yetmiş birinci gün
(Metindeki italik yerler Eski Ahit’ten alınmıştır.)
yetmiş birinci gün

(Metindeki italik yerler Eski Ahit’ten alınmıştır.)
evet tepelerden ve dağlardan gelen gürültü yalandan başka bir şey değildir sevgilim biz sevişelim tırnakların sırtımda ve derimiz bir fırın gibi ateşli yontucular bizi görseler diyorum ama tam da tırnakların önce dudaklarını ıslatıp kurular yontucular ve bir tanrı heykeli yaparlar topraktan susuzluktan öleceğim bana su ver diye bağırdığında toprak, diye bağırdığında derimiz göklerin en güzel çiği üzerimize düşecek ve sevgilim biz ne mi olacağız güneşin yetiştirdiklerinin en güzeli
işte sevgililerimin bana verdiği ücret ve bırak gideyim çünkü gün doğmaya başlıyor işte sevgililerimin bana verdiği ücret ve bırak gideyim çünkü gün doğmaya başlıyor işte sevgililerimin bana verdiği ücret ve bırak gideyim çünkü gün doğmaya başlıyor git çünkü ben nasılsa çiçekleri ve seni -seninle benim aramdaki antlaşmamı sana armağan etmek istiyorum- seni alabildiğine çoğaltacağım
elli iki gün boyunca giysilerimi çıkarmadım yetmiş gün boyunca ağlayıp yas tuttum para karşılığı mutsuzları ve bir çarık karşılığı yoksulları satın aldım mutsuzlar ve yoksullarla isyan: niçin ben ondan üzüm vermesini beklerken o yabani salkımlar verdi mutsuzlar ve yoksullarla dua: her vadi doldurulsun, her dağ ve her tepe alçaltılsın
mutsuzlar ve yoksullar ve ben sedir ağacından bir evde oturuyordum mutsuzları ve yoksulları bıraktığım o sedir ağacından evde onları güve yiyecek
gördüğün gibi sevgilim kentte oturmak iyi fakat sular kötü toprak kısır bir apartmanın on üçüncü katında uyuduğum ilk gece bir rüya gördüm: yer üzerinde merdiven dikilmişti; merdivenin tepesi göklere eriyordu; üzerinde Allah’ın melekleri inip çıkıyorlardı çıkarkenki çiçeksiz saçları meleklerin inerken nasıl da çiçekleniyordu demek senden gelip sana gidiyorlardı o rüyanın ertesi Allah’ın eli o kadar ağırlaştı ki kentte bir ölüm şaşkınlığı oldu bir sabah bir küçük adam kentin üstünden bağırdı: kendilerine sarnıçlar, su tutmayan çatlak sarnıçlar kazan herkes kendi kentine gitsin! bir öğlen bir büyük adam –gibi- kentin üstünden bağırdım: beni bırak da dayanmak için elektrik direklerine dokunayım bir akşam bir küçük adam kentin üstünden bağırdı: kentin üstünden bağıran büyük adam, bu müstehcen isteğiniz için sizden davacı olmaktan geri durmayacağım gördüğün gibi sevgilim kentte oturmak iyi kentte görülen rüyalar iyi fakat sular kötü toprak kısır ve Allah’ın elini öpmeyenlerin çatlak sarnıçları
yeni kentte her vadi dolduruldu her dağ ve her tepe alçaltıldı yaşam bir tohumun filizlenmesi ise yeni kente bahar geldi sevgilim babalar koruk yediler ve oğulların dişleri kamaştı ve demek ki soyağaçları da betonu deldi Mc Donalds bile açıldı fakat hala sessizce yürümemiz gerekiyor yalvarırım sevgilim gel yeni kente bir çocuğu al ve benim için emzir ve yine gel yine gel bir kadın emzirdiği çocuğu unutur mu? İşte toz ve külden başka bir şey olmadığımız halde Rab’le konuşmaya ve hatta ona yıkması için yeni bir kent yaratmaya cesaret ediyoruz ve sevgilim biz bu yeni kentte “bırak da dayanmak için elektrik direklerine dokunayım” diyenlerin kulaklarına inan, masallar fısıldamıyoruz.
Rümeysa Cebeci.
메타데이터
- post_id
- efa8e23044c2
- slug
- yetmiş-birinci-gün-efa8e23044c2
- url
- https://medium.com/@guzelliksorusturmasi/yetmi%C5%9F-birinci-g%C3%BCn-efa8e23044c2
- canonical_url
- https://medium.com/@guzelliksorusturmasi/yetmi%C5%9F-birinci-g%C3%BCn-efa8e23044c2
- author_url
- https://medium.com/@guzelliksorusturmasi
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-28 18:25:08