← Back to list

CMXXIV

Neden Beğendim?

Cagri Kumsar Batal · 2026-01-08 09:00 · 0 claps · 2.9 min read
#sanat #komedi #sahne #cem-yılmaz #fikirler
Open on Medium ↗

CMXXIV

Neden Beğendim?

Beğenelim ya da beğenmeyelim yaptığı her işle konuşulan bir sanatçıdır Cem Yılmaz. CMXXIV’ı özellikle iki kere izledim. Çünkü ilk izlemeye başladığımdan bugüne, ortaya koyduğu işlerin ilk seferde hakkıyla anlaşılabildiğini düşünmüyorum.

Öncelikle olgun bir Cem Yılmaz’ı izlemek beni fazlasıyla heyecanlandırdı. Bugüne kadar neler yaptığının da bence gayet farkında. Ayrıca anlattığı her şeye gülmek zorunda da değiliz. Çünkü, anlattığı bazı şeylere gülmek oldukça zor. Olgunluğunun da hakkını tam olarak gülemediğim bu noktalarda verdiğini düşünüyorum. Kendisinden de duyduğumuz üzere biten sadece Cem Yılmaz değil, bizlerde de biten bir şeyler var. Son yıllarda ülke olarak belki de fazlasıyla yorgunuz.

Elbette savunmak bana düşmez. Burada da yapmaya çalıştığım kendi fikrimi beyan etmek, başka bir amacım yok. Özellikle tamamını izlememiş olanların tek bir cümleyi örnek göstererek hedefler belirleme çabalarını doğru bulmuyorum. Burada şu örneği vermek doğru olabilir belki; “Adam 38 yaş kadınlara nasıl ölü der?” diye soranlara Silver Back ile ilgili anlattıklarını da baştan sona dinlemelerini öneririm. İlla ki bir hakaret var olarak görüyorsak en büyüğünü kendisine yapıyor olduğunu da fark etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Kendisi bundan gocunmuyor. İnsan, ne olduğunu ve ne olmadığını gerçek anlamda bilirse; kimsenin tek bir sözüyle neye dönüşmeyeceğini bildiğindendir.

Odak noktamıza neyi koyarak izlediğimize ve dinlediğimize göre nasıl anladığımıza da bir bakmakta fayda var. Dönüp “Bir Tat Bir Doku” dan bu yana baktığımda net bir temele oturduğunu ve bir bütünlüğe sahip olduğunu düşünüyorum. Önyargılarımızı bir yere kilitlemek hayattan alınacak tatların çeşitliliği ile bizleri muhakkak şaşırtacaktır.

Peki ben nelere odaklandım? Beden dilini anlattıklarıyla bu kadar örtüşük hale getirmiş olması bence en güçlü yönü. Sivas Kangalı’nı konuştururken kendi sesi, hali, tavrı tamamen susuyor. Bir gorilin kendisiyle konuştuğuna inanmış halini bizimle paylaşacak kadar bonkör, gorile hüzünlü bir ses verecek kadar cesur. Tüm bu anlatıların içerisinde ellerine dikkatle bakalım. Kimi, neyi duymamızı ve görmemizi istiyorsa bir bütün halinde “O’na” dönüşüyor. Tüm bunları yalnızca “komedi ya da komedyenlik” olarak anmak haksızlık olur. Bir anda sesiyle, beden diliyle başkalarına dönüşmesini de garip bulmayız, ilginçtir! İçerisinde yaşadığımız gerçeklikleri bu yolla anlatmayı seçmesi bence çok kıymetli. Öfkeli, saldırgan, ayrıştırıcı dillerden çok yorulduk. Yorulmaya da o kadar çok alışmışız ki gülüp geçeceklerimizle de kavga etmeden duramıyoruz.

