İslam, İslamcılık ve Sol
(İslam- Ahlak- Siyaset II)

İslam, İslamcılık ve Sol
(İslam- Ahlak- Siyaset II)
Günümüzde İslam’ı kendisine bayrak yapan, İslami yönetim kurduğunu iddia eden gruplar çoğunlukla ya şeriatçı totalitarizme ya da cihatçı terörizme yöneliyor. Şeriat ve Cihad kavramları Kur’an’da geçtiğinden kimi Müslümanlar, bu kavramların kötü şekilde kullanılmasından rahatsız fakat aslında tüm dünyanın “Siyasal İslam” “Radikal İslam” “İslami Terör” gibi kavramlar kullanması ve bu bağlamda cihad ve şeriat kavramlarının da eleştirilmesi dünyanın gerçeklerine dayanıyor. Şayet kendilerini “mücahit” olarak tanımlayan kişiler, terör faaliyetlerine katılıp masum insanları katletmeseydi kimse bu kavramları olumsuz anlamda kullanmazdı. “İslamofobi” adı üzerinde İslam’dan korkan kişilerin görüşünü yansıtıyor, çünkü kendilerini gerçek Müslüman olarak tanımlayan kişiler kadınları sosyal hayattan soyutluyor ve kendilerinden olmayana zulmediyor. “İslamofobi” kimi zaman faşizme savrulabiliyor -Kur’an yakma eylemleri gibi- ama genel olarak Taliban, IŞID, El Kaide gibi yapılara bakarak insanların İslam’dan korkması anlaşılabilir. Müslüman kamuoyu ise sürekli bir “Gerçek İslam” arayışında, Müslüman terör örgütlerinin, İslam’ı temsil etmediğini söylüyorlar. Bu yazı dizisinde, elimden geldiğince, İslam dininin teopolitik incelemesini yapmaya ve ayrıca bir Müslüman olarak tüm bu olaylara bireysel olarak nasıl baktığımı açıklamaya gayret edeceğim.
İDEOLOJİ OLARAK İSLAM
İslam hiç şüphesiz bir dindir, siyasî ideoloji değil. -Bu İslam’ın siyasal bir tavrı olduğu gerçeğinin inkârı değildir.- Fakat İslamcılara sizin ideolojiniz ne diye sorarsanız, “Biz sadece Müslümanız” cevabını alabilirsiniz. Çünkü İslam, İslamcılar için bir ideolojidir. Seyyid Kutub gibi isimler sürekli dinlerini Komünizm ile Kapitalizmle kıyas ederler ve İslam’ın fikir olarak hakim ideolojileri galebe çaldığını düşünürler. Ülkemizden örnek vermek gerekirse “Ümitvâr olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür seda İslam’ın olacaktır” diyen Said Nursi düşünülebilir. Kısacası, İslamcılık için İslam, din olmasının yanında kapsamlı bir siyasî bir ideolojidir. Oliver Roy’un dediği gibi:
“Bu nedenledir ki İslamcı hareket kendisini, bir din olduğu kadar bir siyasal ideoloji olarak da tanımladığı İslam’da temellenen bir sosyopolitik hareket olarak algılamaktadır. Bunun bir kanıtı İslamcıların, kendi düşünceleriyle öteki dinler arasında değil de, 20. yüzyılın büyük ideolojileri (Marksizm, faşizm, ‘kapitalizm’) arasında düzenli olarak bir çatışma-simetri yaratmalarıdır.” (1a)
