← Back to list

Ayet Fırlatıcılığı ve Fikirleri Allah’a Dayandırmak Üzerine

Aslında daha kapsamlı ve daha açık bir yazı hazırlamayı istiyordum ama yazının bu hali de şimdilik yeterli diye düşünüyorum. Yeri geldikçe…

m. batuhan şahin · 2020-06-07 12:59 · 1 claps · 3.1 min read
#hidayet #tekfir #sıratı-müstakim #fırkalaşmak
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🛠️ · Crafts & DIY

Ayet Fırlatıcılığı ve Fikirleri Allah’a Dayandırmak Üzerine

Aslında daha kapsamlı ve daha açık bir yazı hazırlamayı istiyordum ama yazının bu hali de şimdilik yeterli diye düşünüyorum. Yeri geldikçe ekleme yapar, ekleme yaptıkça duyururum inşallah.

Bir sorun hakkında konuşmak istiyorum.

İsmet Bey’den alıntı yapayım:

“Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin.. … Ey hayat rengini sazendelik sanan Yırtlaz kalabalık! Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi, Hepiniz kulak verin.”

Hazırsak başlıyorum.

Sorunun adını “ayet fırlatmaca” koydum. Yeni önerilere açığım.

Yazmanın temel itkilerinden birisi sav sahibi olup, onu savunmaktır. Dolayısıyla kimse kendisinin haksız olduğunu iddia ederek yazmaz. Haksız olduğunu bilerek yazanlar da var ama onlara münafık diyoruz ve onlar konumuz dışı.

Haklı olduğuna inanan / güvenen, haklı olduğundan emin olan şahıs, kendisinin hak olarak tanımladığı konumundan aldığı cesaretle muhataplarına konum atayıp onları tanılıyor — tanımlıyor. Sorunumuz da burada (savıyla, savları savmak aşamasında) başlıyor. Muhataplarını konumlandıran savcımız mevcut konumunu borçlu olduğunu iddia ettiği Kur’an’ı Kerim’den mevcut duruma ve durumuna uygun ayetler bulup muhatabına “fırlatmaya” başlıyor.

Konumundan son derece emin olan savcımıza, konumuna yönelik eleştiri getirildiğinde rahatlıkla “Kitap’ı okuyup durdukları halde, Yahudiler: “Hıristiyanlar geçerli bir inanç üzerinde değildirler.”; Hıristiyanlar da: “Yahudiler geçerli bir inanca sahip değildirler.” derler. Kitap’tan habersiz olanlar da onların sözlerinin aynısını söylediler. Allah, onların anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet Günü hüküm verecektir.”(2.113) ayetini okuyup muhatabını “Kitab’tan habersizlikle” hatta “öncekilere benzemekle” itham edebilmektedir.

Tabi kendisine ayetle karşılık verilen 2. savcımız da, itiraz ettiği 1. savcının inancının sağlam bir temele oturmadığını, kitabın bütünüyle hüküm verilmesi gerektiğini “De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı ve İncil’i ve Rabb’inizden size indirileni gereğince uygulamadığınız sürece inancınızı sağlam bir temele oturtmuş olmazsınız.” Yemin olsun ki, Rabb’inden sana indirilmekte olan şey, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü elbette artırır. O halde gerçeği yalanlayan nankörlere üzülme.”(5.68) ayetini “fırlatarak” ifade edecek, 1. savcının bu denli sert çıkış yapmasını da “rabb’den indirilenin ‘onların’ azgınlığını ve küfrünü artırmasına” bağlayıp kendisini tatmin edecektir.

Yani iki taraf da muhatabını temelsizlikle itham edebilecek, üstelik bu iddialarına dayanak olarak da Allah’ın ayetlerini gösterebileceklerdir. Neticede ortada aynı Kitab’ın mümini olduğunu iddia eden ama birbirini tekfir eden 2 taraf olacaktır.

Birkaç örnek daha vermek istiyorum. Yukarıdaki 1. ve 2. savcının tartışmasının devamını kurgulayalım.

2 taraf da mevut konumlarından aldıkları cesaretle birbirlerini temelsizlikle, bir şey üzerine olmamakla itham etmekte, kurtuluşun “rabden indirilenlerin ikamesinde / yürürlülüğe koyulmasında / sürdürülmesinde” olduğunu beyan etmekte ve bu ikamenin de ancak ikamet ettikleri konumlarında / konumlarıyla mümkün olduğunu büyük bir güvenle iddia etmektedirler.

2 taraf da kendisinin hak yolda olduğunu iddia ederek, “emrolundukları gibi dosdoğru” olduklarını düşünüp birbirlerini uyarmış, belki de aralarında müzakere, münazara, fikir teatisi başlamıştır. Fikir alışverişlerini fikir değişimlerinin takip etmesi doğaldır. İşte burada birtakım endişeler baş göstermektedir. “hak yoldan sapmak / saptırılmak” endişesi.

