← Back to list

Muhtemel Kudüs Valisi yada Kuzey Kore Başkanı Kim Olacak? Mesih mi Che mi?

Uyuma direnen insanların kaderini anlamak için mi yazdım bu yazıyı yoksa çağın popüler ikonlarını anlamak için mi bilmiyorum; elbette bir…

Hepimiz SANALIZ in Anlama Kılavuzu · 2026-01-01 08:32 · 54 claps · 4.4 min read
#che-guevara #isa #mesih #jesus #mitologia
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🕊️ · Religion

Muhtemel Kudüs Valisi yada Kuzey Kore Başkanı Kim Olacak? Mesih mi Che mi?

Uyuma direnen insanların kaderini anlamak için mi yazdım bu yazıyı yoksa çağın popüler ikonlarını anlamak için mi bilmiyorum; elbette bir önemi yok. İyi sallamak için burada değilim ancak “sallamışsın abi” deminizden gocunacak da değilim.

Başlıktaki sorunun anlamsızlığı ortada. İroni anlaşılmazsa yapacak birşey yok. Bu yazıda İsa/Che ikonografileri üzerinden geçmişi ve günümüzü anlamaya çalışacağız. Politik liderlik üzerine bir analiz bekliyor ve ironiyi sevmiyor iseniz okumayı bırakabilirsiniz.

Che’nin fotolardaki perişan haldeki ‘gara’ ve delici bakışlarını bilirsiniz. O bakışta ve bazen gülüşünde hiçbir gösterişli şey yoktur ve bunu hissedersiniz; İsa’da da durum aynıdır gözleri yere inik: Dağınık saçlar, yorgun gözler… perişan haller. Ama sadece o vaziyet bazen sizi durdurur ve yakalar. Bunlar sıradan bir vaizin gözleri ve sözleri değildir diye düşünürsünüz. Bunlar bir savaşçının, fedainin gözleri yada halidir. O andan itibaren, yaşamın ve ‘ideallerin’ artık sadece kelimeler değil bir tutum haline gelirler.

Bizim memlekette ‘şehitlik’ netameli bir kavram. Politik çakallıkların ikamesi için kullanılmakta; ama bu kavramın mitlere, ölümsüzlüğe açılan bir yönü de var. Bu açıdan Che’ye saygı duyuyorum; bir devrimi yönettiği için değil, inançlarına sonuna kadar sadık kaldığı için. Birçok kişi gibi ideolojinin saflığında, tarlalara, ormanlara dağlara gitti ve öldü. Bunu Hristiyan şehitlik fikrinden farklı görmüyorum. Şehitlik sadece ölmekle ilgili değildir; inançlarını sonuna kadar asla terk etmemekle ilgilidir. İşte hem İsa hem de Che’ye dünyaya hakim olmak isteyen kötücül iktidar merceğiyle değil, halkın gözünden bak bu ikonların arkasındaki soft mit gücünü görürsün.

Ya halkın kışkırttığı sahte kahraman ise her ikisi de… Sonuca buradan değil tekil yalnızlıktaki pürüzsüzlükten bakıyorum ben. Hayranlığım buradan. Üçümüz de biliyoruzki ki insanlar her zaman değişimi isteyen ve ondan en çok korkan kişilerdir. İsa’yı çarmıha gerenler sadece rahipler değildi tabiki bir zamanlar ona tezahürat eden aynı kalabalıktı. Che’yi ihanete uğratan Bolivya ordusu değil, kendi gerilla arkadaşıydı. Sonuçta, devrimler yerleşik düzen tarafından değil, halkın korkaklığı tarafından yok edilir.

Che’nin “aşk ve fedakârlık” söylemini Hristiyanlıkla bağdaştırabiliriz: Che’nin ikonik yüzünü gösteren ünlü fotoğrafı bilirsiniz. Latin Amerika’da ve küresel ölçekte hâlâ direniş ve isyanın sembolü olarak kullanılıyor. ABD’de Che genellikle diktatör Castro ile özdeşleştirilerek baskı ve şiddetle anılıyor. Latin Amerika’da ise Che, ezilenlerin yanında duran bir kurtarıcı figür olarak görülüyor. Kurtuluş fikrinin teolojisi açızından: Teologlar Georges Casalis ve José Míguez Bonino, Che’nin fedakârlığını İsa’nın “kenosis” (kendini feda) teolojisiyle ilişkilendiriyor. Casalis, Che’yi “her şeyini bırakıp özgürlük için yaşayan ve ölen devrimci” olarak tanımlamakta. Bazı sanatçılar Che’yi “Son Akşam Yemeği” tablolarında İsa’nın yerine koyuyor. Şiirlerde Che, “İsa imgesi” olarak betimleniyor; İsa’nın Che’ye dönüştüğü metaforlar kullanılıyor.