Fakat şunu söylemek gerekiyor ki İslamcılık, orijinal bir görüş sayılmaz. Aslında İslamcılar, Marksizmin kızılını yeşile boyayıp ortaya çıkmışlardır. Yazının ilerleyen bölümlerinde bu bariz benzerliği İslamcılığın ve Sosyalizmin temel kavramları üzerinden açıklamaya gayret edeceğim ancak önce İslam’ın kendisinin ne kadar solda olduğunu incelemekte yarar görüyorum. İlk duyulduğunda garip gelse de Kur’an’da bir hayli sol ifade geçmektedir. Türkiye’de halk tarafından sağcılık dindarlıkla, solculuk ise dine mesafeli olmakla bir tutulduğu, solcuların bir kısmı Kur’an’ı detaylı bir şekilde okumadığı ve halkın sözde sağcı olan çoğunluğu da solculuğun ne demek olduğunu bilmediği için İslam, sağ kavramlarla tanımlanır olmuştur. Oysa başta Zekat olmak üzere İslam’ın belli kavramları sağa değil sola. yakındır. – Burada Müslümanlar solcu olmak zorundadır gibi bir iddiam elbette yoktur ve İslam’ın pekala sağa yakın hükümleri de mevcuttur- İslam’ın ilk devrindeki bir isim olan sahabi Ebu Zer’in sözlerine baktığınızda siyasi yelpazenin solunda, Peygamber’in en yakınlarından bir kişi ile tanışırsınız. Öyle ki Ebu Zer, “Gece yatağa aç girip de sabah kılıcını kuşanmayan adama şaşarım” diyen, Muaviye’nin saray inşa ettirmesine karşı çıkan bir kişidir. O sebepten olacak ki solcu Ali Şeriati, Ebuzer’i şöyle anlatır kitabında:
“ “Mal Allah’ındır” demek, servet Allah’ındır demektir. Ve burada “Allah’ındır” ifadesi “İnsanlarındır” anlamındadır. Bu tefsiri, bu asrın dünya görüşlerinin etkisinde kalarak ben yapmıyorum. Bu ayeti böyle anladığı için Ebuzer, Muaviye’nin yakasına yapışarak şöyle diyor: “Sen halkın malını yemek için ‘Mal Allah’ındır’ diyorsun. ‘Mal Allah’ındır.’ Yani Allah’ın olduğuna göre ve ben de Allah’ın halifesi olduğuma göre malı kendim yerim veya dilediğim kimseye verir, dilediğimden de alırım!” “ (2)
1400 sene öncesinden bahsediyoruz, o sebepten her şeye rağmen sol-sağ kavramlarını bugünkü anladığımız anlamla birebir kullanmak doğru olmayabilir belki ancak Kur’an, özellikle devrine göre analize tabi tutulduğunda, sola yakın duran birçok hüküm içerir. İslam’daki sol bakışın radikal soldan farkı, özel mülkiyetin serbest olması ve bireye daha çok önem verilmesidir. Fakat Kur’an, servetin sadece zenginler arasında dolaşmasına bariz bir şekilde itiraz etmektedir:
“Allah’ın (başka) beldeler halkından alıp resulüne fey’ olarak verdikleri, Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir; içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet olmasın diye böyledir(…)” (59/ Haşr, 7) (3)
Marksist bir kişi şunu söyleyebilir, “ama en nihayetinde, dinler egemen sınıfın çıkarı için kurallar koyar, özellikle din adamları sınıfı, halkı sömürmenin bir aracıdır” İşin ilginç tarafı şudur ki Kur’an da ruhban sınıfından rahatsızlık duyar:
“34.Ey iman edenler! Bilin ki yahudi din bilginlerinin ve hristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem verici bir azapla müjdele! 35. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılıp alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacak: İşte yalnız kendiniz için toplayıp sakladıklarınız; tadın şimdi biriktirip sakladıklarınızı!” (9/ Tevbe, 34–35) (3)
