← Back to list

Toplumsal ikiyüzlülük ve Kuçuradi felsefesinin yalnızlığı

Ülkemin medyasının her türü Narin çocuğunun ölümü ile ilgili haberlere rastlıyoruz bir süredir. İyi ki olay örtülemiyor ve iyi ki olay…

Yeliz Karaçay in Türkçe Yayın · 2024-09-20 08:55 · 724 claps · 2.4 min read paywalled
#i̇oanna-kuçuradi #narin #i̇nsan-hakları #felsefe #türkçe
Open on Medium ↗

Toplumsal ikiyüzlülük ve Kuçuradi felsefesinin yalnızlığı

Ülkemin medyasının her türünde Narin çocuğun ölümü ile ilgili haberlere rastlıyoruz bir süredir. İyi ki olay örtbas edilmiyor ve iyi ki olayın unutulmaması sağlanıyor bir biçimde. Bu ayrı bir konu. Ancak Narin olayına her denk geldiğimde kulağıma fısıldayan bir ses bana diyor ki keşke bu toprakların yetiştirdiği bilge kadınlardan İoanna Kuçuradi de ülkemin her türlü medyasında yer etmiş olsaydı. Belki bugün Narin olayını konuşmuyor olacaktık. Keşke Kuçuradi ve felsefesi bu kadar yalnız bırakılmış olmasaydı.

görsel: acikradyo.com.tr

görsel: acikradyo.com.tr

Hikayenin tamamına ücretsiz ulaşmak için buraya tıklayın

İoanna Kuçuradi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Türkiye’de yaşayan, Türkiye’deki üniversitelerde çalışan bir filozof. Kuçuradi ömrünün büyük çoğunluğunu insan hakları, değerler, kurallar ve bunların felsefi temelleri üzerine düşünerek, araştırarak, okuyarak, yazarak geçirmiş bir felsefeci. Çok değil bir tane kitabını okuduğunuzda hemen etik ve değerler üzerine önceden sahip olmadığınız bir pencereden sorguladığınızı görüyorsunuz.

Kuçuradi “İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları” kitabının ilk sayfasında şöyle der.

“Bir kavram ne zaman tehlikeli olur? İçeriği bulanık olduğu halde, herkes bu kavramı bildiğini sanınca. Korkarım, insan hakları tehlikeli bir kavram olmuştur bile. Felsefe onları yeniden ele almalı, içeriklerini didiklemelidir.”

Narin olayında bir insanın hakkının gasp edildiğini düşünüyoruz ama belli ki hepimiz o haktan aynı şeyi anlamıyoruz. Aynı şeyi anlıyor olsaydık bugün bu olayı konuşmayacaktık. Bu noktada İoanna Kuçuradi hocanın yaptığı çok önemli bir şey var. O da normlara epistemolojik temel bulmaya çalışmasıdır. Bu temel sayesinde normlarla ilgili bir kavram söz konusu olduğunda herkes aynı şeyi anlayabilecekti. “Bir norma neden uyulmalıdır?”, “Bir şeyin gerekliliği nasıl haklılandırılabilir?” gibi sorulara net cevaplar verebilmek için net bir bilgi sunulmalıdır insana. Şöyle ki bilgi için bir özne ve bir nesneye ihtiyaç var. Nesne herhangi bir varlık değil bilmek için öznenin kendisine yöneldiği bir varlıktır. O halde önce varlığın özne tarafından nesneleştirilmesi gerekir. Dolayısıyla her bilgi nesneleşmiş bir varlıkla ilgilidir.

İnsan haklarının nesnesi ise “insanın değeri” dir. Kuçuradi insan haklarının sınırlarını ve gerekliliğini “insanın değeri” üzerine temellendirir. İnsanın değeri ile anlaşılan bir varlığın sadece insan olduğu için sahip olduğu olanaklardır. Her insan bu olanakları gerçekleştirme hakkına sahiptir.

“Bundan dolayı, bir kişide bir insan hakkının korunması söz konusu olunca, bu kişinin kim olduğu önemli değildir; başkasının bir insan hakkını çiğnemiş bir kişi olması da önemli değil. İnsan olması, insan haklarının onun için de korunması hakkını sağlıyor ona. Bir hakkı insan hakkı yapan, yani onun hiçbir insanda çiğnenmemesi ya da herkes için sağlanması gerekliliği, insanın olanaklarının bilgisinde temelini buluyor. Kendimizi –yani insan türünü- yeryüzünden silip süpürmeyi düşünmediğimiz sürece, hiçbir eylemin insan haklarıyla ilgisiz olmadığı bilinciyle, bu haklarımızı kişilerde korumaktan ve bunu yapan kişiler olarak kazandığımız hakla, bu hakların herkes için korunmasını yüksek sesle istemekten –devletlerden ve insanlıktan istemekten- başka çaremiz yoktur…” şeklinde açıklar Kuçuradi.

İnsanın insan olduğu için sahip olduğu olanaklar” çok kıymetli bir tanımlama bence. Çünkü kapsayıcı, çünkü hiç kimseyi dışarda bırakmıyor; kadın, çocuk, engelli, küçük, büyük, yaşlı, her dilden, her insanı içeriyor. Şimdi ülkemdeki insanların tümünün ya da bir çoğunun insana, bir olanaklar kümesi olarak baktığını düşünelim ülkede her şey bambaşka olmaz mıydı? Sadece burada edilen birkaç cümle üzerinden değil de hocanın kendi yapacağı açıklamalar üzerinden, toplumun sıkça insan hakları sorgulamalarına maruz kaldığını düşünelim, bu durum bile Narin olayının yaşanmama ihtimalini arttırmaz mıydı?

Gelelim başlıkta sözünü ettiğimiz ikiyüzlülük mevzuuna; her kanaldan, her sosyal medya platformundan, her gazeteden ağıt sesleri yükseliyor, bu mecralardaki insanların yaşanan duruma üzüldükleri belli ancak bu üzüntü bir film sahnesine üzüldüğümüz andaki gibi bir nevi dürtüsel bir tepki gibi duruyor. Aksi takdirde toplumun büyük kesimlerine ulaşma imkânını elinde bulunduran bu insanların en azından insan hakları için bunca emek veren bilge bir insanı da konu ve konuk etmiş olmaları gerekmez miydi?


메타데이터
post_id
e88bf610c28e
slug
toplumsal-ikiyüzlülük-ve-kuçuradi-şifacının-yalnızlığı-e88bf610c28e
url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/toplumsal-ikiy%C3%BCzl%C3%BCl%C3%BCk-ve-ku%C3%A7uradi-%C5%9Fifac%C4%B1n%C4%B1n-yaln%C4%B1zl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-e88bf610c28e
canonical_url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/toplumsal-ikiy%C3%BCzl%C3%BCl%C3%BCk-ve-ku%C3%A7uradi-%C5%9Fifac%C4%B1n%C4%B1n-yaln%C4%B1zl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-e88bf610c28e
author_url
https://medium.com/@karacayyeliz10
status
ok
fetched_at
2026-06-27 10:07:59