İsa ve Che ikonları üzerinden fedakârlık arketipi diğer kültürlerdeki benzer figürlerde mevcut: Örneğin Gandhi (Hindistan), Ali Şeriati (İran), Deniz Gezmiş (Türkiye) gibi figürler ile çoğaltılabilir. Tüm bu figürler halk mücadelesini çoğaltmış kişilerdir. Bu bireysel fedakarlıkların ve feda kültlerinin etrafında sınırlı zamana ve çekirdek arkadaş grupları vardır elbet ama çoğunlukla halk desteği eksik kalmıştır. Bu hep böyle olagelmiştir. Örneğin bir gazeteci tutuklandiği zaman arkadaşları gazetecelik mesleğini korumak yerine “kaç gün yatarı var” onu konuşuyor. Etik, mesleki ve sınıfsal sorumluluk göz ardı ediliyor

Halkın esenliği ve demokrasi açısından mesleye şöyle de bakabiliriz: Demokrasi, bir “gelecek tahmini/beklentisi” değil, bir “fedakârlık soru(nu)su”dur. Yani kimlerin neyi feda etmeye hazır olduğu, demokrasinin gerçek ölçüsünü belirler. O zaman olaya derinden bakan birine “bire cahil adam sorman gereken soru” “K.Kore’ye Kim Jong-un’dan sonra kim başkan alacak?” yada Kudus’ün muhtemel valisini tahmin işi değil, “neyi feda etmeye hazırız?”. Demokrasi gökten geliveren bir ideoloji ya da sistem değildir. Tüm demokrasi direnişlerinin toplamı kanla yazılmış bir antlaşmadır. Bu anlamda Che ve İsa hem yaşadı hem de öldü ve bu gerçeği kanıtladı. Demokrasi, sadece sandık ya da kurumlar değil; tarih boyunca verilen mücadelelerin, dökülen kanın ve ödenen bedellerin birikimidir. Bu yüzden demokrasi, “hazır bir paket” değil, sürekli yeniden yazılan bir antlaşmadır. Meslenin bir yönü bu…

Diğer yönü ise şu: Aslında yerin üstünde değişen bir şey yok. Che de İsa gibi yalanlara direndi, sonunda yenildi ve bu yüzden sonsuz (mit) oldular. Sonuçta inançların/ideolojilerin yada inananların hayranlık uyandıran saflıkları aynı. Yaşam olanca hızıyla devam etse de insanı ya yumuşatıyor yada sertleştiriyor. Bir kişi olarak etik bedelleri ödesen bile ayrımlarda kalırsın. İsa’da olsan Che’de olsan bundan kurtuluş yok. Fincana damlatılıp aroma olmaktan kurtulamazsın. Sonunda yaşamında onaylamadığın tanınma, onay veya bir şeye karşılık gelirsin.

Her haksızlığa öfkeyle geriliyorsan, o zaman benim yoldaşımsın.” Bunlar Che’nin sözleri. Bunları, İsa’nın “doğruluk uğruna zulme uğrayanlar kutsaldır” demesinden farklı görmüyorum. Aslında adınızın önünde “aziz” ya da diğerinin önünde “yoldaş” unvanı olmasa bile, yaşadıklarınız ve ölüş şekliniz ile ilgili yaşananlar, çağınızın korkaklarına sessiz bir eleştiri olabilir. İsa gibi, Che de ‘hareket eden’ bir adamdı. Sadece dünyayı değiştirmekten bahsetmedi — hareket etti, kanadı ve acıya katlandı. İsa tapınakta kırbaçlarıyla esenlik ararken, Che barikatların üstünde bir tüfek tuttu.