Bölümün başında da ifade ettiğim üzere, İslam bir dindir, ideoloji değil. Ancak Kur’an, okunduğunda dönemin konjonktürel hükümleri bir kenarda tutulursa, İslam’ın hükümleri siyaseten sola daha yakındır. Tabii ki dindarlar, politik görüşlerine göre farklı yorumlarla Kur’an’ı okuyabilirler ancak teoride, İslam ile milliyetçiliği harmanlamak, İslam ile solu harmanlamaktan çok daha zordur. Buna rağmen, Türk- İslam sentezi garip bir şekilde halk tabanında tutmuşken Sol- İslam, halk arasında rağbet görmemiştir. Fakat yine de sol İslam’ı savunan aydınlardan sayılabilecek örnekler mevcut. Türkiye’de Marksist literatüre önemli katkılar vermiş “Tarih Devrim Sosyalizm” kitabının yazarı Hikmet Kıvılcımlı, İslam’ı sol olarak yorumlayan bir aydındı. 1957 yılındaki konuşmasını okuduğunuzda çok ilginç bir tabloyla karşılaşırsınız: Konuşmasına “Müslüman İstanbul’umuzun” diye başlayarak emek konusuna dair Necm Suresi’nin 39. ayetinden örnek veren, ezan okununca konuşmasına ara veren bir Marksist.(4) Bugün de kendisini “Anti- Kapitalist Müslüman” olarak tanımlayan İhsan Eliaçık gibi kişiler var. Dünyada ise Ali Şeriati, Mahmud Muhammed Taha gibi birçok isim sayılabilir. Siyasal İslam tarihinde önemli bir yeri olan Seyyid Kutub da sol fikirlerden bir hayli etkilenmiştir. Türkiye’deki sol İslam yorumuna dair benim kanaatim şudur: Bu yoruma katılın ya da katılmayın ama hem Hz. Peygamber’i “Arap Muhammed” diye hor gören Nihal Atsız’a hem de İslam’a sahip çıkanların yanında teorisinin belli eksikliklerine rağmen Sol- İslam daha tutarlı bir görünüm arz etmektedir.
KIZIL ZEMİNE YEŞİL BOYA: SİYASAL İSLAM
İslamcılar için İslam, her türlü ideolojiden daha üstün ve kapsayıcı bir ideolojidir. Eskiden Türkiye’de İslamcıların kullandığı meşhur bir slogan vardı: “Şeriat gelecek/ Vahşet bitecek” Her türlü dünyevi sorunun Şeriat’la çözülebileceğine inanmış ütopik kişilerdi İslamcılar. Kafaları hülyalar ile tütsülenmişti. Hayallerine aşık olmuş, gerçek dünyadan kopmuşlardı. İşte tüm bu sebeplerden dolayı, hep özlemini çektikleri “İslam Medeniyeti”ni asla kuramadılar, adalet değil zulüm getirdiler ülkelerine. Şeriatın her sorunu çözecek anahtar muamelesi görmesi, bir ölçüde kimi Marksistlerin durumunu da anımsatıyor insana. Halil Berktay bir konuşmasında şöyle diyordu:
“12 Mart döneminde Mamak Askerî Cezaevi’nde yatarken, aramızda cereyan eden bazı tartışmaları hatırlıyorum. İçimizden geleceğin sosyalist toplumunda, bütün diğer bilimlerin ortadan kalkacağını ve bir tek Marksizmin kalacağını, Marksizmden başka hiçbir şeye gerek olmayacağını, zaten Marksizmin böyle bir bilimler bilimi olduğunu ve dolayısıyla ayrı ayrı tarih, iktisat, sosyoloji, antropoloji vs. gibi bilim dallarına gerek kalmayacağını ciddi ciddi savunan, hadi diyelim ki gençlik nahifliği ve cehaleti içinde bunu savunan, dogmatizmin dogmatizmi demek olan bu pozisyonu benimseyen insanlar çıkıyordu.” (5)
Ayrıca İslamcılık, özgün bir siyasal anlayış yaratamamış, genellikle Marksist literatürdeki kavramları İslâmî hâle sokmuştur:
“İslamcılar, ya Marksizmden veya Batılı siyaset biliminin kavramlarından ödünç aldıkları kavramsal bir anakalıbı Kurani bir terminolojiyle ya da bu anakalıbı İslamileştirdiği varsayılan yeni sözcüklerle dolduruyorlar.
