Bu bir yazgıdır refleks değil
Tutunmak... Hayatta kalabilmenin ilk kuralı. Düşerken sana uzanan ele tutun. Kaybolduğunda elindeki fenere, için dolduğunda kalemine…
Bu bir yazgıdır refleks değil

Tutunmak... Hayatta kalabilmenin ilk kuralı. Düşerken sana uzanan ele tutun. Kaybolduğunda elindeki fenere, için dolduğunda kalemine, yalnız kaldığında sevdiğine… Ki üşümesin için. Soğuk seni hasta eder, kırılganlaşırsın. İnsanı hastalık ve dert masum yapar. İçinde büyüyen ayrık otları. Kafanı sulandıran düşünceler. Karanlıktayım, yönümü bulamıyorum diyorsun. Kalbinde hissettiğin yakınlık, ona bak rehber olsun sana. Korkma! Sen onlar olmasa da masumsun.
Ruh bedene henüz üflenmişti o, rahme tutunduğunda. Kendi varlığından habersiz, iradesinden bağımsız bir yaşam kuralı ona hayatta kalmak için tutunmayı öğretmişti böylece. Bir insanı hayatta kırılgan yapabilecek çoğu faktör onu, daha anasının en mahrem yerinde hayata hazırlanırken yakalamıştı. Ettir, kandır, zardır… Bazı şeyler duvar tanımıyor.
Yabancı topraklarda dünyaya gelmek, ona belki de daha bebekken bazı duyguları aşılamıştı. Ait olduğu yerlerden çok uzakta olmak, ruhuna ilmek ilmek kimsesizliği işlemişti. Bu bilinmeyen diyarlarda annesi tek sığınağı olmuş, içi onun merhametiyle dolup taşmıştı. Annesinin kokusundan başka hiçbir kokuyu ruhu tanımamış, onun kokusu ve merhametiyle korunmuş, kollanmıştı.
Sokakta gördüğü ve evde yaşadığı hayat ona farklı olduğunu her an hatırlatıyordu. Bu durum bir taraftan onu ailesine, en çok da annesine bağlarken, diğer taraftan dışardaki herkese yabancılaştırıyordu. Kendisine içten tebessüm edenle alaycı ya da çıkarcı gülümseyeni ayırt edemiyor, içinde yeşeren merhameti, Allah herkese vermiş sandığı için yanılıyor, samimiyetine inandığı insanların kendisi gibi olmadığını fark etmesi uzun sürmüyordu.
Seneler bu farkın açtığı çukuru genişletmekten başka işe yaramadı. Çocukluğu boyunca içinde büyüyen farklılık duygusu onu insanlara karşı yabancılaştırdı. Artık kimseye güvenmiyor, dahası kimseyi sevmiyor, elde ettiği toplumsal imajının sefasını yalnız köşkünde hiç zorluk çekmeden sürüyordu. Gençliğin en güçlü zamanlarında bu yalnızlık onu ürkütmemekle birlikte, istediği zaman buna son verebilecekmiş gibi hissettiriyordu. Yakışıklı ve başarılıydı. Günleri tanıdığı tanımadığı insanların ona olan övgülerini dinlemekle ve hayran dolu bakışlarını seyretmekle geçiyordu. Bunların hangileri içten ve samimi, hangileri çirkin ve çıkar doluydu: ayırt etme zahmetine girmeden hepsini tek seferde yok sayıyordu.
Nitekim yaşı ilerledikçe gücünün ve konumunun zirvesinin geride kaldığını anlamış, kendisini bekleyen kaçınılmaz düşüşün ayak seslerini duymaya başlamıştı. Etrafındaki herkesin bir şekilde kendi sosyal çevresiyle hayatını rayına oturtturduğunu görmüş, tahtından inmezse başına gelebilecekleri sezmeye başlamıştı. Artık yalnızlıktan korkuyor, kendisine ruhundan bahsedecek birilerinin varlığına ihtiyaç duyuyordu. Dertlendiğinde derdini paylaşabileceği bir dost, fikir alabileceği bir arkadaş, kötü hissettiğinde ona bakıp ben burdayım diyebilecek bir yoldaş.
Şimdiye kadar sığındığı tek liman olan annesi de artık yaşlılık evresine girmiş, görevini tamamlamış bir anne rolünde yaşamını sürdürüyordu. Hayatının merkezinden küçük bebeğini çıkaralı çok olmuştu. Onu bütün sevgi ve şefkatiyle büyütmüş, zamanı gelince her anne gibi dünyanın kucağına bırakıvermişti. Artık geceleri üstü açıldı mı diye odasına gidip kontrol etmiyor, aç olup olmadığını takip etmiyor ve dışarı gönderirken ihtarlarda bulunmuyordu.
Senelerce insanlardan kötüdür iyidir demeden uzak kalarak yaşamış olmanın konforu, ömrünün neredeyse ortasında karşısına tecrübesizlik olarak çıkmıştı. Konumunda bir düşüş vardı, ama bunu şimdilik sadece kendisi fark ediyor ve insanlar hala akın akın çevresinde dolanıyordu. Bu insanlardan hangisiyle ruh birliği kurabilirdi?
Şimdi ya kendine ördüğü tek kişilik hayatında kalarak başına geleceklere razı olacak ya da sonuçlarına katlanarak hangi yöne ne niyetle olduğunu bilmeden bir adım atacaktı. Düşecekti. Ve düşerken kendisine uzatılan dal, onun yazgısı olacaktı.
“Ki ikidir gövdesi o yekpare hayatın
Mavi bir göl olmakla mavi bir atmacanın
Attığı bir tosbağa olmak farklı değildir.
Çünkü keskin taşlara çarparak parçalanmak
Elbette batak dolu bir sırçadan iyidir.”
메타데이터
- post_id
- eeac4e0765f
- slug
- bu-bir-yazgıdır-refleks-değil-eeac4e0765f
- url
- https://medium.com/@sametcrk026/bu-bir-yazg%C4%B1d%C4%B1r-refleks-de%C4%9Fil-eeac4e0765f
- canonical_url
- https://medium.com/@sametcrk026/bu-bir-yazg%C4%B1d%C4%B1r-refleks-de%C4%9Fil-eeac4e0765f
- author_url
- https://medium.com/@sametcrk026
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-27 03:31:02