Velhasıl tartışmalar sonucunda fikir birliği sağlanamayıp tekfirler edildikten sonra iki taraf da kendi aralarında ya da birbirlerine karşı şu ayetleri okuyarak ferahlayacaktır: “ ‘Tallahi az kalsın beni de mahvedecektin.’ dedi.(37.56)

Bu ayetle muhatap alınan taraflardan birisi, karşı tarafa “‘Şayet ilahlarımıza bağlılıkta kararlı olmasaydık, neredeyse bizi saptırıyordu.’ diyorlar. Azabı gördükleri zaman kimin sapkın olduğunu görecekler.(25.42) ayetini okuyarak, kendisini cehennemlik olmakla tehdit edenlere karşı kendince iğneleme yapabilecektir.

Tabi okunacak ayetler bunlarla sınırlı değil. Taraflardan birisi “İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Elçileri, onlara apaçık delillerle gelmişlerdi. Ama daha önce yalanladıkları için inanmadılar. İşte Allah kafirlerin kalplerini böyle mühürler.(7.101) ayetini okuyarak diğer tarafı “daha önce yalandığı için iman etmemek / edememekle” itham edebilecek; pek tabi karşı taraf da “Onlar sizi fark ederlerse, sizi taşa tutarlar veya kendi milletlerine döndürürler. O zaman, kesinlikle ebediyen kurtuluşa eremezsiniz.(18.20) ayetini okuyup “kafirlerin milletine girmemiş olmakla” ferahlanacaktır.

Ve bu 2 taraf gerek kendilerine gerek karşı tarafa “sen onların milletlerine uymadıkça senden asla razı olmazlar.”(2.120, bir kısmı) ayetini okuyarak inançlarına olan güvenlerini tazeleyecek, “imanlarına iman” katacaklardır.

Yani arkadaşlar, mesele birbirimize ayet fırlatıp kanaat pazarlaması yapmaksa Kitab’ta 6236 ayet; piyasada milyonlarca kanaat bulunmakta. Bizlere “cımbız”dan daha farklı bir şey lazım.

“Peki sonra? Sonra ne yapalım? Cımbızsız ve gözlüksüz okuyalım da, nasıl okuyalım?” Usul lazım. Devamını bilmiyorum.

Örnekleri çoğaltmak, yazıyı uzatmak mümkün. Bu satırları yazarken dahi “fırlatmalık” bir çok ayet aklıma geliyor… “Kimse kimseyi tekfir etmesin”, “birbirimizi uyarmayalım”, “hakikati ulaşılmaz ilan edelim” demiyorum. Ayet cımbızlayıp, at gözlüğü takmaktan vazgeçelim diyorum. Zira geldiğimiz yolu unutup, bulunduğumuz her konumu “Allah’ın yol göstermesi neticesinde edinilmiş hidayet” olarak görmek bir yerden sonra körleşmeye, Allah muhafaza, Allah’a iftira etmeye götürür kişiyi. Bir hidayet iddiası düşünün ki geçmişte kendisine Allah’ın hidayet ettiğini düşünmüş, bununla sevinmiş; günümüzdeyse geçmişteki halinden Allah’ın hidayeti sayesinde tevbe etmiş… Allah senin hangi haline hidayet etti? Geçmişine mi, şimdine mi? Yoksa ikisine de mi? Geçmişte sapıkken kendini hidayet üzere adlandıran sen, şimdi neye dayanarak kendini hidayet üzere sanıyorsun?

Böyle bir hidayet hayal edebiliyor musunuz? Fikirler öldü, yaşasın yeni fikirler… Eski hidayet yalandı, şimdiki gerçek. ?

“Ben rabbime gidiyorum. O bana yol gösterecek” diye diye, her birini Allah sanarak, kaç rabb eskittik?

Yani her halinizi Allah’a izafe etmekten vazgeçin. Halini Allah’a izafe edebilen de, edebiliyorsa o hal üzerinde sabit kalmak üzere dua etsin.

“Bizi sıratı müstakime hidayet et.”(1.6)

Muhammed Batuhan Şahin

07.06.2020


메타데이터
post_id
e400f1dabca6
slug
ayet-fırlatıcılığı-ve-fikirleri-allaha-dayandırmak-üzerine-e400f1dabca6
url
https://medium.com/@benmbs/ayet-f%C4%B1rlat%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-ve-fikirleri-allaha-dayand%C4%B1rmak-%C3%BCzerine-e400f1dabca6
canonical_url
https://medium.com/@benmbs/ayet-f%C4%B1rlat%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-ve-fikirleri-allaha-dayand%C4%B1rmak-%C3%BCzerine-e400f1dabca6
author_url
https://medium.com/@benmbs
status
ok
fetched_at
2026-07-29 00:59:51