Kur’an’dan gelen terimler: şura (konsey), hizip (parti), tevhid (birlik), mustazaf (mazlum), ümmet (müminler topluluğu), cahiliye (bilgisizlik), modern siyasal bağlamda yorumlanıyor. (demokrasi, siyasi parti, sınıfsız toplum, toplumsal sınıflar vb.) Yeni sözcüklere (kökleri mevcut olan ama lafzı olmayan) de rastlanıyor: hakimiye (egemenlik), sevre ve inkılap (devrim)” (1b)
“Bu militanlar siyasal formasyonlarını din okullarında almadılar, üniversite kampüslerinde ve normal okullarda edindiler, buralarda Marksist militanlarla yan yana yaşadılar ve çoğu kez kavramsal alanı (özellikle devrim düşüncesini) onlardan devşirerek, bunu Kuran’dan alınma bir terminoloji ile donattılar (örneğin ajitasyon/ propagandayı davet sözcüğüyle karşıladılar.) Hem Leninist tipteki partileri (burada emir genel sekreterin, şura ise merkez komitesinin yerini almıştır) hem de sufi tarikatları anımsatan bir çerçeve içinde ‘örgüte’ vurgu yapılmaktadır.” (1c)
Marksizm ile İslamcılığın benzemesi sadece kelimelerle sınırlandırılılamayacak düzeydedir. İkisi de modern Batı’nın servet paylaşımının sınıflar arasında adaletsiz dağıtıldığını vurgulayarak şu ya da bu şekilde alt sınıf savunucusu kesilirler. Günümüzde İslamcı gruplar için de Marksistler için de Batı, emperyalisttir, refahını sömürgeciliğe borçludur. Öte yandan İslamcılar da Sosyalistler gibi “birey”e mesafeli ve cemaat kavramına yakındır. Sosyalistler, “bilinçlendirir”; İslamcılar “tebliğ/ davet eder”. İki anlayış da dogmatiktir, değişime direnir. (Ortodoks Marksistlerin birçok kişiyi reformcu veya revizyonist olarak suçlaması ya da İslamcıların dinci dogmatizme sarılmaları buna örnek verilebilir.) Liberal Batı karşısında sosyalizmin yenilgisinden sonra, İslamcılığın yükselmesi tesadüf değildir, iki siyasal anlayış da rekabet karşısında dayanışmayı, birlik içinde olmayı önemser. İslamcılar soldaki dayanışma tabirini “Vahdet Toplumu” olarak ele almışlardır. Sosyalistler gibi İslamcıların da lider ve düşünür kadrosu iyi eğitimliyken, takipçileri genellikle alt sınıflardandır:
“Ellili yıllarda Kahire’de ve Tahran’da kızıl bayrakların ya da ulusal bayrağın altında gösteri yapanlar, bugün yeşil sancağın arkasında yürüyorlar. Hedefler aynı; yabancı bankalar, gece kulüpleri, Batı’ya yaltaklanmakla suçlanan yerel yöneticiler. Bu süreklilik, yalnızca pek değişmeyen muhalefet çevrelerinde değil, bireysel planda da belirginleşiyor: Altmışlı yıllarda Nasırcı ya da Marksist olan bir kişi, bugün İslamcıdır.” (1d)
İsmet Özel’in “Müslüman Komünist olmaz, Müslüman zaten Komünisttir!” sözünü bu bağlamda ele alarak tekrar düşünmek zorundayız. İsmet Özel gibi birçok kişiyi değerlendirirken onların fikirlerinden döndüğünü, artık radikal soldan uzaklaştıklarını düşünüyoruz, oysa aynı yerde duruyorlar, sadece kızıl ruhlarının üzerine yeşil giysi giydiler. Hâlâ bireycilikten nefret edip kolektivist anlayışın kanatlarına sığınıyorlar. Eskiden arkadaşlarının ismi “Yoldaş”tı, şimdi “Mümin”. Fark etmez, zira hâlâ sürüden ayrılanı kurt kapıyor onlar için. Hâlâ idealleri kutsal. Hukukun siyasetin fahişesi olduğuna, hukuk kurallarının davalarının veya devrim hedeflerinin önünü tıkayan lüzumsuz şeyler olduğuna inanıyorlar. “Tek yol”cu dogmatizmleri devam ediyor. ( Altını çizeyim burada eleştirdiğim solcular asla sosyal demokratlar değil, aynı şekilde eleştirdiğim dindarlar da kendi hayatlarında dinlerini yaşayan kişiler değil. Benim eleştirdiğim kişiler, dünyada cennet kurma hayali ile yaşayıp kendinden olmayanların hayatını cehenneme çeviren şahıslar.)