Anlattıklarının yer yer güldürmesi, arada bir manevi bir tokat atması arasında gidip geldiğimiz bir gösterinin arka planı bizlere neler söylüyor? Elbette rastgele bir dekor ile karşımıza çıkmamıştır. Burada da sahnenin bana hissettirdikleri ve düşündürdüklerine biraz değinmek isterim.

  • Artık iki tane tekli koltuk görmekteyiz. Bu bana bilinçlendiğini ve iç sesiyle konuşmayı olgunlaşmış bir ilişki haline getirdiğini düşündürttü. Eskiden bilinçsiz miydi? Elbette hayır. Artık demlenmiş bir olgunluk asıl kastettiğim.
  • Tam orta arkada hafif buğulu camlara sahip, siyah çerçeveli bir kapı var. Bu da kendi kontrolünde olmayan, zehirli bir çok konuşmayı, fikri dışarda bırakmasını temsil ediyor olabilir.
  • İki kanat şeklinde kütüphane koltukların arkasında. Hangi tarafa oturup konuşuyorsa dayanak olarak kullandığı bilgileri hemen ardındaki en iyi dostlarından aldığını düşünmeden edemedim, yani okuduğu kitaplarından ve bazı objelerden.
  • Beni en çok etkileyenlerden biri bize göre sahnenin sağında kalan çalışma masasıydı. Orayı turuncu-sarı bir ışıkla aydınlatmış olmaları da oldukça dikkat çekici. Zihnin karmaşasını orada yazdıkça nasıl berrak bir hale getirdiğini düşündürten tonlara ve eşyalara sahip bu masa.
  • Üzerinde derin düşüncelere daldığım nokta ise koyu kırmızı ışıkla gerilerde bıraktığı ayaklı askı. Belki artık kimseyi sokmadığı bir alanı temsil ediyor. Çünkü üzerinde asılı herhangi bir şey yok. Kırmızının tonu, sahnenin gerisinde bırakılması oldukça önemli diye düşünüyorum.

Yazarlığı, oyunculuğu pek çok açıdan örnek alınmalı diye düşünüyorum. Elbette her şeyini beğenmek ya da takdir etmek zorunda değiliz. Arka plandaki emek görülmeli ve takdir edilmeli diye düşünüyorum. Bazı karakterler ve sahneler belki de uzun yıllar yanında taşıdıktan sonra bizler ile buluşuyor ve hiç kolay bir iş değil. Sadece gözlemle olacak bir iş olmadığını düşünüyorum. Ses tonu kaç farklı karaktere bürünüyor bir kere daha dönüp bakmak gerekir.

Kendimce sahneye koyduklarının ardındaki tüm o emeğe tarafsız bir gözle bakmadan konuşulmasını doğru bulmuyorum. Ülkemiz çok yönlü bir sanatçıya sahip olduğu için de mutluyum.

Son olarak herkesin beğenmemesinden de gizli bir haz duyduğumu söylemeden geçmek istemem. Çünkü sadece komedi olarak bakma derdindeysek küfür ve saçma şeyler duyarız, görürüz. Anlattığı meselelere, yaptığı taklitlere incelikli bir yerden bakarsak da acı gerçeklerimiz ile yüzleşir, uzun uzun düşünürüz.

Gerçeklerden kaçmak yerine bir aktarım biçimi tercih etmiş ve bunu sanatın çeşitli dallarıyla bizler ile paylaşmış olması bence çok kıymetli. Kendi adıma teşekkür ediyorum ve bizler ile paylaşacağı diğer işlerini sabırsızlıkla beklediğimi belirtmek istiyorum.


메타데이터
post_id
ebbb880bb4e2
slug
cmxxiv-ebbb880bb4e2
url
https://medium.com/@cagrikumsar/cmxxiv-ebbb880bb4e2
canonical_url
https://medium.com/@cagrikumsar/cmxxiv-ebbb880bb4e2
author_url
https://medium.com/@cagrikumsar
status
ok
fetched_at
2026-07-13 14:18:34