Che’nin şiddet içeren devrimci mirası ile İsa’nın barışçı mesajı arasında bir gerilim var mı? Elbette var. Popüler kültür bu gerilimi görmezden gelerek Che’yi “modern Mesih” olarak yeniden çerçeveliyor mu? Sol cenahın “sağ tarafından çalınmış İsa’yı geri alma” yada tersi “sola kaptırılmış feda figürü Che’nin geri alınması” girişimi olarak yorumlanır mı? Evet. Tüm bunlar umrumda değil.

İsa’nın Roma’ya karşı radikal mücadelesi zamanla “barışçı” bir figüre dönüştürüldü. Che de ölümünden sonra silahlı mücadele imgesinden uzaklaştırılarak sosyal adalet ve “barış” sembolü haline getirildi. Olaylar, kişiler bir an Hegelci tarih diyalektiğinin dışına çıktı; insanlar Kurtarıcıyı (umudu-trajediyi) keşfeder. İşte bu noktada yaşamın kendine has kaotik saflığı devreye girer. Olsun… bunların hiç biri umrumda değil.

Che, ormanlarda, şehirlerin eteklerinde, cumhurbaşkanlığı sarayına kadar savaştı. Ama Che asla bir politikacı olmadı. İsa’nın Kudüs’e girdikten sonra bile kraliyet tacının yerine dikenli tacı seçtiği gibi, o da sonsuza dek savaş alanı askeri olarak kalmak istiyordu. İsa’nın barışçıl mesajı ile Che’nin silahlı mücadeleye dayalı devrimci mirası arasındaki gerilim, teolojik tartışmaları körüklese de: İsa’nın çarmıha gerilmesi ile Che’nin Bolivya’da yakalanıp öldürülmesi, ikisini de “şehit” figürü haline getiriyor. Che, tarihsel kişiliğinden koparılarak bir “yaşayan sembol”e dönüştü; duvar resimleri, posterler ve şiirlerde hâlâ devrimci umutların taşıyıcısına dönüştü.

Dünya, büyük adamların portrelerini eylemlerinden ziyade tercih ediyor. Küba devriminden sonra Che, daha büyük bir mücadele arayışına çıktı. Afrika’ya, sonra tekrar Latin Amerika’ya. Sonunda, Bolivya ormanlarında unutulmuş silah sesleri yağmuruna düştü. Bedeni terk edildi, parmakları kesildi ve adları silindi — tıpkı İsa’da olduğu gibi. Adını silmek isteyenler vardı, ölümünün bir efsanenin tohumu olacağını asla bilmiyordu. Ama bu bir efsane değil. Bu bir uyarı. Bu, harekete geçmeyenler ölülerden bile daha az canlı olduklarının bir uyarısıdır.

Hem İsa hem Che, kendi bedenlerini bir “kurucu antlaşma”ya dönüştürmüşler, demokrasi ve esenliği bu şehitliklerinin (direnişlerinin) birikiminden deneyimlemeye çalışmışlardır. Bu süreç her kuşak için “neyi feda etmeye hazırız?” sorusunu yeniden yanıtlamayı gerektirmektedir. Allah’ın kahverengi gözlü çocuklarından olsamda, hayatımda zengin şişman kadına temas etme şansım olmadığından bu yazıyı yazmaktan kurtulmam mümkün değildi ve yazdım. Pişman değilim.

Kaynaklar

Devrimci Aşk: Ché’nin Karmaşık Mirası

İnceleme: Chesucristo, İnsan mı Efsane mi? JSTOR’da


메타데이터
post_id
e7ddb33efa97
slug
muhtemel-roma-valisi-yada-kuzey-kore-başkanı-kim-olacak-mesih-mi-che-mi-e7ddb33efa97
url
https://medium.com/anlama-klavuzu/muhtemel-roma-valisi-yada-kuzey-kore-ba%C5%9Fkan%C4%B1-kim-olacak-mesih-mi-che-mi-e7ddb33efa97
canonical_url
https://medium.com/anlama-klavuzu/muhtemel-roma-valisi-yada-kuzey-kore-ba%C5%9Fkan%C4%B1-kim-olacak-mesih-mi-che-mi-e7ddb33efa97
author_url
https://medium.com/@hepimizsanaliz
status
ok
fetched_at
2026-06-26 21:52:29