Kıymetli gazeteci Mehmet Ali Birand’ın 28 Şubat belgeselinde Fatih Altaylı, İslamcılık ile Marksizm arasında şöyle bir bağlantı kuruyordu:
“Mesut Yılmaz bir gün Erbakan’ı eleştirirken şöyle demişti: ‘Bunların dışı yeşil, içi kırmızıdır’ demişti. Türkiye’de İslam’ın yükselişinin sosyal olarak nereye dayandığını görmek için 1970’lere gitmek lazım. Yani, hatırlarsınız, 1970’lerde, gecekondu mahalleleri oluşmaya başladığı zaman, özellikle İstanbul’un çevresinde, Türk solu, buralardan bir Marksist geleneğin çıkacağını, Marksist geleneğin buralarda kökleşeceğini düşünmüştü. İşte oradan bir proletarya oluşacağını düşünmüştü. Ama öyle olmadı. Oralardan İslâmî kesimin çıktığını gördük(…) Solun bıraktığı boşluğu, İslami isimler altında ama büyük ölçüde sol mesajlar vererek Türkiye’deki İslamcı partiler ele geçirdiler.” (6)
İslamcılıkla radikal solun bir diğer benzerliği de erdeme olan bağlılıklarıdır. Radikal sol ideolojiler, devrim ve sonrasında insanın dayanışmacı tarafının hırslı yanını yeneceğini ve en son aşamada komünist toplum kurulduğunda devletin ve paranın dahi ortadan kalkacağına inanırlar. Çünkü insan aslında radikal solun tanımına göre iyidir. Aynı şekilde İslamcılar da vahdet toplumu kurulduğunda hırsların biteceğine inanırlar. Dünyada cennet hayali kurar iki kesim de. Halbuki bu, dünyanın gerçeklerine göz kapamaktan başka bir şey değildir.
Fakat her şeye rağmen şunu söylemek gerekiyor ki İslamcılık, Marksizmden çok fazla beslendi ise de, İslamcıların sosyal bilimlere Marksistler kadar büyük bir entelektüel katkıları olmadı.
Bu bölümün sonunda bir noktayı özellikle belirtmek isterim: Gerek İslamcılık gerek Sosyalizm, birey kavramının üzerinde yeterince durmayıp kolektivizmi vurguladıkları için egemen oldukları yerlerde kaçınılmaz olarak totalitarizme savrulmuşlardır.
KAYNAKÇA
1- Oliver Roy, “Siyasal İslam’ın İflası” , Syf. 59(a), 60(b), 19(c),20(d), Metis Yayınları.
2- Ali Şeriati, “Dine Karşı Din”, Syf. 42, Fecr Yayınları.
3- Hayreddin Karaman, Mustafa Çağrıcı, İbrahim Kâfi Dönmez, & Sadrettin Gümüş, “Kur’an Yolu: Türkçe Meâl ve Tefsir” Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.
4- Hikmet Kıvılcımlı, “Eyüp Konuşması”, Derleniş Yayınları. https://derlenisyayinlari.org/wp-content/uploads/2003/04/Hikmet-Kivilcimli-Eyup-Konusmasi.pdf
5- Serbestiyet, “Solun Kültür Serüveni 12 | Halil Berktay: Marksizmin Benzersizliği”, Dk: 10.14- 11.01., YouTube.
6- 32. Gün, “28 Şubat Belgeseli | Tek Bölüm | 32. Gün Arşivi”, Dk: 1.25.20- 1.26.19, YouTube.
메타데이터
- post_id
- e4f945cb5b7d
- slug
- i̇slam-i̇slamcılık-ve-sol-e4f945cb5b7d
- url
- https://medium.com/@keremyakut2004/i%CC%87slam-i%CC%87slamc%C4%B1l%C4%B1k-ve-sol-e4f945cb5b7d
- canonical_url
- https://medium.com/@keremyakut2004/i%CC%87slam-i%CC%87slamc%C4%B1l%C4%B1k-ve-sol-e4f945cb5b7d
- author_url
- https://medium.com/@keremyakut2004
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-16 07:02:18