Pera Palas’ta Gece Yarısı
Türkiye’de Netflix’in her daim kaliteli işlere imza atmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Atiye ve Hakan Muhafız ile bir ivme…
Pera Palas’ta Gece Yarısı
Türkiye’de Netflix’in her daim kaliteli işlere imza atmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Atiye ve Hakan Muhafız ile bir ivme yakalamış olmalarına rağmen beklentileri tam anlamıyla karşılayamadı. Tüm yapımların dışında kalan Bir Başkadır ise zaten hem Netflix özelinde hem de genel klasmanda yapılan en iyi işlerden biriydi. Bir Başkadır ile birlikte içeriklerini zenginleştireceklerini ve kalite standartlarını yükselteceklerini düşünsem de Pera Palas’tan hemen önce yayına giren UFO ve Aşk Taktikleri ile deyim yerindeyse biz bu işten anlamıyoruz diye hem sektöre hem tüketiciye bangır bangır bağırdılar. Şu an için konumuzla ilgili olmasa dahi bu iki yapımdan kısaca bahsetmek gerek.
Türk izleyicisi kendi dilinde yapılan kaliteli işlere aç susuz kalmış durumda, çıkan her yeni içeriği ise hızlı bir şekilde tüketmeye de alışık. Hal böyle olunca özellikle “kaliteli” içerik bekleyen izleyicilerin ücret ödediği platformlardan beklentisi bir hayli yüksek. Bir platforma ücret ödemenin en temel motivasyonlarından biri bu hatta, televizyon kanallarında yer almayan içeriklere ulaşabilmek; fakat bu beklentinin biliniyor olmasına rağmen herhangi bir televizyon kanalının yayınlayabileceği vasat işlerin bu platformlarda da yer alması izleyicinin hayal kırıklığını ikiye katlamış durumda. Hele ki Aşk Taktikleri, her açıdan bakıldığında 10 yıldır sürekli gördüğümüz, görmekten ve izlemekten oldukça sıkıldığımız ve hatta yerden yere vurduğumuz standartlarda bir film. Netflix gibi içerik yelpazesi oldukça geniş, tüm kategorilerinde oldukça kaliteli yapımları bulabileceğimiz bir platformun böyle bir filmi içerik olarak bize sunabilmesi gerçekten büyük bir hayal kırıklığı.
Ufo filmi hakkında ise yazmaya bile gerek olmadığını düşünüyorum. Diyeceklerim hepinizin düşündüklerinden farklı değil. İzleyici bazında yeni içeriklerini herkesin heyecanla beklediği işleri olması gerekirken özellikle vizyonu açık bir şirket olarak düşündüğümüz Netflix, Disney’in ve Amazon’un Türkiye’ye gelmesi ve Blu tv, Gain gibi şirketlerin neredeyse bütün işlerinin Netflix’ten daha iyi olmasıyla birlikte yavaş yavaş yeni Flash tv olma yolunda emin adımlarla ilerliyor diyebiliriz.
İster kabul edelim ister kabul etmeyelim Türkiye dizi ihracatı konusunda gerçekten ileri seviye bir ülke. Yapılan işlerin çoğu Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya hatta Avrupaya kadar ihraç ediliyor. Bu noktada ihracatla birlikte kendi kültürünü de pazarlayan Türkiye ihraç edilen işlere baktığımızda bu zamana kadar hep aynı tarz denilebilecek bir kültür pazarlıyor. Osmanlı içerikleri, kadın cinayetlerinin hat safhada olduğu işler ve klasik aşk dizileriyle kültür erezyonunu dibine kadar pazarlayarak dizilerin izlenildiği ülkelerde algı yönetimini çok da doğru yapamıyor. İşte bu nokta da Pera Palas tarihi işler bölümünde yeni bir kırılma yaratıyor. Pazarlanan kültür Mustafa Kemal’in olmadığı veya suikaste kurban gitmesinin bir ulusun kaderini hangi ölçüde değiştirebileceğini gösteriyor. Amerika’nın yüz yıldır aynı sistemle işlediği dizi film kültürü, emperyalizmi kullanma mantığı ile aynı olan Pera Pelas algı yönetiminin başarılı olduğu işler arasında kendisine yer bulmakta.
Bu noktadan sonra spoiler içermektedir.
Dizi aykırı gazetecimizin işe gitmesi ve hemen arkasından patronu tarafından azarlanması ile başlıyor. Bu noktada ana karakterin evinde mühürlü ve hiç açılmamış çocuk esirgeme yurdundan gelen bir zarf görüyoruz. Genel olarak aykırı ve savurgan tavırlarıyla karşılaştığımız çocuksu heyecanı olan tez canlı kahramanımızı dizi boyunca aynı heyecanla izlemeye devam ediyoruz. Patronu tarafından tarihi Pera Pelas hakkında klasik bir yazı hazırlamak için gönderilen kahramanımız, Pera Palas’ın müdürü ile buluşuyor ve bu eşsiz otel hakkında küçük bir gezinti yaparak oteli tanımaya başlıyoruz. Mustafa kemalin kaldığı odaya geldiğimizde ise Piraye ile tanışıyoruz ve karakterimizi Pera Palasın zaman makinesi ile geçmişe gönderiyoruz.
