Utancımla dağları delebilirim
Utanmanın sınırlarını daha yukarı taşımayı görev edinenlerden misin?
Utancımla dağları delebilirim

Utanmanın sınırlarını daha yukarı taşımayı görev edinenlerden misin?
Bir çok şeyin üst sınırlarının zorlandığı, dahasına ihtimal verilmediğinde, en az bir seviye üstüne koymayı başardığımız bir ülkede yaşıyoruz. Benim derdim hukuksuzluk veya ahlaksızlık değil. Onları geçtim, yine de bahsederim biraz. Ama mesela acının sınırı yok burada. Öyle ki, acımızı nasıl yaşayabiliriz bilmiyoruz, üzülme reflekslerimiz bile çaresiz kalıyor. Utanmanın en uç noktasındayız, geri bakınca her şey toplu iğne ucu kadar gözüküyor ama daha da utanacak bir şeyler oluyor. Hadi ölene utancımızı gösteremiyoruz, şanslıyız, kalandan saklanacak yerimiz yok artık. Utancımızın gölgesi o kadar büyük ki, ancak saklarsa acımız saklıyor.
Ben çok kullanıyorum, yıl oldu bilmem kaç diye. İlerleyen zamana mahçup olmak bile zor geliyor artık. Artık nasıl olur diye soramıyorum, çünkü bir sonra olacak tuhaflık, bir öncekini küme düşürüyor. Hayırlısıyla insanlığımızın sonunu beklemekten başka çare bulamıyorum. Alında ben her seferinde insanlık ölmüş diyorum ama kalkıyor yerden daha beterini yapıyor.
Bembeyaz karın ortasında, tatile gidenlerin yanarak öldüğü ülkede, madencinin ölmesi artık kimseye garip gelmiyor. Ölen madencinin hakkını savunan avukatın yıllardır hapiste olması, hepten normal. Hukuk yok diyeceksiniz ama sorun o değil. Bakın gerçekten o değil. Hukuk dediğin siyasi güç sahibinin kontrolünde olan bir şey. Oradan bir şey beklemek biraz saflık oluyor. Bu Roma’da da böyleymiş, Osmanlı’da da. Hukuk temel olarak bir siyasi enstrümanlar kitabı. Ben tarihimizde, hiç haklı yere hapis yatan duymadım. Töre cinayeti diye bir şey var mesela. Bir de ad takmışız mesela. Kimse ulan cinayetin töresi olur mu demiyor. O kadar kodlanmış aklımıza. 9 yaşında çocuğu, bütün köy bir olup ortadan kaldırmış, onu bile savunan var mesela. Kadın cinayeti var sonra. Başka kategori olarak. Ne diyordum, yıl olmuş 2025 biz hala nasıl çözeriz diyoruz. Depreme falan gireyim diyorum, e orası da aynı. Hukuki olarak imarımızla barışmamızdan dolayı, ölenleri koyacak mezar bulamadık ya.
Hani diyorlar ya, hakkı neyse onu alıyor millet diye. Bana kalırsa millet bir şey almıyor. Milletin elinde, aklında, kalbinde bu var. Biz buyuz yani. Levent Kırca diyordu, sorunları devralıyoruz diye. Çünkü genleri devralıyoruz. Biz başımıza gelenleri kendimize reva gören bir toplumuz. Seviyoruz bu halimizi, iyiyiz yani böyle. On binlerce şehidi olan bir ülkeyiz, bunların sorumlusundan çare bekliyoruz mesela, birimiz de çıkıp noluyor lan diyip, ses etmiyoruz. Çünkü biz buyuz. Bizim için önemli olan, kimin daha kabahatli olduğu. Kapitalist düzenin işi doğru kaybedeniyiz biz. Her kaybımız kitabına uygun. Madenin fıtratı da, depremin şehiti de, otelin sorumlusu da, tamamen kitaba uygun. Sonuç bölümünü yazabilecek yeterince argüman oldukça, sorunumuz yok bizim.
Otelin sıcaklığı gibi içim, soğumuyor. Yas tutmak, öyle susmak istiyor, ama galiba o da yasak. Birine sallamak lazım, hiç olmazsa otelin yakınında kayan 3–5 kişiye sallasam, ama o da saçma geliyor. Ya da bir sorumlu atsalar içeri, iyi hisseder miyim? Bulunur nasıl olsa birisi. Ama yok, benim derdim içimizde olmayan adalet duygusu. Herkesin sadece insan olduğu ve bir toplumun parçası olduğu için haklarının olması ve bunlar için hepimizin birbirimize adil davranması isteği. Hepimizin içinde daha çok kızmak isteyen, bu kızgınlıkla kendini bir kez haklı çıkardı mı, onu bir daha sorgulamak istemeyen bir virüs var. Halbuki zaten yüzlerce defa haklı çıktık. İçimizdeki, sevdiklerimizin ötesine geçmeyen adalet balonu, hiç bir işe yaramıyor. Kendi bencilliğimizi besliyor sadece. Madencinin hakkını savundu diye 7 yıldır içeride yatan avukatın videosunu repost edip rahatlamaktan fazlasına ihtiyaç duymuyoruz. O kadar aşağılığız. Mezuniyetteki arkadaşın pankartındaki gibi, hep başkalarının yakını ölecek sanıyoruz. Ölüm bizden uzak oldukça, çocuklarımıza kararttığımız gelecekten hiç rahatsız olmuyoruz. Cahilin cüreti, iyinin cesaretini hep yeniyor.
İyiyi bilip, kötüye boyun eğmek bir seçim bizde. Dünya’nın nimetleri, ki kendileri 3–5 yapay şekerin ağız tadı, ya da her gün daha konforlu olan arabanın lüksünden başkası değil, o kadar cazip geliyor ki, doğanın diğer hayvanlara gönderdiği bir nasihat gibiyiz. Akıl veririm size bunlar gibi olursunuz mesajı var bence içinde.
Bilincimden utanç duyar haldeyim. Yarın olacak ve beni insanlığımdan daha da utandıracak başka bir şeyin de üstesinden gelecek olan bilincimden utanıyorum.
Sorumlu aramak gibi gereksiz çalışmalarım yok. Zira sorumlunun kendimiz olduğunu bilecek kadar çok hata gördüm. Çözüm de bekleyemiyorum. Ölenlere Allah’tan rahmet de dilemiyorum. Cennete gitsinler falan gibi şeyler zaten çok benim alanım değil. Bu saatten sonra insanalara cennetin kendi kalpleri ve akılları olduğunu anlatmam zor. Söylerim ama zorlamam. Gideni unutmamak, sevgiyle anmak en doğrusu ama kim nasıl rahat edecekse. Buralarda ölmekten daha çok kalmaktan korkuyor artık insanlar. Hakkımızda hayırlısı olan, bir sonraki rezaletten sağlam çıkabilmek.
Daha medeni bir ortama kendimizi atabilmenin ümidiyle, sevgiler.
메타데이터
- post_id
- e5d2f1f0afa2
- slug
- utancımla-dağları-delebilirim-e5d2f1f0afa2
- url
- https://medium.com/@rahatsizinsan/utanc%C4%B1mla-da%C4%9Flar%C4%B1-delebilirim-e5d2f1f0afa2
- canonical_url
- https://medium.com/@rahatsizinsan/utanc%C4%B1mla-da%C4%9Flar%C4%B1-delebilirim-e5d2f1f0afa2
- author_url
- https://medium.com/@rahatsizinsan
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-26 08:21:59