İnsan durup bakınca sorar herhalde: “Ne bu şiddet, bu celal?” Takaichi, ortadaki ekonomik ve diplomatik riskler apaçıkken neden böyle bir gerilim hattını kaşıma ihtiyacı hissetti? Uzun vadede, Tayvan sorununda Çin’i provoke eden bir yaklaşım pekâla giderek Çin’le sıcak çatışma fikrinden uzaklaşan ABD’yi erken bir hesaplaşmaya ittirme amacı güdüyor olabilir. Böylece, ABD’nin Çin karşısında Japonya’nın artan silahlanmasına ses çıkarmayacağı, hatta Japon ordusu üstündeki kısıtlamaları azaltacak veya tamamen kaldıracak bir sürece onay vereceğini (Doğu Bloğu karşısında Batı Almanya için olduğu gibi) düşünüyor olabilirler. Böyle bir strateji, hem Japonya’nın durma noktasındaki ekonomik büyümesini askerî harcama ve yatırımlarla ayağa kaldırmayı hem de bunu ABD’nin sağladığı meşruiyet alanında yapma rahatlığını sağlayabilir. Bu, Takaichi’nin ultra-milliyetçi destekçilerinin çizgisiyle de tutarlı.

Her ne kadar gerilimin odak noktasında yer alsa da, Tayvan sorunu oldukça karmaşık ve detaylı bir konu olduğu için ona bu yazıda genişçe yer veremiyoruz. Yine de şunu vurgulamak gerekir, Tayvan boğazında çatışmanın engellenmesi, bilhassa bütün Doğu Asya açısından “beka sorunu” niteliğinde. Japonya’nın olumsuz çıkışı, endişe verici bir gerilim unsuru olarak kabul edilmeli. Tam da bu noktada, Çin’in de kimi vakalarda abartılı bir raddeye varan tepkisinin, Takaichi’nin ülkesindeki halk desteğini oldukça arttıran bir etki yarattığını söylemek gerekiyor. Bu, gerilimin iç siyasi hesaplarla tırmandırılması veya kronikleşmesi sonucunu yaratabilir. Ancak Japonya, böyle bir gerilimi ABD desteği olmadan sürdürecek ekonomik ve jeopolitik güçten yoksun. Asya’nın yaşlanan kaplanı, Çin ile gerilim yoluna düşerek Tayvan boğazında barışçıl çözüme gölge düşüren bir yol değil, Doğu Asya’nın istikrarlı ve ortaklaşa kalkınmasını destekleyen bir yol izlemeli. Aksi takdirde, Japonya Atlantik’in bir uzvu olma rolüne hapsolabilir. Şüphesiz emekli davulcumuz Takaichi, bu olduğunda davulun sesinin uzaktan hoş geldiğini anlayacaktır. Ancak bu sefer, davulcu Pekin’de olabilir.

Not: Bu yazı ilk olarak Galatasaray Üniversitesi Uluslararası Hukuk ve Diplomasi Kulübüne ait olan “Inter Alia” Uluslararası Gündem ve Politika dergisinde yayınlanmıştır.


메타데이터
post_id
e3c580fa7c90
slug
davulcu-bana-bırak-e3c580fa7c90
url
https://medium.com/@doguciftci06/davulcu-bana-b%C4%B1rak-e3c580fa7c90
canonical_url
https://medium.com/@doguciftci06/davulcu-bana-b%C4%B1rak-e3c580fa7c90
author_url
https://medium.com/@doguciftci06
status
ok
fetched_at
2026-06-22 05:41:33