Bu noktadan sonra dizi bizi sürekli Mustafa Kemal’i ve Mustafa Kemal ile birlikte milliyetçilik duygularını sömürmeye başlayacakmış gibi düşünsekte bunu sadece kahramanımızın İngilizlerin masasına oturduğu ve “geldiğiniz gibi gideceksiniz” nutukları attığı sahne dışında neredeyse hiç yapmıyor. Ters köşe olduğumu itiraf etmeyelim çünkü Mustafa Kemal üzerinden inşa edilen bir dizide sürekli klasik TRT ve Osmanlı dizileri gibi Mustafa Kemal’in gösterildiği yerli yersiz bütün sahnelere bir şekilde yerleştirilmesini beklerken dizi konusunun dışına hiç çıkmıyor ve Mustafa Kemal üzerinden gereksiz bir dizi duygu sömürüsüne müsade etmiyor. İlk bölümde kamerayı Mustafa Kemal’in önüne hiç koymadıklarını da söylemek gerek. Gelelim kahramanımızın, İngilizlere Milli mücadele ile alakalı spoiler verdiği sahneye. Bir zaman makinası ile geçmişe giden bir karaktersiniz ve Mustafa Kemal ile karşılaşıyorsunuz ve memleketin halini görüyorsunuz. Acaba hangimizin aklına zamanda kırılma yaratacağı fikri gelir. Ben söyleyeyim “HİÇBİRİMİZİN.” Bunun yanında zaten karakterin olayı bu. Savruk tavırlarıyla dikkat çeken, bir sonraki adımı düşünmeden atan bir kişi var karşımızda ve sahneyi karakterle birlikte düşündüğümüzde sırıtan bir durum yok ortada, aksine bütün olaylar beraber ele alındığında zaten içte içe böyle bir konuşma yapmasını da bekliyoruz. Başka bir taraftan ise belki dizinin ana tetikleyici unsuru olarak ele aldığımızda çok kuvvetli gelmeyebilir. Yine de izlerken gözüme kesinlikle batmadı diyebilirim.

“ne yaparsan yap ama geçmişte geleceği değiştirecek bir şey yapma”
Bu bizim zaman yolculuğu yapılan film ve dizilerdeki neredeyse tek mottomuzdur. Pera Palasta bu matematik üzerine inşa ediliyor ve savruk kahramanımızın yol açtığı bir dizi olay ile Mustafa Kemal suikastını engelleyecek olan Piraye öldürülüyor ve kahramanımıza büyük bir görev veriliyor. “Mustafa Kemal’i kurtarmak”. Dizinin artık ilerleyen bölümlerinde hep bu büyük finale hazırlık yapacağımızı düşünüyoruz ancak buraya bir virgül koymak gerekiyor. Bölümler içerisinde ana karakterin kendi iç dünyasına yolculuk yapılması tabii ki de mantıklı. Sonuçta seyirci sürekli takip ettiği kahramanı tanımak ve onun hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyor ancak bölümler arasında bu yolculuğu yaparken hikayeye kattığı detayın ne olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Mesela kahramanımızın anneannesine annelik yaptığı detayda elimize bu bilgiyi öğrendiğimiz zaman bir şey geçmiyor sadece bakın böyle bir şey var biraz şaşırın istedik diye konulmuş bir kısım gibi geldi. Diğer yandan çatışmaların çözüme ulaşması da arka sokaklar tarzı olmuş. Bölüm içerisinde çatışma çözüm ve büyük finale giderken heyecan unsuru oluşturacak kısımlar neredeyse yok denecek kadar az. Bunu Breaking Bad üzerinden örnek vermek gerekirse Breaking Bad dizisinde 5 sezondaki tüm finaller bir sonraki bölümde çözülmesi gereken bir sorun ve bu sorunun bir sonraki bölümünde konusunu oluşturacak harika bir denklem üzerine oturtulur. Pera Palasta ise bölüm finalleri bırakın bir sonraki bölüme heyecan oluşturmayı, 3. Bölümden sonra izleyiciye şu mesajı vermeye başladı. “izlediğiniz finaldeki sorunu bir sonraki bölümün ilk beş dakikası içerisinde çözeceğiz” hal böyle olunca elimizdeki tek merak unsuru Mustafa Kemal suikasti olarak kaldı ve 8 bölüm sadece bu finali izlemek adına buraya kadar geldik bari bu bölümü de izlemeden geçmeyeyim tadında olmaya başladı. Matematiği merak edenler için ilk 3 bölümden sonra 8. Bölümü açıp izlerseniz aslında kaybettiğiniz çok fazla şey olmadığını anlayacaksınız.
Değinmemiz gereken diğer konu ise dizideki sanat ve kostüm tasarımı üzerine gerçekten uğraşıldığı. Geçtiği dönem üzerine en ufak açık vermeyecek şekilde olması tebrik edilecek bir başarı. Özellikle sanat ve kostüm tasarımı üzerine açık bulmaya sürekli odaklanarak izlememe rağmen beni şaşırtan, bu ne alaka dediğim bir tek an bile olmadı.
Sezon finaliyle birlikte 2. Sezona göz kırptıklarını da söylemeden geçmek olmaz bana biraz diğer sezonlarında bu minvalde olacağını düşünürsek Zamanaltı podcast tiyatrosunun hikaye tasarımıyla alakalı sezonlar izleyeceğiz gibime geliyor. Nedir bu peki ? kahramanın sürekli tarihteki belli başlı olayları değiştirmek üzere yola çıktığı ancak bu yolculukta geçmişte sıkışıp kaldığı sezonlar izleyebiliriz. Her şey bir yana Netflix’in bu zamana kadar yaptığı en iyi işlerden biri olmasını da tekrar yineleyelim. Gelecek sezonları heyecanla beklemekteyiz. Memleketi kurtarma yolunda başarılar.

메타데이터
- post_id
- e552dba989bd
- slug
- pera-palasta-gece-yarısı-e552dba989bd
- url
- https://medium.com/@caaltinok/pera-palasta-gece-yar%C4%B1s%C4%B1-e552dba989bd
- canonical_url
- https://medium.com/@caaltinok/pera-palasta-gece-yar%C4%B1s%C4%B1-e552dba989bd
- author_url
- https://medium.com/@caaltinok
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-27 09:00:14