SİVAS
Adı duyulduğunda karşısındakinde tebessüm yaratan şehir.
SİVAS

Adı duyulduğunda karşısındakinde tebessüm yaratan şehir.
Dünyanın dört bir yanına göç etme ve cesurca yeni hayatlar kurma yürekliliğindeki insanların vatanıdır Sivas.
Sivas’ta hiç bulunmamış havasını soluyup, suyunu içmemiş, toprağına çıplak ayağınızla basmamış olsanız bile atalarınızın şehri Sivaslı olmak sizi ayrıcalıklı hissettirir, siz Sivaslı’sınızdır.
Hangi coğrafyada, hangi şehirde ya da ülkede yaşarsanız yaşayın kimliğinize kişiliğinize sinmiş,
kabul etmek isteseniz de istemeseniz de, bir gün sizde duyduğunuz bir deyişte, kulağınıza gelen bir ezgide ya da müziğin ritminde halay tutan bir grup insan gördüğünüzde genlerinizdeki Sivaslı gün yüzüne çıkıverir.
Sivaslılık komedilerin, parodilerin ve fıkraların konusudur.
Örneğin İstanbul’da sonsuz rezervi olan şey nedir? sorusunun cevabı Sivaslılardır.
Tarihinde Hititlere, Friglere, Perslere, Roma ve Bizans İmparatorluğuna, Selçuklulara, Danişmentlere , Selçukluya, Osmanlıya vatan olmuş şehirde, o dönemlerden kalma eserler tarihe tanıklıklarını bugün de gururla sürdürüyorlar.
Günümüz Sivas’ı, ataların emaneti eserlere, Divriği Ulu Cami, Gök Medrese, Çifte Minareli Medrese, Buruciye Medresesi ‘ne özenle sahip çıkıyor.
Şehrin içinde tarihi binalar günümüzde de kullanılıyor. Kendinizi yüzlerce yıl öncesinin şehirlerine ışınlanmış 21.yüzyıl insanı gibi hissediyorsunuz.
Ancak bu tezattın kendi içindeki uyumu büyülü bir atmosfer yaratıyor.
1892 de inşa edilen şehrin kalbindeki binada 04/11 Eylül 1919 da Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Sivas Kongresinde buluşmuş olmaları Sivas Atatürk Kongre ve Etnografya müzesini gezerken içinizi gururla doldurur.
Yüzünüzü şehir merkezinden ilçelere doğru döndüğünüzde doğanın doyumsuzluğunun seyrinde, kendinizi birden kadim kültürün ve sözlü aktarımla yaşamını sürdüren edebiyatın içinde soluk alır buluyorsunuz.
Bir yanınızda 16 yüzyıldan ses veren Pir Sultan Abdal tüm inanç ve yürekliliği ile “ Açılın Kapılar Şaha Gidelim” derken
Aynı toprakların bir başka ozanı Ruhsati
Bir vakte erdi ki bizim günümüz
Yiğit belli değil, mert belli değil
Herkes yarasına derman arıyor
Deva belli değil, dert belli değil
diyerek bin sekizyüzlü yıllardan bizlere seslenir.
16 Yüzyıldan Alevi-Bektaşi geleneğinin yedi ulu ozanından biri, Kul Himmet
Dün gece seyrimde bir şara vardım
Niyaz ile kapıları açılır
Lale sünbüllü bağını gördüm
Bülbül öter gönce güller seçilir
diyerek düşündürür bizleri
Öbür yandan Aşık Veysel katılır yolculuğunuza, hayat onu da şaşırtmaktadır.
Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gâhi gülen
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece
Bu topraklarda orta çağ karanlığını aratmayacak katliamlardır Sivas insanını sert, bileği bükülmez ve hüzünlü yapan ve yürekleri yakan ağıtları çığırtan.
Hasret Gültekin ses verir bir taraftan
“Harcanıp gidiyor ömür dediğin”
Giderken bir yandan da Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Behçet Aysan’ın Sivas’taki sonlarını ne aklınız ne yüreğiniz kabul eder.
Doğanın tüm sert yüzüne karşın baharda çiçeklerle donanır toprak, sarıya, mora, kırmızıya doyar gözleriniz ve ruhunuz.
1278 rakımdan seyre durduğunuzda Sivas’ı, içiniz sonsuzluk ve sınırsızlığınızı duyumsar.
Sivas’ın dondurucu ayazı öyle nüfuz eder ki içinize dağla, toprakla, havayla Kızılırmak’ın nazlı nazlı akan suyuyla bir olur, düşünürsünüz nedir bu topraklarda ozanlara, şairlere bunca doyumsuz, eşsiz dizeleri yazdıran?
Nedendir sazın tellerinden çıkan ezgilerin bu kadar yürek yakışı ?
메타데이터
- post_id
- e61c0a73dada
- slug
- si̇vas-e61c0a73dada
- url
- https://medium.com/@turkankinay_49100/si%CC%87vas-e61c0a73dada
- canonical_url
- https://medium.com/@turkankinay_49100/si%CC%87vas-e61c0a73dada
- author_url
- https://medium.com/@turkankinay_49100
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-20 07:01:03