← Back to list

4-Yaşam: Su İçer Gibi

Canlılık

Zeynep Karagöz in Türkiye Yayını · 2024-09-25 11:24 · 294 claps · 2.4 min read paywalled
#kişisel-gelişim #elementler #türkiye-yayını #türkiye #seri
Open on Medium ↗

4-Yaşam: Su İçer Gibi

Canlılık

Kapıdan içeriye girdiğimde bir karanlık kaplıyor içimi. Evin odaları karanlık, etraf toz içinde. Sırtımda çanta taşıdığımı eve girince fark ediyorum. Çantayı yere bırakmamla gözlerimden yaşlar akmaya başlıyor. Sanki yol boyunca yük taşımaktan ağlamaya fırsat bulamamışım gibi.

Düzenli bıraktığım yatağıma uzanıyorum, canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Evi temizlemem gerekiyor, kendimi de. Bir süre yatıp boşluğa dalıyorum. Uzun bir yoldan geldiğimi eve girdiğimde anlamıştım. Yorgunum ama yatarak dinlenemiyorum. Etraf giderek kararıyor. Odaya yansıyan ışık azalıyor ve sonunda karanlıkta kalıyorum. Odanın dağınıklığı görünmüyor. Kafamda oda gibi dağınık ve karanlık.

Kalkıp duş almaya karar veriyorum. Kıyafetlerimi çıkarıyorum; eve girdiğimde çantanın ağırlığından kurtulmam gibi bir hafifleme yaşıyorum. Üzerimdekini çıkarıyorum; altından başka bir kıyafet çıkıyor, onun altından başka bir tane… Üzerimi çıkarırken, ağustosun ortasında neden bu kadar kıyafet giyindiğimi düşünüyorum. Vücudum kıyafetlerden kurtulduğunda duşa giriyorum. Suyla vücudumun buluşması tüm yorgunluğumu alıyor. Şimdi dinlendiğimi hissediyorum.

Vücudum kururken, bir anda kendimi çamurun içinde buluyorum. Çamurun verdiği o ıslak huzursuzluk tüm bedenimi kaplıyor. Nasıl kurtulacağım? Yine bir şeyin içindeyim ve çıkmanın yollarını arıyorum. Saçlarımı düşünüyorum: “Şimdi kötü kokacaklar.” Daha önemli sorunlarım vardı, evet. Çamura nasıl düştüğümü hatırlamaya çalışıyorum ama bir türlü aklıma gelmiyor. Duştan çıktıktan sonra pencereden içeriye yansıyan ay ışığı da ışığını çekmişti. Ben de nereye bastığımı bilmeden çamurun içine düşmüştüm. Kocaman bir çukur; ne tutunabileceğim bir şey var, ne de biri.

Gittikçe ağırlaşıyorum, suyun ne kadar derin olduğunu da bilmiyorum. Çığlık atıyorum, Laura Palmer’ın çığlığı gibi bir çığlık. Çığlık Laura’nınkine benzedikçe daha da içine batıyorum. Yardım isteyebileceğim kimsenin olmadığını anlıyorum. Yüzme bilmiyorum ama öğrenebilirim? Çamurda yüzme öğrenme fikri hoşuma gidiyor. Debelenmeye başlıyorum bir süre. Devam etmek için zorluyorum kendimi.

Dışardan ses duyuyorum: “Simitçi geldi simitçi.” Seyyar simitçi, sanki penceremin önüne yerleşmiş gibi sürekli aynı yerden ve aynı tondan bağırıyordu. Simitçi geldi, simitçi geldi, simitçi geldi. Yüzmeyi unutup simitçinin çağrısına kulak veriyorum. Simitçinin gitmesini bekliyorum ama bir türlü gitmiyor. Sanki sokakta simitçiden başka kimse yok. Tekrar çığlık atıyorum belki simitçi beni duyar diye. Simitçinin sesiyle çığlıklarım birbirine karışıyor ama simitçi duymuyor beni. Bunun böyle olduğunu görünce hüzün tüm benliğimi kaplıyor. Çaresizlikle çamurun içinde bekliyorum.

Neden bu durumun içinde olduğumu merak ediyorum. Bir rüyanın içinde olmayı umut ediyorum. Ama varsayımlarım beni kurtarmayacak biliyorum. Bu durumun içinde kalmaktan başka çarem yok. Susuyorum ve yalnızca acıyı hissediyorum. Bu kez gözlerimi kapatmaktan korkmuyorum. Simitçinin seslerini duymamaya başlıyorum ama yine “simit” diye bağırıyor biliyorum. Teslim olmayı, suyun yöntemiyle öğrenmeye başlayınca çamurun içine batmıyorum. Ateş, toprak ve havada teslim olmayı öğrenmekle suya teslim olmak başkaymış.

Derin hüznüm, çamurun içindeyken gün yüzüne çıkıyordu. O çamurun içinde ne kadar ağladığımı bilmiyorum. Gözyaşlarım çamura döküldükçe çamurun rengi açılıyor ve o ağırlık hafifliyor. Çamurdan çıkmanın anahtarını buldum! Ama bu sadece gözyaşı akıtmak değildi. Gözyaşlarım, hüznümün verdiği o acıyla istesem de istemesem de akıyordu. O kadar fazla duyguyu aynı anda yaşıyordum ki, hepsi de hüzne yakındı.

Gözyaşlarım durulduğunda yansımamı görebiliyordum. Artık çamurun içinde değildim ve kendimi çok daha hafif hissediyordum. Yüzmeye başlıyorum; önümde kocaman bir deniz beliriyor. Çamurun içindeyken de zaten denizin içinde olduğumu anlıyorum. Aylardır denizdeymişim gibi hissediyorum. Su dalgası gibi buruşmuş bedenimi sudan çıkarmak istiyorum.

Etrafa bakınıyorum kendi evimi görüyorum her bir yanda. Kapının hangi tarafta olduğunu seçince o tarafa doğru yöneliyorum. Kapıyı açmaya korkuyorum; ya o karanlık atmosfer yine beni bekliyorsa? Kapının önünde düşüncelerin beni boğmasını izliyorum. Sonra tüm düşüncelerimi elimle denize doğru savurup kapıyı açıyorum…

Doğruca yatağıma uzanıp bir güzel dinleniyorum.

Fotoğraf yazar tarafından.

Fotoğraf yazar tarafından.

Serinin diğer yazılarını okumak için:

[embed]1-Big Bang: ATEŞİ GÖRDÜM Yaradılışmediumturkiye.com

[embed]2-Yerküre: Toprak Ne Anlattı YER ÇEKİMİmediumturkiye.com

[embed]3-Atmosfer: Hava Almaya Çıktım Oksijenmediumturkiye.com


메타데이터
post_id
e5fdc1ed9dc9
slug
4-yaşam-su-i̇çer-gibi-e5fdc1ed9dc9
url
https://mediumturkiye.com/4-ya%C5%9Fam-su-i%CC%87%C3%A7er-gibi-e5fdc1ed9dc9
canonical_url
https://mediumturkiye.com/4-ya%C5%9Fam-su-i%CC%87%C3%A7er-gibi-e5fdc1ed9dc9
author_url
https://medium.com/@ledzepz.ze
status
ok
fetched_at
2026-08-04 01:34:05